Nilgün Yüksel: Zizek Üzerinden Bir Okuma Denemesi 2

Share Button

Nesnesine Yaklaşan Arzunun Yitimi: Endişe

Zizek, Lacancı endişe anlayışını iki cümleyle açıklar: “Endişe, arzunun nesne nedeni eksik olduğunda ortaya çıkmaz; endişeyi doğuran şey, nesnenin eksikliği değil, nesneye fazla yaklaşmamız ve böylece eksiğin kendisini kaybetmemiz tehlikesidir. Endişe arzunun ortadan kalkmasıyla oluşur.”(1)

Zizek, adını Shakespeare’in II. Richard oyununda geçen “yamuk bakmak” repliğinden ödünç aldığı kitabında hiçlik kavramını yine edebȋ metinlerden referanslarla okur.

Burada arzunun yitiminde ya da gerçeğin çarpıtılışında ilk elden edebiyatın seçilmesi de bir rastlantı olmasa gerek. Edebiyatın fanteziye en açık alanlardan biri olduğunu söylemek yanlış bir önerme olmayacaktır. Çoğu zaman edebȋ metinler anlağımızda kurgusal bir görüntüyü çağırır. Bu görüntüler özneldir ve sadece bizim deneyimlerimizle ilişkilidir. Belki de bu yüzden sinema tarihi boyunca edebiyat uyarlamalarının yapıtın kendisiyle ne kadar örtüştüğü tartışma konusu olmuştur. Çoğu zaman yönetmenin bakışı tatmin edici olmaz; çünkü metni okuyanın çokluğu kadar metne dair gerçeğe dönüşmemiş kurgusal görüntü vardır.

Zizek, Lacan’ın “The Four Fundemantal Concepts of Psycho-Analysis” seminerlerinde ortaya koyduğu amaç ve dürtü kavramlarını “Dürtünün nihai amacı dürtü olarak kendini yeniden üretmek, dairesel yoluna dönmek, hedefe gidip gelen yolunu sürdürmektir… asıl keyif kaynağı bu kapalı dairenin tekrara dayalı hareketidir.” diye açıklar. Başka bir deyişle fantezi, arzuyu gerçekleştiren bir senaryodur. Oysa Zizek, Zenon(2) paradoksuyla fantezi boyutuna başka bir bakış getirir. Fantezi arzuyu gerçekleştirmekten çok onu doğuran bir senaryodur. Çünkü arzulamak için fantezilere ihtiyacımız vardır. Ya da arzulamayı fantezi yoluyla öğreniriz.

Burada Zizek’in Yamuk Bakmak adlı kitabında ele aldığı öncelikle yitirilene dönüşe örnek olacak, başta tanımladığımız o dairesel döngüyü hatırlatan iki metinle karşılaşıyoruz. İlki Robert Sheckley’in “Dünyalar Deposu”. Hikâyenin kahramanı Bay Wayne, özel bir ilaçla insanların tüm arzularını gerçekleştirdiği söylenen Tompkins’i ziyaret eder. Arzularının gerçekleşmesi için ona en değerli eşyasını vermek zorundadır, fakat Bay Wayne kararsızdır ve kararsızlığını Tompkins’e açıklayıp bir süre düşünmek istediğini söyler. Sonra karısı ve oğluyla kurduğu yaşama geri döner. Her gün Tompkins’i düşünmesine rağmen gündelik rutin içinde bir yıl geçer. Gözlerini açtığında Tompkins’in yanındadır. Ve nükleer savaştan sonra yaşamak zorunda oldukları sığınağına dönmesinin zamanı gelmiştir.

Kahraman, temelde bir zamanlar yaşadığı hayatı arzulamaktadır. Yalnız buradaki paradoks, aslında arzusuna ulaştığında ya da çok yaklaştığında arzunun yitimine ilişkindir. Rutinin içinde kahraman arzusuna gidecek yolu düşünüp bir gün oraya dönmeyi arzular, fantezide ise zaten bir zamanlar yaşadığını arzuladığını fark eder. Ama her iki durumda da arzu çok yaklaşmış olsa da kendini geçekleştirmemiş, bir kez daha onun ulaşılmazlığını kanıtlamıştır.

z1

z2

(Edebiyatın fanteziye en açık alanlardan biri olduğunu söylemek yanlış bir önerme olmayacaktır. Çoğu zaman edebȋ metinler anlağımızda kurgusal bir görüntüyü çağırır. Bu görüntüler özneldir ve sadece bizim deneyimlerimizle ilişkilidir.)

Benzer bir metaforu Slavoj Zizek Patricia Highsmith’in “Karanlık Ev” adlı öyküsü üzerinden açıklar. Bir Amerikan kasabasında erkeklerin bir barda toplanıp tepedeki terk edilmiş ev hakkında konuşmaları olay örgüsünün başlangıcıdır. Erkekler arasında evin esrarengiz lanetinden dolayı kendilerinin oraya gidemeyeceğine dair bir anıştırma yerleştirmiştir yazar öyküye. Ama aynı zamanda o ev hepsinin ilk kez özellikle de cinsellikle ilgili kuralları ihlal ettikleri yerdir. Kasabaya bir gün genç bir mühendis gelir ve eve girmeye cesaret eder. Sonra da bara gidip evin sadece bir harabe olduğunu anlatır. Bardakiler bir anda dehşete kapılır, içlerinden biri mühendise saldırır. Genç adam yere düşer ve ölür. Zizek, öyküyü mühendisin, adamları arzularını dile getirebilecekleri bir yerden yoksun bırakışı olarak yorumlar. Nesneyle birlikte fantezi de yok olmuştur. Ev, aslında hiçbir şeydir dolayısıyla bir kez kaba gerçek açığa çıktığında yaratılan senaryoların da hiçliğine işaret eder. Böylesi bir durum ölümcül bir yapıya bürünebilir. Başka bir açıdan mühendisin ölümü başka bir metaforu da gündeme getirir. Arzu nesnesini yok edeni yok etmek, arzuyu ve fanteziyi geri çağırmanın bir yoludur.

z3

z4

Shakespeare’in Othello’sundan iki sahne

Shakespeare’in kahramanları, aşırılığın kahramanlarıdır. Tutkuları, gerçeği algılayışları ve yarattıkları senaryolar sonunda yıkımı hazırlar.

z5

John Everett Millais, Ophelia, 1851–1852, tuval üzerine yağlıboya, 76.2 cm × 111.8 cm, Tate Britain, Londra

Zizek, edebȋ metinler üzerinden yaptığı tartışmada Shakespeare’in II. Richard oyununda kraliçenin önsezileriyle kral için endişelenmesini ele alır. Kralın uşağı Bushy, onu teselli etmek için her cevherin yirmi gölgesinden söz eder. Gölgelerin hiçbiri kendisi değildir, ama öyle sanılır ve bazen doğrudan bakınca bulanık görünen perspektifi algılayabilmek için ona yamuk bakmak gerekir.

Aslında Zizek’in de belirttiği gibi Shakespeare, burada çift anlam kullanmıştır. Kraliçe zaten olan bitene uşağın önerdiği gibi yamuk bakmaktadır ve böyle baktığı için de meseleyi net görmektedir. Kral endişe edilmesi gereken bir ruh hâlindedir ve aslında gölgeler birer teselliden ibarettir.

Shakespeare, Lacan’ı okumuş olmalı, der Zizek. Kuşkusuz Shakespeare’in başarısı ve yüzyıllar içinde tükenmeyişi insan ruhuna doğru perspektiften bakmasından kaynaklanır. (Elbette ki burada Shakespeare’in bir Rönesans insanı olduğunu, ekonomik ve sosyolojik bağlamların kökten değiştiği bir çağda yaşadığını göz önünde bulundurmak gerekir). Shakespeare, algılarımızı çarpıtan, gerçekliği perdeleyen aşırı duygular üzerine yoğunlaşır. Hamlet’te öfke ve intikam; Othello’da kıskançlık; Romeo ve Jüliet’te aşkın esrikliği ve kaybetmenin aşırılığı çıkar karşımıza. Sonuç, hep ölümle sonuçlanan bir trajedidir. Shakespeare’in kahramanları, aşırılığın kahramanlarıdır. Tutkuları, gerçeği algılayışları ve yarattıkları senaryolar sonunda yıkımı hazırlar. Shakespeare, süreçte ve sonuçta bir tür hiçliğe varır.

Aslında, verilen örneklerin tümünde arzu, aynı zamanda metafor olarak ölümcül deneylere de işaret etmektedir. Nükleer savaştan sonra dünya, mühendisin ölümü, Shakespeare’in oyunlarındaki sevilen kişinin kaybı bir anlamda aşırılığın sonuçlarına ilişkindir. Bir başka açıdan bakarsak uca gitmek bize çıplak gerçeği hatırlatan parçamızı yok etmekle mümkündür.

Zizek’e dönelim, II. Richard oyununda Kraliçe ile Bushy’nin diyaloğunda kraliçe kederinin elinde olan bir şeyden kaynaklandığı, sadece bunu bilmediğini söyler. “Kraliçe’nin Bushy’ye cevap verirken son derece özlü bir biçimde ifade ettiği gibi, ‘hiçbir şey’den ‘bir şey olan yeisi’ çıkmıştır. Arzu, “bir şey” (arzunun nesne-nedeni) onun “hiçliği”ni, boşluğunu cisimleştirdiği, ona pozitif varoluş kazandırdığı zaman kanatlanır. Bu “bir şey” de ancak yamuk bakarak açık seçik algılayabileceğimiz anamorfotik bir nesnedir, saf bir surettir. Meşhur “hiçten hiç çıkar” düsturunu yalanlayan şeydir tam da arzunun mantığı (üstelik bunu yapan tek şeydir): Arzunun hareketi içinde, “hiçten bir şey çıkar”. Arzunun nesne-nedeninin saf bir suret olduğu doğruysa da, bu onun maddi fiilȋ hayatımızı ve eylemlerimizi düzenleyen bir sonuçlar zinciri başlatmasını önlemez.”(3)

Sadece edebȋ metin değil herhangi bir metin, örneğin çok satan polisiyeler, sıradan bilim kurgu öyküleri, kişisel gelişim kitapları… çoğu zaman görmezden geldiğimiz ya da bayağı buluşumuz nedeniyle küçümsediğimiz öteki dünyanın seri üretimleri, genellikle tam da birincil dürtülerimizi, öz benliğimizi oluşturan duygularımız ve buradaki çarpıtmalarımız üzerinden ilerler.

Debbie Ford’un çok satanlar listesine giren “Işığı Arayanların Karanlık Yanı” adlı kişisel gelişim kitabında şuna benzer bir cümle geçer, “Çoğumuz kendimizi iki odalı bir ev sanırız, oysa hepimiz doğduğumuzda birer şatoyduk, zamanla odaları kilitledik ve anahtarları nereye koyduğumuzu unuttuk.”

Kaybettiğimiz “şey”le ilgilidir bu cümle. Kaybetmişizdir, hatta kaybettiğimizi bile unutmuşuzdur. Sadece II. Richard’daki kraliçenin önsezisi gibi bir şey olduğuna dair sezgilerimiz vardır. Yeniden ulaştığımız anda “ben”e dönmemiz olasıdır. Üstelik bu “ben”e dönüş rutinin dışına çıkmak değil, onu fark etmekle ilişkilidir. Anahtara ulaşmak, onu hatırlamak bir açıdan hazza ve arzuya dönüştür.

Masallarda da sıklıkla geçen eğretilemelerdir, odalar, kapılar ve anahtarlar. Kahraman bir saraya ya da şatoya düşer. Burada ona sonsuz bir mutluluk vadedilmektedir. Tek bir şartla. Kırkıncı odanın kapısı asla açılmamalıdır. Eğer sözünü tutarsa oradaki nimetlerden dilediğince yararlanabilecektir. Oysa anahtarlar elindedir. Dayanamaz. Kapıyı açar. Sonrası masalın sonuna bağlıdır. Ya aşması gereken engellerle karşılaşır ya da vadedilenden daha güzel bir cennetle. Arzunun simgesi anahtar bir kez daha hayatımıza dair eylemler zincirini başlatmıştır. Kapıyı açmak, bir hiçlikle karşılaşılacak olsa da yeniden üretmenin-eyleme geçmenin ön koşuludur.

Bütün bunları Orhan Pamuk’un “Cevdet Bey ve Oğulları” romanındaki anne kahramanının bir cümlesiyle bağlamak mümkün. “Canım bir şey istiyor ama ne?”

Bazen nesnesine çok yaklaştığında arzu yiter. Belki de yeniden arzulamak için nesnenin bir kez daha yitirilmesi, sonra yeniden hatırlanması gerekir.

Dipnotlar:

1. Slovaj Zizek, Yamuk Bakmak: Popüler Kültürden Lacan’a Giriş, çev. Tuncay Birkan, Metis Yayınları, İst. 2005, s. 21

2. Varlığın bir olduğunu savunan İlk Çağ rasyonalist filozoflarından Parmanides’in öğrencisi.

3. Slovaj Zizek, Yamuk Bakmak: Popüler Kültürden Lacan’a Giriş, çev. Tuncay Birkan, Metis Yayınları, İst. 2005, s. 27

Share Button
Nilgün Yüksel

Hakkında Nilgün Yüksel

1999 yılında Ege Üniversitesi Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. 2002 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü Batı Sanatı ve Çağdaş Sanat alanında yüksek lisansını tamamladı. 2011’de YTÜ Sanat Tasarım Fakültesinde doktoraya başladı. Tombak, Genç Sanat, Türkiye’de Sanat, rh+sanart dergilerinde yazı işleri ve editörlük görevlerinde bulundu. Tombak dergisinde Osmanlıca metin çevirisi yaptı. Türkiye’de sanat ve rh+sanart dergilerinde güncel sergiler üzerine düzenli eleştiriler yazdı. Sanat ve diğer disiplinler, müze ve sanatsal oluşumlar üzerine özel dosyalar hazırladı. Plastik sanatlar alanında jüri üyelikleri ve danışmanlık yaptı. Sanatçılar üzerine monografik kitaplar kaleme aldı. 2010 yılında Çağla Cabaoğlu Galeri işbirliğiyle Şangay Uluslararası sanat fuarına gidecek serginini küratörlüğünü yaptı. 201-2012 yılları arasında yönetmen Semih Kırmemiş ile Bedri Rahmi Eyüboğlu belgesel filmini yaptı. 2014 yılında sanat öğrencilerine burs sağlamak amacıyla üzerinde dört yıl çalıştığı, “Sanat Objesi Olarak Sanatçı” adlı proje sergisini hayata geçirdi. Bugüne kadar plastik sanatlar alanında 300’ün üzerinde makale kaleme aldı. Türk ve yabancı sanatçılara özel kataloglar yazdı. 2010 – 2011 eğitim döneminde özel Aydın Üniversitesinde Sanat Sosyolojisi dersleri verdi. 2012’te İTÜ’de öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladı. Kültür araştırmaları, sanat teorileri, güncel sanat, eleştiri pratikleri üzerinde çalışmakta, güncel eleştiri yazıları kaleme almakta, kendi alanında ders vermekte, editörlük, sanat danışmanlığı ve küratörlük yapmaktadır. **** Nilgün Yüksel is an art historian and freelance art critic, lives and works in İstanbul. She has been working in a departmant of fine art, İstanbul Technical University. She curated exhibitions such as “Tree of Life” (for Çağla Cabaoğlu Art Gallery, Shangai Art fair ) and “Artist as an Art Object” (sponsored by Yapı Kredi Private Banking). She worked as an editor and art critic at art magazines such as Tombak, Türkiye’de Sanat, Genç Sanat, rh+sanart. She made a documentary film about Turkish artist Bedri Rahmi Eyüboğlu (with director Semih Kırmemiş). She has written monographies about Turkish artists and numerous articles in national art magazines such as Türkiye’de Sanat, Gençsanat, Artdekor, Cosmolife, Antik Dekor, Milliyet Sanat, Mimarlık, Skala, Artist, rh+sanat, Evrensel Kültür, Tombak, Kolaj Art, This year, she is a boarding member of AICA, Turkey. e-mail: nilguneyuksel@gmail.com

Yorumlara kapalıdır