Lütfiye Bozdağ: Bünyamin Özgültekin’in “Paralel Process” Serisi: Buluşmak-Kanal-Pole

Share Button

15-21 Haziran 2014 tarihleri arasında; Almanya Braunschweig Üniversitesi, İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi ve Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nin birlikte oluşturdukları 3. Kunstprojekt Sanat Projesi sergisine Bünyamin Özgültekin, üç çalışması ile katıldı.

Kültürlerarası bir sanat ve kültür projesinin “buluşmak-anla(ş)mak” konsepti çerçevesinde düzenlediği sergide Bünyamin Özgültekin’in “Buluşmak” adını verdiği çalışması “Paralel Process-576 serisinden. Yaklaşık üç milyon Türk’ün yaşadığı Almanya’da “buluşan” ve “örtüşen” noktalara rağmen hâlâ yabancı uyruklu vatandaşlara karşı ön yargılar bulunmakta. Sanatçının dört ayrı karede yer alan, dört ayrı rengin aynı zeminde buluşmasıyla oluşan çalışması, ayrı kültürlere mensup insanların bir arada olabileceği, kültürlerarası yakınlaşma kurabileceği düşüncesine referans vermesiyle öne çıkıyor.

Kültürlerarası buluşmayı gerçekleştirmek için istekli olan tarafların bir araya gelmesi gerekiyor. Buluşmak için de tanışmak gerekiyor. Tanışmaktan yola çıkılıyor, amaç ise sanatın diliyle barışa ulaşmak.

Barışın ön koşulu var mı?

Var, evet “sevgi”.

Sevmenin ön koşulu var mı?

Var, evet “tanışmak”.

Tanışmanın ön koşulu var mı?

Evet, bir araya gelmek, buluşmak.

Buluşmanın ön koşulu var mı?

Buluşmanın ön koşulu bir araya gelmeyi istemek.

Özgültekin, bu paralelde dört ayrı rengi bir karede bir araya getirirken daha fazla buluşma, daha fazla anlaşma ilkesine bağlı olarak özellikle de sanatsal ve kültürel platformda önyargıları yıkmanın en iyi anahtarı olan sanatın evrensel dilini kullanıyor.

Ancak sanatçı bu çalışmasında bir tehlikeye işaret ediyor. Özgültekin’in “Buluşma” adlı çalışması, çift yönlü bir bakışla okunabilir. Bu bakışın bir yönü; farklı renklerin biraradalığının getireceği huzur ve barışa referans verirken; diğer yönü ise karşıt bir durumu, bir tehlikeyi işaret ediyor. Tehlikeyi işaret eden bu sembol, “swastika” gamalı haç. Pek çok antik uygarlıkta rastlanan bu sembol, ilk kez Neolitik döneme ait toprak kapların üstünde görülmüştür. Birçok kültüre göre swastikanın dört kolu, dört kozmik gücü (ateş, su, hava, toprak) simgelemektedir. Mezopotamya’dan Mayalar’a; Hindistan’dan Bizans’a; Kıpçak Türkleri’nden Anadolu’ya, Navarrolar ve Sümer’de görülen ve kültürden kültüre farklı anlamlar taşıyan swastika, Hinduizm ve Budizm’e göre kutsaldır.

Almanya’da, 1919-20 yıllarında kurulan Nazi partisinin bayrağında yer alan bu sembol, 15 Eylül 1935’te koyu kırmızı zemin üzerinde, beyaz bir daire içinde yer alan siyah gamalı haç olarak kullanılır. Mayıs 1945 yılında İkinci Dünya Savaşı’nın bitmesiyle birlikte sona erdiyse de bu gün savaşı, ırkçılığı hatırlatan bir sembol olarak zihinlerde yer etmiştir. Özgültekin’in buluşma adını verdiği çalışmasında dört rengin aralarındaki boşlukta görünen siyah renkteki bu sembol, Nazi Almanyası’nda, kolları saat yönünde kıvrılan gamalı haça atıfta bulunuyor, Bu sembolle sanatçı, barışın olmadığı yerde, ortaya çıkacak savaş tehlikesine dikkati çekiyor.

b

Resim 1: “Buluşma” Paralel Process-576

 

Almanya ve Türkiye arasında çok sıkı politik ve ekonomik ilişkiler bulunmasına rağmen bu bağ ve ilişkinin kültürel yaşamda istenilen boyutta olmaması, iki ülke arasında kültürel bir geçiş kanalının oluşturulmasıyla giderilebilir düşüncesinden yola çıkan Özgültekin,  yaptığı ikinci çalışmaya “kanal” adını veriyor. Kanal, bir iletişim hattı, parçaları birbirine bağlayan bağ. Kültürlerin paylaşılma hattı. Buluşmanın sağlanmasına vesile olan bir zeminin sağlanması bakımından metaforik bir kavram olarak plastiğin dile gelmesi olarak okunabilir.

cResim 2: “Kanal” Paralel Process-577

Farklı kültürlerden insanların buluşmalarında, açıklık ve önyargısız yaklaşımlar önemli. Önyargısızca, yeni ve bilinmeyene tahammül etme çabası, sanat üzerinden oluşturulacak bir zeminde kendine yer bulabilir ancak. Farklı kültürlerden gelen insanlarla karşılaşma anı, kodları olmayan kültürel koordinatları belirleyip orada buluşma, sanatın açık uçlu özgürlük dünyasında kendine zemin bulur. Bu buluşma, heteronomi ve çeşitlilik içinde varolma, varoluşsal bir durum olarak ayrı bir önem arz etmektedir.

Kültüre saygı insana sevgi ile başlar. Eksi kutuptan artı kutba sürekli akan elektrik akımı, nasıl enerjiyi sağlıyorsa, farklı kutuplarda yer alan insanların da ancak birbirlerini anladıkları, birbirlerine saygı duydukları zaman, birbirlerinin farklılıklarına hoşgörü ile baktıkları zaman döngüsel akış oluşacaktır. Bu anlayıştan hareketle Özgültekin, üçüncü çalışmasına “sevgi pili” adını veriyor.

 

d

Resim 3: “Pole” Paralel Process-578

Tıpkı iki zıt kutbu olan pil gibi birbirine yabancı/öteki olan insanların birbiri arasındaki iletişimi/akımı sağlayan şeyin ancak bir sevgi kanalı olacağı düşüncesinden yola çıkıyor.

“Yabancı/öteki” kültürlerden olanların karşılaşmaları, ötekinin ötekiliği ile karşılaşmasıdır bir anlamda. Benin sınırı ötekinin başladığı yerdir belki de. Kendi dünyasının sınırlılığına ve göreceliğine karşın bir geçiş kanalı ortaya çıkar. Bu kanal kültürler arası karşı karşıya gelişlerin geçiş yeridir. Kültürün karakterinin, bu geçişlerde bir tezahürü, bir oluş hâlidir. Bu oluş, varoluşsal temellere dayanan, ötekinin kültürünü, kendi kültürü ile birlikte düşünme hâline referans olur. Bu heteronomi, çeşitlilikten sevinç, karşıtlıktan güç alan bir enerjinin coşkusu olarak ortaya çıkar. Ötekinin asalına ve asalın ötekine yönelik dönüşümsel akımı, bu akışı sağlar. Bu Nietzche’nin de söz ettiği sonsuz döngü, bir akış, bir oluş hâlidir.

Share Button

Yorumlara kapalıdır