Sabahattin Şen, Aynalı Körük Olmasa

Share Button

ayna 2

Uzun yıllardır İstanbul’da çıkan rh+ artmagazine dergisine yazılar yazarım; yayınlanır. Dergiler kimi zaman elime toptan geçer. Okumaya incelemeye çalışırım. Geçenlerde yeniden incelerken söyleşiye ilişkin bir yazıyı atlamışım. Derginin sayısı 24. Ay: Aralık. Yıl 2005

Konu Devlet Güzel Sanatlar Resim ve Heykel yarışması. Abdulkadir Günyaz, Adnan Turani, Kaya Özsezgin ve derginin sahibi Tevfik İhtiyar konuyu tartışıyorlar. Bu sergi ve yarışmaya ilginin neden azaldığını konuşuyorlar. İlginç bölümü olduğu gibi aktarıyorum. İlginin neden azaldığını sanata yaklaşımdaki korkunç boyuttaki bir yanılgının nelere patladığını anlamamız açısından önemli. Biz neden geriyiz, sorusuna çok açık bir yanıtla karşılaşıyoruz.

Tevik İhtiyar soruyor: Niçin kendilerini çektiler?

Adnan Turani yanıtlıyor: Çünkü Türkiye’deki kültürel yayılma, kültürel sorumluluk yavaş yavaş Akademi’nin dışına çıkmaya başladı. Akademi artık Türkiye’yi temsil edemez oldu. Birden bire bir soğuma başladı. Artık Akademi’nin sözü geçmiyordu. Enteresan bir olay anlatayım: O sergilerin birinde Jüri üyesiyim. Jüride Bedri Rahmi, Sabri Berkel, Şadi Çalık, Hüseyin Gezer ve Refik Epikman var. Birileri sanat eseri diye adi bir çerçeveyi bir aynaya geçirerek ve altına imza atarak getirip asmış… Pop bir mantık. Ben böyle bir şeyde güzel sanatların hafife alınması tehlikesini gördüğüm için itiraz ettim. “Bu spekültif bir olaydır.” dedim. Bedri Bey bana, “Spekülatif ne demek?” dedi. “Değersiz bir şeyi değerli olarak yutturmaya kalkarsan bu spekülatif olur.” dedim.

Aradan pop bir mantık değerlendirmesinin üzerinden oldukça ilginç bir zaman geçmiş. Bu süre içerisinde sanatı kimin hafife alıp almadığı da gün ışığına çıkmış durumda. O aynayı verenin alnından ne denli öpsek azdır. Çünkü olay 1973 öncesi yaşanmış. Zaman içerisinde sanatın hafife alındığını değil, sanatı anladığını sananların kaldıramayacağı bir ağırlıkta olduğu anlaşılıyor.

Bu konunun gündeme geldiği Devlet Resim ve Heykel sergisi için toplanan seçici kurulda Bedri Rahmi Eyüboğlu da var. Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun ölüm tarihi 21 Eylül 1973. Bu değerlendirmenin 1973 yıl öncesi yapılmış olduğu açıkça belli oluyor. 2005 yılında da bir söyleşide dile getirilmiş. Bence oldukça düşündürücü ve aydınlatıcı bir durum… Bir zamanlar sergi için verilen çalışma “spekülatif” diye adlandırılırken aradan geçen sürede sanat dünyasının içine bu tür çalışmaların da girdiği bir zaman dilimi içinde yeniden konu ediliyor. Karşımıza değerlendirmedeki yanılgının ülkemizdeki içler acısı konumunu da çıkarmış oluyor. Demek ki Türkiye’de sanata bakıştaki bozukluk ülkemizdeki sanat açılımlarını üst düzeyde görünen eller tarafından “spekülatif” diye engellemiş oluyor. Kimileri de daha ne gibi sözlerle engelleniyor; bilenlerimizin sayısı çok.

ayna 1

Hele verilen ödüllerdeki danışıklı dövüşlerle birbirlerine yaptıkları kıyakları da bilmeyen yok. Sanatın hafife alınması bu ödüllerdeki danışıklı kıyakçılık olmuyor mu?

Özellikle dünya sanatı içinde aynalar birer yapıt olarak çıktı ortaya. Sergiye verilen çalışma daha da anlamlıydı sonrakilerine göre. Eski bir çerçeveye konmuş ayna, bırakın spekülatif olmayı ülke sanatına öncülük yapacak, dünya sanatı içinde yerini alabilecek olan bir çalışmaydı. Bizden biri böyle bir başarıyı göstermesine karşın anlaşılmamış ve engellenmiş. Hangi sanatçıydı bilemiyoruz.  Kim bilir böyle bir engel ve anlaşılmazlık karşısında küsüp köşesine çekilmiş olabilir. Gerçek spekülatifi seçici kurul yapmış. Değerli bir çalışmayı değersiz göstermeyi başarmış. Spekülatif salt değersizi değerli göstermek değildir; tersini de yapmak aynı anlama geliyor. 2005 yılında yapılan bu söyleşide o zamanlar yanlış yapıldığıyla ilgili konuşma yok. Yıllar sonra bile değerin değeri anlaşılmamış anlamına geliyor. Ülkeye sanat açısından ne büyük zararlar verildiğine gerçekten çok önemli bir örneği kapsıyor. Gerçeğe göz atıldığında Türkiye onlarca yıldır gerçek anlamda değersizliği değerli gösteren gerçek bir spekülatif yol izliyor.

Galeriler ve var olan birkaç müzemiz gerçek anlamda değerli olmayıp da resim sanatı adı altında değerli diye gösterilen eti ciğeri beş para etmez çalışmalarla dolup taşıyor. Nasılsa halk sanatı anlamıyor. Bizi yönetenlerse hiç anlamadı bugüne dek. Meydan boş bulundu ve atlar istenildiği gibi koşturuluyor. Ne Türkiye’ye ne de sanata hiçbir katkısı olmuyor. Bildiğimiz Devlet Resim ve Heykel sergisinde ödüller de dağıtılıyor. Gerçek bir yapıt “spekülasyon” denilerek sergiye alınmazken kim bilir kimler devlet ödülü alıyor. Bu konu da bambaşka bir sorun. Bunlardan kaçı dünyadaki evrensel sanatın içine girdi diye sorulacak olursa, hiçbirinin giremediği görülür. Çünkü, körler sağırlar, birbirini ağırlar ayarlarıyla dağıtılıyor bu ödüller. Hesap soracak anlayan yetkili ve yönetici olmayınca atı alan Üsküdar’ı değil tüm Türkiye’yi baştan başa geçiyor. Yanlış yapanların pişmiş kellelerini ve saçma sapan değerlendirmelerini izlemek zorunda kalıyoruz. Bir de bilgiç, bilgiç konuşmazlar mı… Ölür müsün öldürür müsün?… Cepler para görüyor ama; ülke ve insanlık sanat göremiyor.

Eleştirinin kişilere değil var olan düzeme karşı olduğunu vurgulamak isterim. Düzemin içyapısını ortaya koyan bir örnek bizim için çok aydınlatıcı olduğu için ele alınmıştır. Yayınlanan bir söyleşi olduğuna göre o söyleşiden kaynaklanan bir gerçeği bir kez daha vurgulamak, içinde bulunduğumuz durumu daha kolay anlamaya yardımcı oluyor. Genele giden bir görünüm söz konusu…

Bu bozuk durum ve sanatsızlık daha ne zamana dek sürecek; kim bilir?…

Share Button

Yorumlara kapalıdır