Doç.Dr. Ulaş Başar Gezgin: Sanat Psikolojisinin Önündeki 10 Güzergah

Share Button

 

Evelyn Taylor  (20)

ulasbasar@gmail.com

Sanata psikolojik açıdan bakmanın, onu psikolojinin araştırma konusu yapmanın, hatta sanattan beslenen bir psikoloji yaratmanın ve psikoloji bilgisine dayalı olarak sanatçılara önerilerde bulunmanın birkaç yolu bulunuyor. Bunlar, sanatın alt dallarına göre (örneğin, resim, film, tiyatro vd. gibi), psikolojinin alt dallarına göre de (sosyal, klinik, bilişsel, kültürlerarası vd.) özel olarak sınıflandırılabilir. Böylece, on sanat alt dalı, on da psikoloji alt dalı olduğunu varsayarsak, toplam 100 çeşit sanat psikolojisinden bahsedebiliriz. Örneğin, resmin sosyal psikolojisi; filmin klinik psikolojisi; tiyatronun bilişsel psikolojisi vd. Dolayısıyla, ‘sanat psikolojisi’ kavramı, hem sanatın alt dalları hem de psikolojinin alt dalları üzerinden, en az bir kitap uzunluğunda ele alınmayı gerektiren bir kavram; çünkü her bir kesişim kümesi için bir sayfa yazılsa, zaten toplamda yüz sayfayı bulmuş oluyor. Bu yazıyı, böyle bir kitabın ön çalışması olarak düşünebiliriz.

Sanatın ve psikolojinin alt dallarına girmeden, sanatla psikolojinin kesiştiği güzergahlar şöyle:

1. Sanatçının yaratım sürecinin psikolojik (özellikle bilişsel, psikanalitik ve kişilik açılarından) çözümlenmesi

2. Sanat yapıtının bir çıktı olarak psikolojik (özellikle bilişsel, psikanalitik ve kişilik açılarından) çözümlenmesi

3.Sanat yapıtının sanatseverler ve özellikle de sanatsevmezler tarafından alımlanma süreci

4. Sanatçıyla ilgili genel tutumlar ve özellikle de olumlu/olumsuz kalıpyargılar

5. Sosyal psikoloji ekseninde bireysel ve toplu sanatlar ayrımı

6. Akıl hastalarının ürettiği sanat yapıtları ve sanat terapisi

7. Sanatın bir psikoloji yöntemi olarak kullanımı

8. Sanat eğitiminde psikoloji

9. Psikoloji bilgisiyle desteklenmiş sanat

10. Sanat yapıtlarıyla desteklenmiş bir psikoloji eğitimi

1. Sanatçının Yaratım Süreçleri

Sanatçının esinlenmesinin altında yatan süreçler nelerdir? Bu konu, genel olarak, yaratıcılık altında incelenebildiği gibi, yalnızca sanatçılara odaklanılarak da incelenebilir. Yaratıcılık altında incelenmesinin şöyle bir olumsuzluğu bulunuyor: Bu tür çalışmalar, sanatçı ile sanatçı olmayanları yaratıcılık başlığı altında tek bir potada eritiyor. Bu, ancak, sanatçı ile sanatçı olmayanın arasındaki sınırın kalktığı ya da en azından muğlaklaştığı, sokak sanatları, direniş sanatları ya da geniş anlamıyla katılımcı sanat örnekleri için geçerli olabiliyor. Sanat, karmaşıklaşıp yeri doldurulamaz bir nitelik kazandıkça, sanatçı ile sanatçı olmayan arasındaki uçurum büyüdüğü için (örneğin orkestralar), bu tür genel yaklaşımların doyurucu olduğunu söyleyemiyoruz. İkincisi, bu tür genel yaklaşımlar, sanattaki yaratıcılık ile bilimdeki yaratıcılık arasında bir ayrım da yapmıyor. Yani Einstein’la Picasso’nun aynı yaratım süreçlerinden geçtiği gibi bir varsayım var ki bu, doğru değil.

600px-Picasso_Guernica

Aynı zamanda, şunu da vurgulamak gerekiyor: Sanatçının yaratım süreci, yalnızca yaratıcılığa ilişkin değildir; aslında, en önemli etmenlerden biri motivasyondur. “Sanatçı nasıl motive oluyor? Bir yapıtın üretilmeye değer olduğuna, o yüzden devam etmesi gerektiğine onu inandıran gerekçeler neler?” gibi sorular, sanat üretimi için yaşamsaldır. Bu, bize aynı zamanda, sanat psikolojisinin bir başka konusunun sanatçı/yazar bloğu (tıkanma) olduğunu anımsatır. Sanatçı bloğu (ki aslında bu, daha çok yazarlar için kullanılır), sanatçının/yazarın uzun süre tıkanması ve bir şeyler üretememesi anlamına geliyor. Bloğu kırmak, zor olabiliyor; çok zaman da alabiliyor. Sonuçta, sanatçı, her zaman üreten bir makine değil; süresi belli olmayan bir döngüsellikten söz edebiliyoruz. Üretiyor; sonra duruyor, toparlanamıyor; sonra yeniden üretiyor. Bu, böyle gidiyor. Psikoloji, bu blokları inceleyebileceği gibi, aynı zamanda bloktan çıkmanın yolları konusunda yol gösterici de olabilir. Ayrıca, daha uzun erimli bir bakışla, sanatçının yaratım sürecinin şu ana değil, geçmişteki olumlu ve olumsuz birikimlerine dayandığı düşünülürse, çözümlemelerin daha birey tarihsel olması, diğer bir deyişle sanatçı bireyin geçmişine odaklanılması zorunluluğu ortaya çıkar.

2. Bir Çıktı Olarak Sanat Yapıtı

Psikolojinin, özellikle de psikodinamik  akımların (yani Freud’cu ya da Freud’dan esinlenme anlamında Freud’gil akımların) sıklıkla yaptığı, tam da sanat yapıtını bir çıktı olarak çözümlemek. Freud’un kendi sanat çözümlemeleri ünlüdür. Bunlarda, sanat yapıtını sanatçının kişiliğinin ve bireysel tarihinin bir yansıması olarak görme eğilimi vardır. Psikanalistlerin sıklıkla işe koştuğu izdüşümsel (projektif) bakış, mürekkep testlerine (diğer adıyla, Rorschach testi) verilen yanıtlar için de geçerli olduğu gibi, sanat yapıtını sanatçının karanlıkta kalan kişilik özelliklerinin bir aynası olarak değerlendirir. Eleştirel bir açıdan bakarsak, psikologun burada mürekkep testini hazırlayan değil; mürekkep testini yorumlayan kişi olduğunu akılda tutmalıyız. Diğer bir deyişle, psikologun bir sanat yapıtı üstüne yaptığı çözümleme, aynı zamanda kendi kişilik özelliklerini de yansıtır. Ancak, ana-akım psikoloji (eleştirel psikolojinin tersi olarak), genellikle bunu gözden kaçırır. Dolayısıyla, tıbbi model üzerinden, bir nevi hasta olarak değerlendirilen sanatçıya bir araştırma nesnesi olarak bakarken, psikologun da kendi öznelliklerinin bilincinde olması gerekir. Bu durum, çeşitli psikologların yaptığı film çözümlemelerinde sıklıkla görülmektedir. Her psikolog, bir filmde başka ögeler görmektedir; çeşitli ögelerde ortaklaşılsa da. Demek ki, film, kendine eleştirel bakamayan psikologlar için de ortalama bir seyirci için de bir tür mürekkep testidir. Sanat yapıtı, yorumlamaya açık olduğuna göre, mürekkep testinin temelinde yatan anlamı belirsiz olma özelliği, sanatı da belli ölçülerde niteleyebilir.

 rorschach_murekkep_testi-590-x-3931

3. Sanatın Alımlanması

Sanat, aynı zamanda bir iletişim biçimi olduğuna göre, iletişim psikolojisi, sanat ile psikoloji arasında bir köprü işlevi görebilir. Sanatseverler, sanatı nasıl alımlamaktadır? Bunun için hangi süreçlerden geçmektedirler? Genel olarak değil de her bir sanat alt dalında yanıtlaması daha kolay olabilecek bu soru için, yine de genel bir yorum yapmamız olanaklıdır: Sanatsever, psikoloji diliyle ifade edersek, sanata yönelik olumlu tutumları olan, sanata zaman ve emek harcamaya istekli olan, dolayısıyla sanatın arkasında gizli bir gündem aramayan, sanatı kendi bağlamı içerisinde değerlendirmeyi bilen bir kişidir. Sanata yönelik tutumlar açısından, tayfın öteki ucunda yer alan sanatsevmez ise (ya da daha doğru bir ifadeyle ‘sanat düşmanı’), bugün devlet katlarında görmeye alışkın olduğumuz “sanata tüküren” kişilerdir. Çoğunluk ise, bu iki kutbun arasında kalmaktadır. Sanat dostu ülkelerde (bu ülkeler, sanıldığının tersine, Avrupa ve ABD değil çoğunlukla eski sosyalist ülkelerdir, bkz. Azerbaycan), tutumca ortada yer alan çoğunluk, hem sanat eğitimi hem de sanata devletin maddi ve manevi desteği dolayısıyla, sanatsever uca kaymıştır. Türkiye’de ise, diğer uca kayış söz konusudur. Öte yandan, bu değerlendirmeyi genel anlamda yapmak gerçekten zordur; çünkü çoğunluk nezdinde kültür endüstrisinin seri üretimleriyle (örneğin popçular) yüksek sanat örneklerini (ki burada ‘yüksek sanat’ı yeri doldurulamaz emek-yoğun yapıtlar olarak tarifleyebiliriz) ayırabilmek oldukça zordur. Sanatseverlik, zaten, bunu ayırabilmekten geçer.

gezi2saldiri1

4. Sanatçıyla İlgili Tutumlar

Sanata ilişkin tutumlarla sanatçıya ilişkin tutumların her zaman aynı olmadığını söyleyebiliriz. Kimi sanat yapıtları, sanatseverler, sanatsevmezler ve ortadaki çoğunluk tarafından, kimi zaman sanatçısından bağımsız olarak değerlendirilirler. Özellikle yüksek sanat örnekleri için, toplumda, sanatçının (ve elbette bilim insanının) delilik ile dâhilik arasında gidip geldiği biçiminde bir kalıpyargı (stereotype) bulunmaktadır. Bu kalıpyargı, sanatçıyı takdir eder; ancak aynı zamanda, onun bilişsel ve özellikle duygusal istikrarsızlığını ya da gelgitlerini ima eder. Yüksek sanatçının toplumsal normlara karşı geldiği düşünülür. Algı şudur: Erkekse uzun saçlı; kadınsa kısa saçlı olması beklenir. Belli tür şapkalar ve giysiler, sanatçıyla ilişkilendirilir. Ancak, ortadaki çoğunluğun iletişim içinde olduğu sanatçı kesimi bunlar değil; kültür endüstrisi vitrinleridir. Onlara ilişkin kalıpyargıları da incelemek gerekir. Bu noktada, kalıpyargıların her zaman olumsuz olmadığını anımsatalım.

stereotypes09

5. Bireysel Sanatlar ve Toplu Sanatlar

Ana-akım psikolojiye yöneltilen temel eleştirilerden biri, onun toplumsal süreçleri bilinçli ya da kimi zaman bilinçsiz olarak göz ardı edip bireye aşırı bir vurgu yapmasıdır. Bunun panzehiri ise, bireyi toplum ve topluluk içerisinde inceleyen sosyal psikoloji alt dalı olmuştur. Sosyal psikoloji açısından bakıldığında, ilk başlık altında ele alınan sanatçının yaratım süreçleri biçimindeki kavramsallaştırmanın genişletilmesi gerektiği ortaya çıkar; çünkü sanatların bireysellik ve ‘toplu’luk düzeyi aynı değildir. Örneğin, bir yazar, tek başına bir yapıt ortaya koyabilir; ancak bir tiyatrocu ya da sinemacı aynısını yapamaz. Dolayısıyla, kimi sanatlar bir ekip işidir. Ekip işinin devreye girdiği noktada, grup dinamikleri gibi sosyal psikolojik kavramlar, sanat psikoloğunun çözümleme paletinde bir renk olarak belirir. Yukarıda anılan sokak sanatları, Gezi Direnişi’nde gördüğümüz direniş sanatları ve katılımcı sanatlar da aynı eksende, toplu ya da topluluksal sanat örnekleri olarak incelenmeyi beklemektedir. Bu tür bir çözümlemenin destek noktalarından biri, uçaklardaki ve gemilerdeki mürettebatın tek tek zeki olmaması; ancak toplamda zeki davranış sergilemesi gibi sonuçlar çıkaran bilişsel etnografya alanı olacaktır.

gez

6. Akıl Hastaları ve Sanat Terapisi

Sanatla psikolojinin kesiştiği bir diğer nokta, akıl hastalarının ürettiği sanat yapıtlarıdır. Bu konuda az da olsa çeşitli çalışmalar ve derlemeler (özellikle şiir) bulunmaktadır. Bu tür üretimlerle ilgili dönüm noktalarından biri, kuşkusuz, Şizofrengi dergisi olmuştur. Bu tür çalışmaların olumlu yanları fazladır; olumsuz yanlarından biri ise, 4. bölümde açımlanan sanatçıyı delilik ile dâhilik arasında, saygı duyulan ama güvenilmez bir kişilik olarak tarifleyen kalıpyargıları perçinlemesidir. Bu yayınları önceleyen asıl kavramı bu noktada anmamız gerekiyor. Bu, sanat terapisidir. Osmanlı’dan başlayarak sanatın (özellikle müziğin ve daha sonra resim çizmenin) insan psikolojisine olumlu etkileri olduğu görülmüş ve bu bulgudan hareketle çeşitli tedavi yöntemleri geliştirilmiştir. Sanat, yalnızca akıl hastalarında değil; günlük sıkıntılarla bunalmış insanlar için de bir rahatlama (katarsis) yolu olarak işlevlendirilmiştir. Böylece, insan psikolojisini zorlayan işlerde ve iş koşullarında çalışanlar, sanatla (özellikle müzikte ve filmlerde) kafa dağıtmakta, dinlenmekte ve kendilerini yenilemektedirler. Ancak, bu rahatlama işlevi, eleştirel psikoloji tarafından eleştirilmektedir; çünkü böyle yalnızca eğlendiren bir sanat anlayışı, toplumsal adaletsizliklerin sürmesini sağlamaktadır. Aslında, sanat, bu anlamda, genel olarak çalışanların yarın sabah yeniden aynı tempoda ve aynı kâr marjıyla çalışmasının bir aracı gibidir. Tam da bu nedenle (elbette aynı zamanda iş saatleri dolayısıyla), sanat, genellikle bir boş zaman etkinliği olarak tariflenmektedir. Hem boş zamanları doldurup yarına kâr makinesinin yeniden işlemesini sağlar hem de boş zamanlarda toplumu kültür endüstrisinin gizli ve açık propaganda biçimlerine maruz bırakır ki bu düzen böyle sürsün. Bu durumun Marksist kuramda da bir karşılığı elbette bulunmaktadır.

Ricardo-Ponce-Burlesque-People-Group-Modern-Age-Abstract-Art-Art-Brut

Dolayısıyla, sanatın psikolojik etkileri konusu, ilk bakışta sanıldığından daha karmaşık bir konudur. Her sanat yapıtı, rahatlatmaz. Bir kere, insanlar, bir sanat yapıtına zorla maruz kalıyorsa (örneğin Guantanamo’da zorla hiç durmazcasına metal müzikleri dinletilmesi; 12 Eylül’de Türkiye’de mahkûmlara zorla İstiklal Marşı okutulması; “falan yer falan yer olalı böyle zulüm görmedi” esprisi vb.), sanat, insan psikolojisine olumlu değil olumsuz etkiler yapar. Demek ki, sanatın sağaltımsal olmayan, tersine kişiliği çözücü kullanımlarını buraya not etmemiz gerekiyor. Bir önceki paragrafta görüldüğü gibi, sanatın eğlendirme ve boş zaman geçirme gibi işlevleri, zorunlu işlevler değildir; bunlar, tersine kültür endüstrisinin dayatmalarıdır. Sanat, hem düşündürüp hem eğlendirme ya da hoş/boş zaman geçirme gibi işlevleri izleme gibi bir olanağa da sahiptir. Bu tür bir sanat, vaktini boşa harcayan birey ve topluluklar yerine, sanatı kişiliğini geliştirmek ve hayatın zorluklarına karşı daha iyi direnebilmek için deneyimleyen bir kitleye karşılık gelmektedir. Sanatın etkileri, ancak vakit geçirme aracı olmaktan çıkıp kişiliğe dokunabildiği ölçüde olumlu anlamda kalıcı olabilir. Bu yorum, sanat terapisi yaklaşımlarını da bağlamaktadır.

Son olarak, sanat terapisi konusunda süregiden bir tartışma, terapistin hem sanatçı hem psikolog olmasının zorunlu olup olmadığı üstünedir. Çeşitli örneklerde, sanatçı değil ama sanatsever psikologların sanat terapisi yaptıkları görülmektedir. Sanat terapisini nadir olarak hem sanatçı hem psikolog olanlar gerçekleştirmektedir. Bunun altında yatan nedenlerden ilki, böyle bir zorunluluğun olması gerekip gerekmediği üstünde bir ortak görüşe varılamaması ise; diğeri, psikolojinin de kültür endüstrisi örneğinde olduğu gibi, kâr amacının her şeyin üstünde, hizmet kalitesinin ise en sonda tutulduğu bir psikoloji endüstrisi içerisinde konumlanması olabilir. Kimi psikologların tersine, sanatçıların sanat terapisi yapma iddiasının olmamasını buraya not edelim.

7. Bir Psikoloji Yöntemi Olarak Sanat

Sanatın, özellikle de, resmin, yazın’ın ve tiyatronun psikolojik bir yöntem olarak kullanıldığı örnekler de bulunmaktadır. Psikodinamik yaklaşımlara yaslanan ‘Bir Resim Çiz’ gibi isimlerde çocuk testleri bulunmaktadır. Bu testlerde, kendini sözel olarak ifade etmekte zorlanan çocukların resimlerindeki bireysel farklar bir bütünlük içinde (bir örüntü olarak) saptanmakta; çizimlerin çocuğun iç dünyasını yansıttığı düşünülmektedir. Bu açıdan, bu yöntemler, yukarıdaki 2. başlıkla benzerlikler göstermektedir. Ancak, buradaki fark, çizimlerin sanatçılardan değil sanatçı olmayanlardan çıkmasıdır. İkinci fark ise, çocuklara odaklanılmasıdır. Yazın’a geçersek, bu sanat alt dalının özellikle anı ve/ya da günlük yazımı gibi uygulamalar üzerinden, tanı ve sağaltım amaçlı kullanıldığı örnekler bulunmaktadır. Kişinin içini günlüğe dökünce rahatladığı gibi bir düşünce vardır. Üçüncü örnek ise, tiyatronun belirli psikolojik uygulamalar için kullanılmasıdır. Bunun en bilinen örneği, psikodrama uygulamalarıdır. Bunun hafif bir yorumu ise, rol oyunu gibi kavramlar üzerinden, psikoloji dışındaki alanlarda da yaygınlaşmaktadır.

uzay

8. Sanat Eğitimi

Öğrenme ve eğitim psikolojisi alt dalları dolayısıyla psikoloji, sanat eğitimi üzerinden sanat ile bir kez daha buluşmaktadır. “Sanatsal becerilerin ve de (1. bölümde anılan) sanatçı motivasyonunun geliştirilmesi için ne tür eğitim ortamları yaratılmalı ve hangi psikolojik değişkenlere odaklanılmalıdır?” biçimindeki çifte soru, bilimsel bulgulara dayanarak yanıtlandığında, sanat eğitiminin başarı grafiği de yükselecektir. Sanatın kişilik gelişimi ve yüksek zevkler edinme işlevleri düşünülürse, sanat eğitiminin de bu açıdan yeniden yapılandırılması olasılığı belirir. Tüm öğrencilere yönelik olan sanat derslerinde yalnızca sanat öğretilmez/öğrenilmez. Örneğin, bir çalgı çalmanın arkadaş edinme ve stresli zamanlarda rahatlatma gibi işlevlerini anabiliriz.

at

9. Sanatın Desteği Olarak Psikoloji

Psikoloji bilgisinin ve etkinliklerinin sanatı ve sanatçıyı desteklediği örnekler de bulunmaktadır. Bir kere, yukarıda anılan sanatçı/yazar bloğunu kırmak için motivasyon alıştırmaları önerilebilir. Ayrıca, sanatın alımlanması noktasında sanatçılarla psikologlar işbirliği yapabilir. Bunun en belirgin örneği, film dünyasında görülmektedir. Kimi film ekipleri, anlatıbilim ve/ya da kişilik uzmanı psikologlarla çalışmakta ve filmin etkisini arttırmak için öneriler almaktadır. Örneğin, anlatıbilim açısından, temel olarak 20 ana olay örgüsü (örneğin, kaçma/kovalama, kurtarma, başkalaşım, olgunlaşma, macera vd.) bulunmaktadır ve filmlerin çoğu, bunların bir çeşitlemesini yapmaktadır. Her bir olay örgüsünün etkisini arttırmak için çeşitli yollar bulunmaktadır. Açılışlar, kapanışlar ve geçişler; kişiliklerin temel çatışmaları; anlatma-gösterme dengesi gibi öğeler, film ekiplerinin psikologlardan destek alabilecekleri ana konulardır. Aynısı, anlatısal olan tüm sanat alt dalları için geçerlidir; ancak anlatısal değil imgesel olan ya da olabilen dallar için (örneğin resim), başka bir öneri seti (örneğin optik yanılgılar, altın oran vb.) sunulabilir.

sin

10. Sanatla Psikoloji Eğitimi

Sanat yapıtlarının (özellikle sinemanın) psikoloji eğitimi için kullanımının yaygınlaştığı bir dönemdeyiz. Film psikolojisini konu alan sinema dergileri, makaleleri ve kitapları yaygınlaşıyor. Sık sık ‘psikolojiyi konu alan filmler’ başlığıyla listeler oluşturuluyor. Bunu olumlu bir gelişme olarak sayabiliriz. Ancak, sanatın psikoloji eğitimi için kullanımı, sinemayla sınırlı kalmamalı ve bu ilişkilenme biçimi, video tartışmalarına indirgenmemeli. Madem ki, 7. başlık altında görüldüğü gibi, psikoloji yöntemi olarak sanat kullanımı söz konusu, aynısı psikoloji sınıflarına da yansıtılabilir. Bu sınıflarda daha fazla teatral etkinlik yapılabilir ve özellikle kişilik ve sosyal psikoloji ile ilişkili derslerde, romanlardan ve öykülerden (ve hatta şiirlerden) yararlanılabilir. Bu, ‘psikolojik roman’ olarak adlandırılan tür ile kısıtlı kalmamalı; konuya göre tür seçimi açık tutulmalıdır. Kişilik dersleri için, sanatçıların kişilik çözümlemesi yapılabilir. Bunun en başarılı örneklerinden biri, Frida’nın çalışmaları üzerinden yapılan etkinlikler olacaktır.

evelyn-taylor-004-resize

Sonuç

Görüldüğü gibi, sanat ile psikolojinin kesiştiği çok çeşitli noktalar bulunmaktadır. Başta belirtildiği gibi, bu kesişmeler, sanatın ve psikolojinin alt dalları düşünülürse yüzü aşkındır. Dolayısıyla, sanat psikolojisinin, şimdilik çalışabileceği alanların çok azına odaklandığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Demek ki, sanatın da psikolojinin de önünde yepyeni güzergahlar var, daha haritası bile ortada olmayan… Sanata da bu yakışırdı zaten: Haritasız yol almak…

6 Aralık 2014

Ek Okumalar

Gezgin, U. B. (hazırlanıyor). Yaratıcı yazarlık ve film eleştirisi.  
 
Gezgin, U. B. (hazırlanıyor). Gezi Direnişi ve Sanat: Direniş İçin Sanat ve Sanatla Direniş.
 
Gezgin, U.B. (2015). Şiir Eleştirileri Seçkisi (yayınlanmak üzere değerlendiriliyor).
 
Gezgin, U. B. (2014). Bilişsel Bilimler Elkitabı. İstanbul: İstanbul Gelişim Üniversitesi. 
http://www.pandora.com.tr/urun/bilissel-bilimler-el-kitabi/349165  
http://bilisselbilim.com/bilissel-bilimler-elkitabi/
 
Gezgin, U.B. (2014). Büyük Diktatörle Politik Psikoloji. 16 Mayıs 2014. http://www.slideshare.net/dr_gezgin/buyuk-diktatorle-politik-psikoloji
 
Gezgin, U.B. (2014). Sosyal Psikolojideki Yüklemleme Kuramı Açısından Nazım Hikmet Şiirinde Kötülük. Anahtar Konuşma. Edebiyatta Buluşma V: “Edebiyatımızda Kötülük ve Kötüler” Öğrenci Sempozyumu, 6 Mayıs 2014 Yeditepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, 09:15-09:45. http://www.slideshare.net/dr_gezgin/nazim-hikmet-ve-kotuluk-sunumu-ulas-basar-gezgin
 
Gezgin, U.B. (2014). ‘Tehlikeli Oyunlar’ film gösterimi ve semineri. İstanbul Gelişim Üniversitesi Psikoloji Klübü, 12 Mart 2014, İstanbul.
 
Gezgin, U.B. (2014). Deney: Bir Mürekkep Testi Olarak Film. Bianet, 25 Mart 2014. http://bianet.org/bianet/sanat/154381-deney-bir-murekkep-testi-olarak-film 
 
Gezgin, U.B. (2014). Ümit Burnu(24): Yazın ve Psikoloji: Yola Devam. Halkın Nabzı, 30 Nisan 2014. http://www.maltepeninnabzi.com/?p=3676#.U2ICvmKf6lo.twitter
 
Gezgin, U.B. (2014). Ümit Burnu(18): Tehlikeli Oyunlar. Halkın Nabzı, 19 Mart 2014. http://www.maltepeninnabzi.com/?p=3114#.UynPkf34oJQ.twitter  
 
Gezgin, U.B. (2014). Ümit Burnu(12): Devrimci Arabesk ve Arabeskte Devrim.  Halkın Nabzı, 5 Şubat 2014. http://www.maltepeninnabzi.com/?p=2697
 
Gezgin, U.B. (2014). Sosyal Psikoloji Açısından Edebiyat ve İktidar. Kolajart, 3 Nisan 2014. http://kolajart.com/wp/2014/04/03/ulas-basar-gezgin-sosyal-psikoloji-acisindan-edebiyat-ve-iktidar/    
 
Gezgin, U. B. (2014). “Ben bütün karanlıkları bunlarla yendim”: Hasan Hüseyin’in ‘Kızılırmak’ şiiri (1966) üstüne-2. Hayal Dergisi, sayı 48. Ocak – Şubat – Mart 2014.
 
Gezgin, U.B. (2014). Anlatıbilim açısından ‘Kürk Mantolu Madonna’. 27.08.2014. http://www.slideshare.net/dr_gezgin/anlatbilim-asndan-krk-mantolu-madonna 
 
Gezgin, U.B. (2013). Deney (Das Experiment) filmi semineri. İGÜ, İstanbul, 27 Aralık 2013.
 
Gezgin, U. B. (2013). Anlatıbilim Açısından Politik Bilim-Kurgu: Tür Özellikleri ve Olay Örgüleri. Fantastik ve Bilim-Kurgu Edebiyatı Sempozyumu, 14-15 Kasım 2013. Yıldız Teknik Üniversitesi, İstanbul. http://www.yildiz.edu.tr/images/images/FantastikBr.pdf
http://www.edebiyathaber.net/fantastik-ve-bilimkurgu-edebiyati-sempozyumu-14-15-kasimda/ 
 
Gezgin, U.B. (2013). Psikoloji, Edebiyat ve Sinema: Bir Anlatı Olarak İnsan. Ümraniye Rehberlik Araştırma Merkezi’nde verilmiş seminer, 26 Kasım 2013, İstanbul.
http://www.slideshare.net/dr_gezgin/psikoloji-edebiyat-ve-sinema-bir-anlatiolarakinsan
http://mebk12.meb.gov.tr/meb_iys_dosyalar/34/21/888927/icerikler/psikolojiedebiyatsinema-bir-anlati-olarak-insan-semineri_930357.html?CHK=9ec7c455deb5913f78c1da672e98937b
 
Gezgin, U. B. (2013). Psychology and architecture in cities: Phallic architecture, urban quality of life, environmental psychology and social engineering. SANART II. Turkish Aesthetics Congress, 24-26 October 2013, Mersin, Turkey. 
http://www.mersin.edu.tr/haberler/sanart-ii-turkiye-estetik-kongresi-2013
http://www.slideshare.net/dr_gezgin/arch-psy-paper
 
Gezgin, U.B. (2013). Gezi direnişi film olsaydı: Anlatıbilim açısından direniş. Bianet, 31 Ağustos 2013, http://bianet.org/biamag/toplum/149528-gezi-direnisi-film-olsaydi-anlatibilim-acisindan-direnis
 
Gezgin, U. B. (2013). Oyunlarda oyuncak olarak yaşamak. Çilek Dergisi, Aralık 2013, sayı 6.
 
Gezgin, U. B. (2013). “Ben bütün karanlıkları bunlarla yendim”: Hasan Hüseyin’in ‘Kızılırmak’ şiiri (1966) üstüne. Hayal Dergisi, sayı 47.
 
Gezgin, U. B. (2013). Ferçler ve Zebler: ‘Binbir Gece Masalları’ üstünde bir içerik çözümlemesi denemesi . Evrensel Kültür Dergisi, sayı 259, Temmuz 2013.
 
Gezgin, U. B. (2013). Türkiye Sineması’nda karlı bir doruk: ‘Ağrıdağı Efsanesi’ üstüne. Sekans Sinema Yazları Seçkisi 8. Ankara: Phoenix Yayınevi.
http://www.idefix.com/kitap/sekans-sinema-yazilari-seckisi-8-kolektif/tanim.asp?sid=R80GQ0Y47S0SWCZNV2DA
 
Gezgin, U.B. (2013). ‘Amerikan Güzeli’ (‘American Beauty’) Filmi Neden Hâlâ İzlenebiliyor? Bianet, 7 Aralık 2013, http://bianet.org/biamag/diger/151764-amerikan-guzeli-neden-hala-izlenebiliyor   
 
Gezgin, U. B. (2013). İki Artı İki Beş Eder mi?: Arabesk Bir Filmin Eleştirisi . Sinamatek Dergisi, sayı 12,  s.70-77, Nisan 2013. http://www.sinematekdergi.com/12/SD-sayi12.pdf
 
Gezgin, U. B. (2013). ‘Notre Dame’ın Kamburu’ ve romanların film uyarlamaları üzerine. Sinematek Dergisi, sayı 12, s.36-43, Nisan 2013. http://sinematekdergi.com/12/ 
http://www.sinematekdergi.com/12/SD-sayi12.pdf
 
Gezgin, U. B. (2013). Yabandan Gelen Adam. Sinematek Dergisi, sayı 11, Mart 2013, s. 42-55. http://www.sinematekdergi.com/11/ 
http://www.sinematekdergi.com/11/SD-sayi11.pdf
 
Gezgin, U. B. (2012). Anlatıbilim açısından tarihyazımı. Haberajans, 23 Mart 2012. http://www.haberajans.com/anlatibilim-acisindan-tarihyazimi-yazisi-2710.html
Gezgin, U. B. (2011). Tarih(çilik) ve öykü(cülük): Nerede nasıl ayrılıyorlar?
İzinsiz Gösteri Dergisi, sayı 239 (Temmuz-Ağustos 2011).
 http://www.izinsizgosteri.net/new/?issue=64&page=1&content=541
Gezgin, U. B. (2010). Futbol neden en yaygın spordur? Resim sergilerine gidenlerin sayısı neden az? Ve dahası… Cogito Dergisi, sayı 63 (Yaz 2010).
http://www.ykykultur.com.tr/dergi/?dizi=Cogito
İzinsiz Gösteri Dergisi, sayı 199 (Kasım-Ekim 2009).
 http://www.izinsizgosteri.net/new/?issue=58&page=1&content=479
Gezgin, U. B. (2010). Asya-Pasifik’te Bu Hafta (148): Ho Çi Min Kenti’nde sanat dünyası. Evrensel Gazetesi, 31 Ekim 2010. http://evrensel.net/ekhaber.php?haber_id=77518
Gezgin, U. B. (2010). Asya-Pasifik’te Bu Hafta (120): (Çöp)Sanat ve kent…
Evrensel Gazetesi, 23 Mayıs 2010. http://evrensel.net/ekhaber.php?haber_id=69747
Gezgin, U. B. (2010). Sanatı değerlendirebilmek için 2 ölçüt: Emek-yoğunluğu ve yeri-doldurulamazlık. http://kultur.sol.org.tr/makaleler/ulas-basar-gezgin/sanati-degerlendirebilmek-icin-iki-olcut-emek-yogunlugu-ve-yeri-doldurul
Gezgin, U. B. (2009). Münevver Karabulut filmine katkı ve anlatıbilim açısından Münevver Karabulut cinayeti. Günlük Gazetesi, 25 Eylül.
http://www.gunlukgazetesi.com/haber.asp?haberid=79504
Gezgin, U. B. (2009). Silent movies, cognition and personality. Almanya: VDM Verlag. http://www.amazon.com/Silent-Movies-Cognition-Basar-Gezgin/dp/3639202694

[wds id=”2″]

Share Button
Doç.Dr.Ulaş Başar Gezgin

Hakkında Doç.Dr.Ulaş Başar Gezgin

1978 İstanbul doğumlu Gezgin, Türkiye, Vietnam, Tayland ve Malezya’da 17 yıl ders verme deneyimine ve Yeni Zelanda (doktora), Avustralya (ortak proje) ve Latin Amerika’da (gazetecilik) araştırma deneyimine sahip bir akademisyen-yazardır. Araştırma ve öğretim konuları, iletişim, psikoloji, eğitim bilimleri, şehir plancılığı, Asya çalışmaları vb. gibi geniş alanları kapsamaktadır. Eğitimini Darüşşafaka, Boğaziçi Üniversitesi, ODTÜ ve yurtdışında tamamlayan Gezgin’in yayınlanmış 14 kitabı, internette yayınlanmış 16 elektronik kitabı, yayınlanmayı bekleyen 5 kitabı olmak üzere toplam 35 kitabı ve çok sayıda kitap bölümü, makalesi, gazete yazısı ve yazınsal çalışmaları bulunmaktadır. Akademik çalışmalar dışında, çeşitli dergi ve gazetelere köşe yazıları yazmakta; şiir, şarkı sözü, şarkı, deneme, yazınsal inceleme, öykü, film öyküsü, film çözümlemesi, masal ve roman türlerinde yapıtlar vermekte ve çeşitli ülkelerden şairleri ve şarkıcıları Türkçe’ye kazandırmaktadır. Son dönem çalışmalarına yazın ve toplumbilim tartışmalarıyla yüklü güncelerini de katmıştır. Çalışmalarını Orta Vietnam kenti Hoi An’da, 1983’de babasının ölümünün ardından 2017’de yitirdiği annesinin anısı için oluşturduğu Edibe Gezgin Sanat Evi’nde sürdürmektedir. 1990’dan bu yana tüm yapıtlarının dökümü için bkz. Gezgin Kaynakça (1990- ) https://www.slideshare.net/dr_gezgin/gezgn-kaynaka

Yorumlara kapalıdır