Nilgün Yüksel: Art Brut’ten Çağdaş Sanata 1

Share Button

1. Jean-Pierre Nadau

“Outsider Art” ya da “Art Brut” terimi 2. Dünya Savaşı’ndan sonra kullanılmaya başlanmıştır. Türkçeye “toplumdışı” olarak giren bu kavram, genel olarak sanat kültürü olmayan kişilerin yapıt­larını tanımlamak için kullanılır. Yapıtların kişi­lerin kendi benliklerinden kaynaklanması ve geçmiş ya da güncel hiçbir akımla benzerlik göstermemesiyle, bir bakıma kültürel sanatın karşıtıdır. Çoğunlukla toplumun dışına itilmiş kişiler, akıl hastaları, medyumlar ve sanat kurumlarıyla bağdaşmayan ve yapıtları Güzel Sanatların dışında tutulan kişilerin ürünleridir.

Bu olguya outsiders adının verilmesi, gerçekten de kültürel sınırlardan farklı olduğunun keşfedilmesiydi. Bu sanat kültürel şekillenmelerin­ dışında, başka odaklanmalarla tartışılmalıydı. Önce herkes tarafından bilinen genel kültür bariyeri yıkıl­malı, Outsider Art’ın orijinal nosyonu kültürle sanat­ arasında daha geniş bir çizgide incelenmeliydi.

Her zaman delilikle dâhilik arasında çok yakın bir bağ olduğuna dair inanış vardır. Akademikleşmemiş özellikle zihinsel hasara uğramış insanlarca oluşturulan bu sanat yapıtları eksperler için daima büyüleyici olmuştur. Fransız eleştirmen Laurent Danchin’e göre, Art Brut psikiyatrinin sınırlarını açığa çıkarmaktadır.­

2 Prinzhorn, Bildnerei der Geisteskranken

Hans Prinzhorn’un 1924’te Berlin’de yayımlanan “Bildnerei der Grewkranken” (Akıl Hastalarının Sanatı) kitabı Art Brut’a kaynaklık etmiştir. Bu kitap ortaya çıktığında akıl hastalarının yapıtlarının ciddi bir dram taşıdığı gerçeği sansasyon yaratır.

Hans Prinzhorn bu çalışmaya 1918 yılında başlamış ve 18 ay süren araştırma sonucunda Almanya, Avusturya, İsviçre ve İtalya’daki değişik hastane ve kliniklerden yüz elli yapıt toplayarak, kitabında bunlardan bir kısmını incelemiştir. Kitapta akıl hastalarının sanatı, bu hastalara dair Prinzhorn’un teorileri ve çocuklar ile ilkel kültür­ler arasında karşılaştırmalar yer alıyordu.

3. Marcel Reja, Lart Chez Les Fous

Daha önce de akıl hastanesinde çalışan psikiyatristlerin bu konuda çalışmaları olmuştur. ­Cesar Chambroson’un “Dahilik ve Delilik” (1864) kitabı buna örnektir. 1907’de Fransız psikiyatrist Paul Menier, gelecek tepkilerden çekinerek Marcel Reja takma adıyla bir kitap basmıştı. Prinzhorn’­un kitabının diğerlerinden daha çok ilgi çekmiş olmasının sebebi, ortamın daha uygun ve sanatçı­ların yeni sanatsal arayışlara girmiş olmasıdır

Art Brut bir çeşit primitivizm olarak tanımlanmakla birlikte, bu iki sanat arasında belirleyici kesin ayrımlar vardır. Primitif sanatçılar belirli konuları, teknikleri ve değerleri kabul ederler, ayrıca yapıtlarını topluma­ sunar ve bunların toplum tarafından benimsenmesini isterler.

Art Brut’de ise temalar, saplantılar ve sanatçının içsel yaşantısıyla belirlenir. Art Brut sanatçıları kendi tekniklerini yaratır. Yapıtları için değişik malzemeler seçer. Yaptıklarının anlaşılıp anlaşılmaması onları ilgilendirmez. Hatta çalışmalarını sır gibi saklarlar.

4. jean-dubuffets-quotes-7

Bu çalışmaların üzerinde daha önce de çokça konuşulmasına rağmen, bu sanat türüne dair ilk açıklama Dubuffet’den geldi. Dubuffet bu artistik yaratıcılığı saf ve ateşli; profesyonellerin mekanikleşmiş, saflığı bozulmuş, hatta uzlaşmış üretimlerinden bağımsız olarak tanımladı. Bu orijinal­ yaratıcılık uzun süredir takip edilen Avrupa kültüründen farklı bir yön çiziyordu. Bu terim kişisel­ ya da öznel olmakla; toplumsal ya da kolektif olmak arasında bir diyalektikti. Rönesans’tan beri sanat tarihinde bir motivasyon gücüne sahip olan dışavurumculuğa benziyor, onun diyalektiğini kapsıyordu. Bununla birlikte bu değişik formlar birbirleri arasında çok büyük farklılıklar taşımıyor ya da yeni bir form önermiyordu. Bunlara benzer gösterimler sürrealizmde de vardı. Orada da anonim formlar ve simultane yaratımlar söz konusuydu. Zaten Art Brut ile gerçeküstücüler de ilgi­lenmiş, onların bu sanata ilgisini çeken de yine Prinzhorn’un kitabı olmuştu. Max Ernst, Dali ve kendisi de tıp öğrenimi görmüş olan Andre Breton­ toplumdışı sanattan özellikle etkilenmişlerdir.

Paris, Saint Anne Hastanesi psikiyatristlerinden Dr. Gaston Ferdiere de gerçeküstücülerin toplumdışı sanatçılarla buluşmalarında arabuluculuk yapanlardandı. 1938 yılında gerçekleştirilen Gerçeküstücülük uluslararası sergisinde Dr. Ferdiere’in hastalarının yapmış oldukları büyük bez bebekler, kuklalar ve fetiş objeler de yer almıştı. 1946 yılında ise Ferdiere, Sainte Anne Hastanesi’nde Toplumdışı sanat sergisinin açılmasını sağladı.

5. Adolf Wölfli

Art Brut çalışmalarına kaynaklık eden ve belki de bu alanda en ünlü sanatçı Adolf Wölfli’ydi. Dr. Mortganhaler’in hastası olan Wölfli, 1864 yılında İsviçre’nin Berne kentinde doğdu. Annesi çamaşırcıydı. Alkolik olan babası ise taş yontuculuğu yapıyordu. 8 yaşına geldiğinde anne ve babasını yitirdi. Bir süre başkalarının yanında­ yaşadı. Bir kıza aşık oldu fakat kızın ailesi bu beraberliği engelledi. 1890 yılında iki küçük kıza sarkıntılık ettiği gerekçesiyle hapse atıldı. Tahliye­ olduktan sonra üç yaşında bir kız çocuğuna tecavüz ettiği için, Waldou psikiyatri kliniğine yatırıl­dı ve ölümüne dek 35 yıl boyunca burada kaldı.

Tek kişilik odasında korkunç sanrılar görüyordu. Adolf Wölfli korkularının karşısında resim, müzik ve şiire sarıldı. 1900’lerde düşsel bir öz yaşam öyküsü oluşturmaya başladı. 25.000 sayfaya ulaşan defterinin içinde kendisini düşsel bir savaş kahramanı olarak anlattığı­ yaşam öyküsünden başka neler vardı? “Brida. 16 Chehr: 1. Crummah 16 Chehr: 1 Striga” gibi tuhaf sözcükler ve rakamlar. Düşsel servetinin faiz hesaplamaları ve yaptığı bestelerin yüzlerce notası. Bazen bestelerini yaptıktan sonra müziği yazdığı kâğıdı borazan gibi yapıp kendi bestelerini çalıyordu.

Wölfli öldüğünde arkasında 1600 kadar illüstrasyon, 1500 kolaj ve 900 kadar resim bıraktı. Kendisini defterlere sığdıramadığı zamanlarda Waldau’daki odasının duvarlarını boyadı. Bugün bu resimler hâlâ o odada Wölfli’nin anısını­ yaşatmaktadır.

A. Wölfli çalışmalarıyla bir anlamda daha sonra modernist bir akım olarak değerlendirile­cek Outsider akımının, kendi farkında olmasa da, temellerini atan önemli isimlerden biri oldu. A. Wölfli’nin çalışmaları ve yaşamı ile ilgili dökümanlar Sanat Tarihçisi Elka Spoerri’nin özenli çalışmasıyla yeniden derlendi.

8. Elka Spoeri,

Wölfli’nin çalışmalarında resim, müzik, yazı iç içe geçmiştir. Resimlerinde tüm ayrıntılar incelikle işlenmekte, bu ayrıntıların arasında notalar ve anlamsız küçük notlar karşımıza çıkarken, yapılan her şeyi birbirine benzeyen yüzler, gözler neredeyse aynı ifadeyle izlemektedir.

9. roger+cardinal+outsider+art

Wölfli’nin de içinde olduğu çok az eğitim almış ya da hiç eğitim almamış, hâlâ çocukluk çağlarındaymışçasına ya da gençlik yıllarının yoğunluğuyla resim yapmayı sürdüren bu gruba Roger Cardinal, “masumlar” der. Kimler vardır bu masumlar grubunun içinde? Elimizdeki kaynaklar­ bu grubun tümüne ulaşabilecek kadar yeterli olmasa da birkaç örnekle masumların profili çizile­bilmektedir.

10. Auguste-Forestier

Auguste Forestier (1887-1958), raylara, trenin onları nasıl ezdiğini görmek için çakıl taşları­ koyup trenin devrilmesine sebep olunca 27 yaşında­ akıl hastanesine gönderilir.

Doktorların “geri zekâlı, kendinden çok emin bir hasta” diye rapor verdikleri Forestier, çalışmalarında her türlü malzemeyi kullanır, özellikle tahta, ayna, kumaş parçaları ve mutfak artıklarıyla küçük heykeller yapar. Onun atlı süvari­ heykelinde, figürleri yorumlayışındaki kendine özgülüğü görmek olası. Forestier bu hayvanın aslında koyunla at karışımı hayali bir yaratık olduğunu imlemeye çalışmıştır. Forestier, 58 yaşında Saint Alban Hapishanesi’nde ölür.

11. Joseph-Moindre

Joseph Moindre’nin çalışması ise, daha çok yetenekli bir çocuğun elinden çıkmış izlenimi vermekte, bununla birlikte Art Brut sanatçılarının birçoğunda karşımıza çıkan simetri saplantısı, bu resimde de çok acemice olsa da genel izleği oluşturmaktadır.

12. Gaston Duf

1920’de Fransa’da Pas de Calais’de doğan Gaston Duf, hiç eğitim almamıştır. 20 yaşına gelmeden alkolizmle tanışır ve intihar etme girişimle­rinde bulunur. Akıl hastanesine yattığı sırada, doktoru onun resim yaptığını fark eder ve Duf’u çalışması için teşvik eder. Duf’un resminde, puzzle’ı andıran bir parçalanmışlığın içinde yine bir simetri ve akıcılık sezilmektedir.

13. Guillaume Pujolle..

Guillaume Pujolle’nin, “Kartallar ve Kaztüyü” adlı resmi, yarı fantastik öğelerle, sanatçının­ sanrılarını bilinçüstüne çıkarmaktadır. Mutsuz bir çocukluk ve mutsuz bir evliliğin ardından akıl hastanesine yatan Pujolle, büyük bir şanssızlık olan yaşamından geriye sadece resim bırakmıştır.­

14. Joseph Giavarini

Hiç eğitim almamış Art Brut sanatçılarından biri olan Joseph Giavarini, evli bir kadınla ilişki kurduktan sonra, sevgilisini kıskanmaya başlar ve cinnet anında öldürür onu.

İşviçre’nin Basel kentinde hapse girer. 6 yıl süren mahkûmiyetinden sonra salıverilir. Tahliyesinden birkaç gün sonra da ölür. Joseph’in yaptığı­ heykelin malzemesi kurutulup boyanmış ekmek­ içi.

15. Hainrich Anton Müller

Yine akıl hastanesinde resim yapan hastalardan biri Heinrich Anton Müller’dir. Üzüm bağları olan Müller, onları budamak için bir makine yapar, fakat fikrinin başkalarınca çalınması ona çok ağır gelir. Yaşamının geri kalanını hastanede geçiren Müller, tüm yaşamı boyunca makineler üretip resim yapar.

Carlo’nun yaptığı resim, daha çok Orta Çağ kilise bezemelerindeki mahşer sahnelerini hatırla­tır. Carlo’nun bu resmi yaparken böylesi bir imge­den yola çıkıp çıkmadığını bilmiyoruz, ama Art Brut sanatçılarında zaman zaman dinsel dogmatiz­me kayan bir mistisizm görüldüğü de bir gerçek.

16. Frederich Sonnersten Schröder

Sürrealistlerin çokça ilgisini çeken Toplumdışı sanatçılardan bir diğeri de Frederich Sonnersten­ Schröder (1892-1982). 13 çocuklu bir aileden gelen sanatçı 13 yaşındayken işlediği bir suç yüzünden cezaevine kapatılır. 18 yaşında bir polisi bıçakla tehdit edince akıl hastanesine gönderilir. Bir süre posta idaresinde çalıştıktan sonra 1917’de kaçakçılıktan tutuklanır. Çıktıktan sonra şifa dağıtıcı, falcı olarak ünlenir. Bu kez 1930 yılında­ sahte doktorluk yapmaktan tutuklanır. 60 yaşındayken renkli kalemlerle lirik ve alaycı imgeleri resmetmeye başlar. 1951 yılında Bellmer onun resimlerini sürrealistlere gösterir ve EROS gösterisiyle (1959), L’ecart Absolu (1965) sergilerinde yapıtlarının yer almasını sağlar. Sanatçı daha sonra fantastik sanat sergilerine katılmaya devam eder ve kendi kendini yetiştirmiş örnek bir sanat­çı olarak gösterilir. Fakat yoksulların “Sandöviç Kralı” Sonnersten yaşamının son günlerini alkolizmle savaşarak geçirmek zorunda kalmıştır.

17 Richard Dadd

Erken Viktoryen Dönemin genç sanatçılarından Richard Dadd, oldukça iyi bir eğitimden sonra, akademik sanat eğitimi almış, fakat 27 yaşında akli dengesini yitirdikten sonra yaşamının 43 yılını akıl hastanesinde geçirmiştir. Richard­ Dadd babasının dostu olan David Roberts’le çıktığı­ Ortadoğu gezisinde, güneş çarpmasından dolayı sanrılar geçirmeye başlar. Dönüşte doktorlar “eylemlerinden sorumlu tutulamayacak bir şizofren” tanısını koyarlar Dadd’e. Birlikte Londra dışına yürüyüşe çıktıkları bir gün babasını bıçak­laya­rak­ öldürür. Fransa’ya kaçarken posta arabasında sinirlendiği bir yolcuya saldırınca tutuklanır. Yaka­landığın­da asıl amacının Avusturya İmparato­ru’nu­ öldürmek olduğunu söyler. Daha sonra İngil­tere’ye­ iade edilen Dadd, Bedlam akıl hastanesine kapatı­lır. Üzerinde dokuz yıl çalıştığı “Oduncu Perinin Son Darbesi”, son derece ayrıntılı işlenmiş bir çalışmadır. Resimde ağaçlar, yapraklar ve ot­ların­ arasına gizlenmiş cüceler ve cinleri seçebilmek oldukça güçtür.

Psikiyatri kliniklerinde yaşamadıkları hâlde, aynı derecede toplumdan izole edilip sanatla uğraşanların oluşturduğu gruplar da Art Brut’ün inceleme alanı içindedir. Art Brut içindeki küçük bir grup ruhsal­ itikat ve öğretilere bağlıdır. Bu insanlar işlerini kendi başlarına üretemediklerine, ruhların emri ya da rehberliğiyle resim yaptıklarına inanmaktadır.

18. Augustin Lesage villeneuve

Ruhların “Resim yap” emri verdiği insanlardan biri Augustin Lesage’dır. Lesage bir resme başladığında, resmin nasıl biteceğini bilmediğini­ söyler. Çünkü onun resmini tamamen gaipten gelen­ sesler yönlendirmektedir. Lesage’nin resminde ilk göze çarpan simetridir. Resmi yukarıdan aşağıya ikiye bölen bu simetri yatay olarak daha çok parçalara ayırmaktadır. Bu anlayış yazılarla kesilen­ resme bitmemişlik duygusu da vermektedir.

19. Madge Gill

Bu medyum sanatçıların çalışmalarında başarıyla kotarılmış bir akıcılık ve spontanlık seçilmektedir. Evlilik dışı bir çocuk olarak dünya­ya gelen Madge Gill (1882-1961) yetimhanede­ büyümüştür. 1907 yılında evlenir ve üç çocuk dünyaya getirir. Yaptığı bir ölü doğum sırasında bir gözü kör olur. Çocuklarından birini grip salgınında yitirince spiritüalizmle ilgilenmeye ve aynı dönem­de resim yapmaya da başlar. Resim yapması­ için emir aldığı ruha “Myrninerest” adını vermiştir. Bu ad büyük olasılıkla “en içteki ben” anlamına­ gelen “my innerest self” sözcüğünden türetilmiştir.­ Gerçekte kendisine değil bu ruha ait olduğuna inandığı resimleri sergilemeyi ve satmayı reddeder.­ 79 yaşında öldüğü Doğu Londra’daki evinde yüzlerce resim bulunur. Resimlerinin tümünde başına­ tuhaf bir şapka giymiş bir kadın yüzü göze çarpmaktadır.

Share Button
Nilgün Yüksel

Hakkında Nilgün Yüksel

1999 yılında Ege Üniversitesi Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. 2002 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü Batı Sanatı ve Çağdaş Sanat alanında yüksek lisansını tamamladı. 2011’de YTÜ Sanat Tasarım Fakültesinde doktoraya başladı. Tombak, Genç Sanat, Türkiye’de Sanat, rh+sanart dergilerinde yazı işleri ve editörlük görevlerinde bulundu. Tombak dergisinde Osmanlıca metin çevirisi yaptı. Türkiye’de sanat ve rh+sanart dergilerinde güncel sergiler üzerine düzenli eleştiriler yazdı. Sanat ve diğer disiplinler, müze ve sanatsal oluşumlar üzerine özel dosyalar hazırladı. Plastik sanatlar alanında jüri üyelikleri ve danışmanlık yaptı. Sanatçılar üzerine monografik kitaplar kaleme aldı. 2010 yılında Çağla Cabaoğlu Galeri işbirliğiyle Şangay Uluslararası sanat fuarına gidecek serginini küratörlüğünü yaptı. 201-2012 yılları arasında yönetmen Semih Kırmemiş ile Bedri Rahmi Eyüboğlu belgesel filmini yaptı. 2014 yılında sanat öğrencilerine burs sağlamak amacıyla üzerinde dört yıl çalıştığı, “Sanat Objesi Olarak Sanatçı” adlı proje sergisini hayata geçirdi. Bugüne kadar plastik sanatlar alanında 300’ün üzerinde makale kaleme aldı. Türk ve yabancı sanatçılara özel kataloglar yazdı. 2010 – 2011 eğitim döneminde özel Aydın Üniversitesinde Sanat Sosyolojisi dersleri verdi. 2012’te İTÜ’de öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladı. Kültür araştırmaları, sanat teorileri, güncel sanat, eleştiri pratikleri üzerinde çalışmakta, güncel eleştiri yazıları kaleme almakta, kendi alanında ders vermekte, editörlük, sanat danışmanlığı ve küratörlük yapmaktadır. **** Nilgün Yüksel is an art historian and freelance art critic, lives and works in İstanbul. She has been working in a departmant of fine art, İstanbul Technical University. She curated exhibitions such as “Tree of Life” (for Çağla Cabaoğlu Art Gallery, Shangai Art fair ) and “Artist as an Art Object” (sponsored by Yapı Kredi Private Banking). She worked as an editor and art critic at art magazines such as Tombak, Türkiye’de Sanat, Genç Sanat, rh+sanart. She made a documentary film about Turkish artist Bedri Rahmi Eyüboğlu (with director Semih Kırmemiş). She has written monographies about Turkish artists and numerous articles in national art magazines such as Türkiye’de Sanat, Gençsanat, Artdekor, Cosmolife, Antik Dekor, Milliyet Sanat, Mimarlık, Skala, Artist, rh+sanat, Evrensel Kültür, Tombak, Kolaj Art, This year, she is a boarding member of AICA, Turkey. e-mail: nilguneyuksel@gmail.com

Yorumlara kapalıdır