Hakan Erol: Ezilenler

Share Button
Иллюстрация_Глазунова_к_роману_Достоевского_Униженные_и_оскорблённые

Иллюстрация_Глазунова_к_роману_Достоевского_Униженные_и_оскорблённые

 

1821 yılında Moskova’da dünyaya gelmiştir Fyodor Mihayloviç Dostoyevski. Orduda belirli bir süre görev yapan Dostoyevski, edebiyata yönelmek için ordudan istifa etmiştir. Zorlu bir hayat yaşamıştır, I.Nikolay’ın baskıcı rejimine muhalif politik bir gruba katılan Dostoyevski, bu yüzden tutuklanmıştır, hatta kurşuna dizilmekten son anda kurtulmuştur. Bunun yerine Sibirya’ya sürülmüştür ve zorunlu askerliğe alınmıştır. Sara hastası da olan Dostoyevski, bu hastalığının ilk belirtilerini babasını kaybedince hissetmiştir.

Rus Edebiyatı ya da Dünya Klasikleri denilince akla ilk gelen isim kuşkusuz Dostoyevskidir. İlk romanını 1846 yılında ‘’İnsancıklar’’ adıyla yazmıştır. Bu kitap sayesinde büyük övgülerin sahibi olmuştur ve edebiyat dünyasına ilk adımını atmıştır. Bundan sonra, 1849’a kadar çıkardığı kitaplar, dönemin eleştirmenlerince sert tepkilerle karşılanmıştır. Ancak eleştirilere rağmen, geniş bir okuyucu kitlesi tarafından beğeniyle okunmuştur bu kitaplar. Sibirya sürgününden sonra yazdığı romanlarla tekrar eski ününe kavuşmayı başarmıştır Dostoyevski.

“İnsancıklar”, “Öteki”, ‘’Ezilenler’’, “Yeraltından Notlar”, “Suç ve Ceza”, “Kumarbaz”, “Budala”, “Ecinniler” gibi kitapların yazarı olan Dostoyevski, her bir kitabıyla Rus ve Dünya edebiyatına eşsiz katkılar sunmuştur. Her bir kitabıyla okuyucuda derin izler bırakmayı başarmıştır.

Yazar, Ezilenler’de aslında bizi anlatmaktadır. Tutkulu bir aşkın günden güne erimesi, kararsızlıkların çığ gibi büyümesi, iyilerle kötülerin amansız mücadelesi, geleneklerin tutucu etkisi, zenginlerin yoksulları aşağılaması, insan yerine koymaması, paranın insan hırslarındaki yeri ve gücü, tüm bunlarla gelen bir sınıfın yani ezilenler’in hayatı… Dostoyevski’nin en önemli özelliği, sıradan, günlük yaşantıları, bilinen karakterleri büyük bir yetenekle, okuyucuya aktarmasıdır. Her gün yaşanılanı göremeyen insanlar, Dostoyevski romanlarında kendi hayatlarının, romandan farksız olduğunu görürler. Bu yüzden Dostoyevski romanlarını okuyan bir insan, kitabın her yerinde kendinden izler görecektir…

Dostoyevski

Dostoyevski, Ezilenler’de ilmek ilmek işleyip oluşturduğu karakterleri, bizden biriymişcesine benimsememize ve onlara sıkı sıkıya sarılmamıza yardımcı olur. Derin ruh çözümlemelerinin olduğu kitap, her bir sayfada okuyucuda merak uyandırmayı başarabiliyor. Dostoyevski’nin romanlarını okuyan insanların hayal dünyası alabildiğine büyür, hayata farklı bir pencereden bakabilme kabiliyetleri ise gelişir.

Yazar, kitapta İvan karakterini kendisinden özellikler katarak karşımıza çıkarır. Para kazanmak için yazan, yoksul genç bir yazar olan İvan, kitaptaki iyiliklerin baş mimarı durumundadır. Kimseyi kırmayan, incitmeyen, sevdiği kız olan Nataşa’nın gönlünü başka birine kaptırmasına dahi kızmayan ve hatta onlara romanın başından sonuna kadar yardımcı olan, onların en iyi dostu konumundadır. Bir diğer karakter dışlanan, dövülen ve ezilen küçük kız Nelli’nin kurtarıcısı, yardımcısı ve küçük kızın tek aşkıdır.

Yazar, İvan’ın hayatını anlatırken kitabın en başında genç yazarlara ilham kaynağı olmaktadır: “Dar bir evde düşüncelerin de daraldığını fark etmiştim. Oysa ben öteden beri yazacağım hikâyeleri tasarlarken odamda dolaşmayı severdim. Aklıma gelmişken söyleyeyim: Eserlerimi tasarlayıp, nasıl kaleme alacağım konusunda hayaller kurmak, oturup onları yazmaya başlamaktan daha çok hoşuma gidiyordu.’’ (s.1) deyip ekler: ‘’Yalnız yazma işi bile yeter; insanı sakinleştirir, soğukkanlı yapar, eski yazar alışkanlıklarımı dürter, anılarımla mariz hayallerimi bir iş, bir meşgale haline sokar…’’ (s 13)

Nataşa’nın sevdiği adam olan Alyoşa, bir çocuktan farksızdır. Saf, iradesiz, çok çabuk fikir değiştirebilen, acınası biridir. Nataşa, bu adama ölesiye bağlanmıştır. İvan, bu aşk konusunda Nataşa’ya kızar: ‘’Gereğinden fazla seviyorsun onu. Bu kadarı fazla Nataşa, böyle aşkı anlamam ben.’’ (s.45) İnsanın neden sevdiği kolay kolay anlaşılmaz… Alyoşa ise kendi iradesizliğinin bilincinde olarak şu soruyu yöneltir:’’İnsanın görevine dört elle sarıldığı halde beceriksizliği, iradesizliği yüzünden başaramaması mümkün mü?’’(s.53)

Nataşa’nın, annesini ve babasını çiğneyip, Alyoşa’yla kaçması ve geriye  İvan’ın aileyi teselli edecek bir iki sözünden öte bir şey bırakmaması, babası Nikolay Sergeyiç İhmenev’i çileden çıkarmıştır. Nataşa ise kararlı ve geçmişini unutmaya hazırdır: “Temelli yitirdiğimizi yeniden bulmaktan umudu kesmeliyiz(…) zaten geçmiş insana hep hoş görünür.” (s. 88)

Unizhennye I Oskorblyonnye Movie Poster

Unizhennye I Oskorblyonnye Movie Poster

Dostoyevski, roman kahramanlarını betimlerken ayrıntıları ihmal etmez. Anlatılan kahraman adeta karşınızda belirir. Alyoşa’nın babası zengin Prens’in betimlenmesi bunun en güzel örneğini oluşturur: “…Kırk beşinden fazla göstermiyordu. Son derece düzgün, keskin hatları vardı; yüz ifadesi göz açıp kapanana kadar tatlılıktan somurtukluğa geçer ya da bunun tersi olurdu. Yüzündeki çizgilerin hepsini yöneten bir yay vardı sanki. Cildi esmere yakındı, dişleri çok güzeldi. Oldukça ince dudakları, uzunca bir burnu, henüz tek bir kırışığı olmayan yüksek alnı, iri gri gözleri yüz sahibini tam anlamıyla bir erkek güzeli haline getiriyordu. Ama her şeye rağmen adamın yüzündeki her ifadenin yapmacık, hesaplı, taklit olduğu seziliyor, bu da hiç hoş bir etki bırakmıyor, hatta ondan iyice soğutuyordu insanı.’’(s. 111)

İvan’ın hayatını anlatırken, yazar kendinden örnekler veriyor demiştik. Bu örneklere ileriki sayfalarda da rastlıyoruz. Tıpkı kendi yaşamındaki gibi, yayınevlerinden borç almasını kitaba da aktarmıştır Dostoyevski: “Tanıdığım bir yayınevi sahibi vardı, üç yıldır cilt cilt dev bir eser çıkarıyordu. Dara düştükçe ona başvuruyordum. Hiç bekletmeden avans verirdi. Bu sefer de ona gittim, yirmi beş ruble alabildim; karşılık olarak bir hafta içinde derleme bir makale hazırlayacaktım. Romanımdan vakit çalarak çalışacaktım. Sıkıştığım zamanlar hep böyle yapardım.’’(s.168)

Nataşa, Alyoşa’yı Kontes’in kızı Katya’ya kaptırınca ister istemez her konuşmasında acısını bin kat daha arttırır. Bunu dostu İvan’la konuşurken, lafı bir anda oraya bağlamasından ve İvan’ın derin düşüncelerinden anlayabiliriz: “Birden konuyu değiştirerek: – Şu Katya ne şeker şey, değil mi Vanya(İvan)? diye ekledi.

Bana, acı duymak ihtiyacıyla yarasını isteyerek deşiyormuş gibi geldi… İnsan yüreği büyük kayıplar karşısında çoğu zaman bu ihtiyacı duyar!’’ (s. 336)

Tabutçunun bodrumunda ölen bir kadın, kızına lanet eden dedesini ara sıra yoklayan küçük öksüz kız, pastanede köpeğiyle birlikte can veren bunak ihtiyar! Kör kütük bir aşk! Bu aşk uğruna, her şeyi yerle bir eden bir kadın. Ölüme biraz daha yakınlaşırken son anda kurtulan bir hayat ve onun dışında ölen küçük bir kalp ve son bulan bir hayat… Bir roman için bütün her şey olgunlaşmıştır. Tüm bu konuları yazıya dökmek için ise Dostoyevski gibi usta bir kaleme yakışmıştır. O da ‘’Ezilenler’’de bunu tüm içtenliğiyle ve heyecanıyla yansıtmıştır. Her sayfanın sonunda, diğer sayfaya başlamanın mutluluğunu duyarsınız. Dostoyevski’nin romanları, okuyanda bu etkiyi bırakması bakımından tartışılmaz bir yere sahiptir.

Dostoyevski.

Roman Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıkmıştır. 394 sayfadan oluşan romanın Rusça aslından çevirisini Nihal Yalaza Tulay yapmıştır

Bu yazıyı Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sındaki, ama hayatın her alanında bir gerçekliği yansıtan sözüyle bitirelim:

‘’Zengin; o ki bir asalak, öyle bir asalak ki toplumu emer sömürür fakir; çoğu kez ne uğruna olduğunu bilemeden ölür…’’

Share Button
Hakan EROL

Yorumlar kapatıldı.