Emrah Kazanır: Kıyı

Share Button

RIA-603209-Preview.jpg.740x-x1

KIYI

Rusya, yoksul Rusya

Rüzgarda uçuşan türkülerde

Erken bir aşkın gözyaşları gibi

Severim gri evlerini köylerinde…

 

Sovyet yazarı Yuri Bondarev savaşta ve barışta insanı, onun çaresizlikler karşısındaki tutumunu, savaşa ve barışa olan aşkı, en ince ayrıntılarına kadar inceliyor. Dolaştığı Batı Almanya’yı sosyalist görüşle, ilginç olaylarla eleştiriyor. Yuri Bondarev’in Kıyı romanı, insanların savaşta bile insanlığını kaybetmeyebileceğini belirleyen bir yapıttır. 1951 yılında Gorki Edebiyat Enstitüsünü bitirdi. Volgagrad (Stalingrad) milletvekilidir. Sinemayla da ilgisi devam eden Yuri Bondarev, gerek Sıcak Karlar gerekse Kıyı filmleri için Sovyetler Birliği Devlet Ödülü, kitaplarından dolayı da Lenin Ödülü almıştır.

Samsonov, gereksiz süslemelerden nefret eden, direnilmez, gürültücü bir kavgacı. Edebiyatı bilmeyen, alkolle ya da tükenmişlik sendromuyla duygusal (hormonik) cümleler üretme çabasında olanları acımasızca eleştiren bir adam.

“Sizi gidi terlikli Sokrat’lar, sizi gidi birahane gerçekçileri. Bir kadeh votka ile uyduruk hikmetler savurursunuz… Telgrafların kesik tıkırtısından hoşlanırsınız değil mi? Ama ben telgraf çekmem hiç. Ben buyum işte, sizin saçmalıklarınız vız gelir bana, hemen unuturum onları, tükürürüm tümüne. Modaya uyarlı zırvalarınızla hiç uğraşamam.”

 RedArmyInBerlin

Kasım akşamlarında Hamburg caddelerinin ışınları Nikitin’de öylesine üşütücü ıslaklık sanısı uyandırdı ki arabada içi titreyerek sıcak bir otel odasının sükunetini, temizliğini ve mis gibi yatak takımlarını özledi birden. Tıraş olmayı her geziden sonra yaptığı gibi giysilerini değiştirmeyi, sonra restorana inip sıcak bir kahve içerken fırsattan yararlanıp Bayan Herbert’e (Emma) konukluk programının ayrıntılarını sormayı istedi canı… Yurtdışında ne zaman Rus ve Rusya adlarını söylese akşam saatlerinde Moskova’da işçi mahallesinin sokaklarını aydınlatan lambaları anımsar, sonra günlük kaygı ve görevleri düşünür, içinde bir tür vicdan acısı duyar, masasında el sürülmemiş kağıtlara özlemi uyanır, yurda dönüş anının o tatlı heyecanıyla titrerdi Nikitin.

Samsonov’la birlikte yıllar sonra Almanya’ya giden Nikitin, Hitler’e karşı savaşan 21 yaşındaki Sovyet komutanı idi. Savaş yıllarında Emma (Herbert) isminde bir kadın Nikitin’e aşık olduğunu itiraf etmiştir. Aralarında yaşanan bu akımın yıllar sonra karşılaşmalarıyla çözümlenişini yazmıştır Yuri..

Bu karşılaşmanın kısacası hesaplaşmanın galibi kimse olmamakla beraber ilkeli bir yaşamın nasıl olduğuna tanık olan Emma şu sözlerle haykırır Nikitin’e;

KizilOrduBerlin

“Neyi bilmek istiyorsun? Kimin tetik çektiğini mi? Ben sana açıklayayım; Tümü, istisnasız tümü Vadim (Nikitin)… Bugün 42 yaşın üzerinde olan tümü. Bizde Hitler konusunda yazılıp basılmış Çılgın Onbaşı, Deli Diktatör gibi kitaplar hep yanıltıcı yargılarla dolu… Aslında olağanüstü etkinliğe sahip şeytansı biriydi Hitler. Nutuk söylerken Almanlar hele kadınlar hayranlıktan hıçkıra hıçkıra ağlardı. Bunu biliyor muydun?”

Burada net olarak ilkeli yaşamanın ne demek olduğuna tanık olan Emma, Nikitin’in kendisine neden farklı geldiğini itiraf ediyor. Gereksiz süslemelerden nefret eden Samsonov, Emma’nın arkadaşlarına kapitalizmi tariflerken Nikitin, en az Samsonov kadar sert olarak destekliyor Samsonov’u. 1945’te Hitler faşizmini Berlin’e kadar kovalayan komutanın yaşadıklarını ancak ve ancak edebiyat dile getirebilir.

“Kapitalist nedir sizce? Sizin tanımlamanıza bakılırsa ha basınınızın karikatürlerindekiler olmalı… Koca göbeğiyle, yeleğiyle bir adam, önünde dolar dolu bir çuval, iki eliyle sıska, bitik bir işçinin boğazını sıkıyor değil mi?”

31c1ce55ea3aa84bad18bfbae2ffafbd--isu--ww-tanks 

Savaşın ortasında Emma’ya bu savaşın nasıl çıktığını, Hitler’in insanları acımasızca ölüme nasıl gönderdiğini anlatıyor Nikitin. Emma’nın Nikitin’e aşık olmasının bir nedeni budur. Nikitin’in ilkeli bir yaşamdan gelmesi, komünist bir komutan olması ! ( Gerçi ilkeli bir insanın komünist olmama şansının olmamasını anlayamayan bir Emma’dan söz ediyoruz ! )

Yaşadığı ülkede Nikitin’in hiç örneğinin olmaması, Hitler’in kirli siyasetiyle toplumunu kirli bireylerden oluşturması Nikitin’i farklı kılıyor gözünde. İçsel olarak ‘ölmemek ve kapitalizmi tanımak için’ Nikitin’le görüşmeyi sürdürmeye çalışıyor. Nikitin, Sovyetlerin kaderinin elinde olduğunun farkında olarak örgütlülüğünden taviz vermeyerek Emma’yla iletişime geçmemeye çalışıyor. Bu örgütlülüğü bozucu herhangi bir davranışı bir toplumun ve sosyalizmin yıkılışına neden olur. Bunun farkındadır. Emma kapitalist bir kadın olmasından dolayı bu tarihi savaşın farkında değil ve yer yer girdiler yaparak Nikitin’in aklını bulandırma derdinde. Savaşı bırakmasını teklif etmesede savaştan sonra kendisiyle kalmasını istemeyi deneyecektir. SSCB’nin savaşı kazanması üzerine ülkesine dönen Nikitin, yıllar sonra edebiyat yazarı olarak geldiği Almanya’da Emma ile 1945’in muhasebesini yapar.

kiyibb6a09db329d8e989db3d3080d284d4a

Kapitalist bir toplumda yaşayan ve kapitalizmin pisliğinden kendini korumayan birey, akılla değil hormonla hareket eder. Emma bunun bir örneğidir sadece. Nikitin’in Emma’ya farklı gelmesinin diğer bir yanı da budur. Nikitin mantıklıdır ve hormonlarının üzerinde aklıyla egemenlik kurmuştur.

(Yeryüzünde iki tip insan vardır;

 *  Hormonlarının egemenliğine aklını teslim eden birey,

 * Aklıyla hormonlarının üzerinde egemenlik kuran birey (örgütlü birey) 

 

Evet, şimdi arabasında önüme oturmuş bir restorana götürüyor bizleri Bayan Herbert (Emma). Gerçek bu. Bir zamanlar Konigsdorf’daki o güzel Mayıs günlerinde gençtik biz, savaş bile engelleyemezdi bizi. Yıllar sonra tümüyle ayrı evrende, geçmiş yaşamlarıyla Hamburg’da buluşacağımızı düşte görsek hayra yormazdık. İnanılmaz bir şey ama gerçek.

Kardeşi Kurt’u ölümden kurtardığını, savaş esirlerinin öldürülmekten başka bir seçeneği olmadığını düşünen Emma, Nikitin’in bir komünist olduğunu unutarak Nikitin’den ‘etkilenmek’ için bir başka neden daha bulmuştur. Minnettarlık!

Hesaplaşmanın özünde duran ve sağlam bir zemine oturtularak tartışılması gerektiğini çekinmeden ifade eden Nikitin eğer yıllar önce Emma’nın itkisi ile hayatını şekillendirseydi bugün büyük bir yalanla karşı karşıya olduğunu anladığında çok geç olacaktı. Bu ağırlığa birlikte değilken bile zor dayanan Nikitin birlikteliğinin sonucunda böyle bir yalanla karşılaşsaydı yıllar sonra edebiyat yazarı olarak savaştığı topraklara (Almanya’ya) gelmesini engelleyecekti.

O yıllarda neler olmuştu acaba?

Savaşın delice hızı dört yıl boyunca giderek artmış, Almanya içlerinde daha da coşmuş, sonra karanlık pencere boşlukları ve kaya yığınlarına benzeyen girişleriyle bombalanmış evlerin kapsadığı dev başkent Berlin’in çıkmaz sokaklarında duruvermişti. Asansörler işlemiyor, apartman avluları çorba kokmuyor, çıt çıkmıyordu. Ne bir adım, ne bir kapı sesi, ne komşuların merdivenlerde rastlaştıklarında duyulan ‘Danke shön’ ya da ‘Bitte sehr!’ vardı artık derin bir çöl suskusundan başka. Berlin’in Reichskanzlei (Başkanlık) ve Reichstag (Meclis) gibi savunma noktaları da düşmüştü. Her şey bitmişti sonuçta. Yangınlar sönmüş gibiydi, kavşaklarda ve alanlarda tank kalıntılarından hala tüten dumanlar dışında. Her köşe bucak kaldırımlara devrilmiş tramvay arabaları, eğilip bükülmüş sokak lambası direkleri, isli tuğla yığınlarıyla doluydu. Yaşam izi görülmeyen caddelerde, köşe başlarında levhaları makineli tüfek ateşiyle delik deşik mağazaların camları parçalanmış vitrinleri esner gibi duruyor. Önlerinde yanık kamyonlar, zırhlı arabalar, toplar, ipi kopmuş kolyeden dağılmış gibi Alman gaz maskelerinin kutuları, bükülmüş çelik başlıklar, parçalanmış bisikletler, çocuk arabaları, paçavralar, pamuklu Rus ceketleri, yılanlar gibi uzanan sargı bezleri ve patlamalarla fırlamış oto lastikleri görülüyordu. Bir duvarı çökmüş odanın içinde mobilyalar, üzeri sıvalar, toz ve toprakla kaplı, içindeki telleri parçalanmış piyano bir yok oluşun kanıtlarını oluşturuyor, daha üst katlarda yıkıntıdan bir halı parçası uzanıyor, bir tavanda mucize sonucu sağlam kalmış kristal avize sallanıyordu…

1015220520

Nikitin her komünist gibi Emma’ya tarihi bir ders veriyor;

 

“Hayır. Alman ulusuna karşı kin duymuyorum çünkü her ulusçu hareket bir alçağın sığınağı olmuştur. Bir ulusun suçu olamaz. Devrim, ahlak yoksunluğunun yadsınması ve gerçek ahlakın düzene sokulmasıdır. İnsanlara, savaşa ve eylem programı yerine bilince inanç koşuluyla… Kendi ağzınızla hiçbir inanç ve ideal kalmadığını söylediniz, bana göre inanç umuttur ve gerçektir. Eğer inanç yoksa çıkış yolu da yoktur.”

Share Button

Yorumlara kapalıdır