Utku Varlık, IH L’AMOUR

Share Button
Utku VARLIK

Utku Varlık

Bİ-HARAB-ABAD-I AŞKINDIR UNUTMA RAHM EDÜP
FITNAT’I GEL  EYLEME  DİVANE  ALLAH  AŞKINA

Şair Fitnat Hanım ve Ahmet Mithat Efendi 1878’de tanışıyorlar, daha doğrusu, Rodos dönüşü Tophane’deki Dilaver Paşa konağını yakınındaki evinden Kabataş’a taşınan Ahmet Mithat’ın komşusu, Bahriye mektupçusu Mehmet Ali Efendi ve eşi Şair Fitnat Hanım’dır. Küçük bir bahçeyle ayrılan bu iki konak ve bu bahçeye bakan iki pencere bir düş misali bir türlü varılamayan, yalnız göz göze gelmekle oluşan bu olağanüstü bir arzu birikimi, sözcüklerin içeriğinde amacına ulaşıyor; ilk mektup Ahmet Mithat’tan. Şöyle başlıyor:
pour-Nigar-2“Yegâne-i rüzgâr, edib-i zarafet-şiar, şaire-i letafet-nisarım, efendim.”

Yanıt hiç gecikmeden geliyor:
“Ma’ruz-ı cariyeleridir, Lütufnâmenizi on dört gün, on beş gecedir okuyorum. Her okuyuşta başka bir lezzet buluyorum, bir başka sefa kesbediyorum…”

Pencereden pencereye süren bu ilişkiyi Ahmet Mithat bir başka mektubunda şöyle anlatıyor:
“ Meleğim,
….Saat altılara kadar iki pencere aşırı bir mesafeden, uzaktan uzağa gelip , kaffe-i lezaiz-i dünyeviyyeyi mesamimden dimağıma isâl eyleyen sedanızla mes’ud olduktan sonra hayalinizin mesken-i daimi  ittihaz eylediğim mahallin kapısı önünden geçip ve mübaadet buyurduğunuzu meleklerde de bulunamaz diye hülya eylediğim nazik ayaklarınızın kendileri gibi olan şamatalarından anladığım zaman artık içimden gelen bir ahı bir türlü zaptedememişim.”
Fitnat Hanım hemen yanıtlıyor:

“ Malikim ,
…..Mithat’çığım, ben orada bulunduğum müddet zarfında, ne hâllere girdim, neler düşündüm, siz de bilmezsiniz ya? Aklım katiyyen başımda değildi. Aman yarabbi, o kadar kendimi bilmiyordum ki birçok şeyler için mest-i laya’kıl olanlar gene benden hüşyar bulunacaklarına yemin etsem hanis olmam. Vakit de ne çabuk geçti, keşke o gececik yüz elli saat imtidad etmiş olsaydı.”

Mektuplarda platonik olarak başlayan bu ilişki giderek “sensuel ” bir anlatımı getiriyor, öyle bir çağ ki “hayal” sığınacakları son barınak; Ahmet Mithat bunu şöyle dile getiriyor:

“ Memlukem ,
…Siz bana “Ah, niçin birbirimize bigâne olalım! Ben sizi seviyorum, Mithat’ım.” demiyor musunuz? İşte ben de istiyorum ki siz beni fi-maba’d başka türlü hislerle de sevesiniz, yekdiğerimize karşı hiçbir türlü bigâneliğimiz kalmasın. Artık biz fikren de hayalen de cismen de birbirimizin olalım. Her kar-u ahvâlde yekdil ve yekvücud olalım. Vücutlarımız bir imtizac-i maddi vü ma’nevi ile birbiriyle mezc olsun!”

Fitnat Hanım:

“Malikim, Efendim,

Mithat’çığım, vücudum hayalhanenizde tasavvur ettiğiniz, söylediğiniz gibi midir acaba? Yoksa pek çirkin midir? Bilmezsiniz ya? Üşüdüğünüzü yazıyorsunuz. Isınmak için beni kollarınızın arasına almaya pek ziyade ihtiyaç hissettiğinizden bahsediyorsunuz. Kollarınızın arasına yalnız beni almayı taahhüd eder misiniz? Baki , arz-ı iştiyak olunur efendim.”

Ahmet Mithat:

“ Melike-i kıymetdârım efendim,

Yazmak için kalemi elime aldım, işte kırk defadır hokkaya batırmaktayım; fakat ne diyeceğim ? Ne yazacağım! “Kollarınızın arasına yalnız beni almayı taahhüt eder misiniz?” diyorsunuz ve sitemi dahi  “gidildi” te’kidiyle takviye ediyorsunuz. Eğer kollarımın arasına alacağım vücut gönlümün emriyle alınacaksa, Fitnat’ım , geçmişten kat-ı nazarla, fakat bundan sonra yalnız sizi alacağına taahhüt her ne vech ile olursa göze kestirebilirim….Baki-yi merhamet ve şefkatinize ilticadan beni mahrum ve binaenaleyh me’yus etmeyiniz ruhum.”
26 Nisan 1294 ( 1878 )  Memlukunuz Mithat.
“Efendimiz,
Artık sizinle başlamakta olan münasebetimiz hakkında muhabereyi faydadan hali bularak mektup yazmamayı kurdum. Yarın yedi ile sekiz beyninde size nerede mülaki olayım? Emir buyurulursa bir yerde sizi göreyim de bir lahza hem arızamı hem de maruzâtımı takdim edeyim, olmaz mı? Matbaanın önüne kitap almaya gelmiş olsam münasebet alır mı? Bu bâbdaki mütalaanızı ne yolda olacaksa bu akşama kadar emrinize intizarda olduğumu arz ederim, efendim.”

“Sevgili Fitnat’ım,

Şimdi gayet yorgun bir hâlde buraya geldim. Mürsel tezkirenizi verdi. Hemen açıp okudum. Reviş-i ifadesi  o kadar metin ve kat’i bir şey ki adeta titredim. Artık mektup yazmamayı kurdum demek benim için zihni perişan edecek bir hâl demektir; …Gelelim suret-i mülakata: bizim matbaanın önünde bu müyesser olamaz, zira bir çift lakırdı edecek bile vakit bulamayız. Yarın yahut sair tensib edeceğiniz bir gün sizi bir araba Taksim önünde benim tembih edeceğim bir yerde beklese yahut Küçük Çiftlik veya Ihlamur daha yakındır.

“Mithat’çığım,
Evet, efendimiz, yakınlığı hesabıyla Ihlamur her yerden daha münasiptir. Yarın saat onda lütfen havuzun başında intizarda bulununuz. Yekdeğerimize kolayca mülaki oluruz ümidindeyim.

“Ma’budem Fitnat,

Ihlamur’dan nasıl gaybubet ettiğimi bir kimseden ihtirazım mı olduğuna hamlediyorsun. Seni sevmek hususunda benim kimseden ihtirazım yoktur ; zira seni sevmek benim haddimin, liyakatimin  fevkinde bir nimettir…… Sen arabadan çıktıktan sonra ben adeta izlerine basarak seni takip ettim; fakat mahşerden numune o kalabalık içinde seni kaybetmemek pek de mümkün değildi. Seni hayli aradım!”
“Melek-i -siyanetim Mithat,

…… Mithat’ım ah, sen sevilmez misin hiç?  Bu yazdıkların nedir Allah aşkına? Katherine’e söylettiğin gibi diyeyim bari : ” bunlar söz mü dür, sen mi söylüyorsun? Yoksa dehen-i manevi-i uluhiyetten mi dökülüyorlar? Bitirdin beni artık. Ben benliğimden tamamiyle tecerrüt ettim…. Ihlamur’a ben niçin giderim inanır mısınız? Ben bu yakınlarda Ihlamur’a ilk olarak sizin için gittim, gördüm… Mithat’ım ne kadirdan bir yarsın? Benim o bir tel saçımı hâlâ saklıyorsun öyle mi? Ah işte bu hâllerin değil mi insanı sana meftun ettiriyor. Yarın, öbür gün geçecek gene mülakata bir hayli var. Ancak salı akşamına mümkün olacak. Adiyö, beni unutmazsınız değil mi? Saçının dolaştığı yeri çok çok öper senin Fitnat’ın.

Ahmet Mithat:

“Derdimin dermanı Fitnat’ım !. IHLAMUR ! AH CANIM  IHLAMUR ! FİTNAT’IM, BU KELİMENİN EVVELİNDEN “IH” HECESİNİ KALDIRIRSANIZ BÂKİSİ  “LAMUR”  KALMAZ MI?  FRANSIZCA SEVDA VE AŞK DEMEKTİR. AMAN YARABBİ ! SEVDAZEDE OLAN BİR ADAMIN BÖYLE İKİ HECA-Yİ MÜTEAHHİRİ “AŞK” DEMEK OLAN BİR YERDE İLK MÜLAKATI VUKU BULURSA KİMBİLİR NE KADAR AŞİKANE MES’UDİYETLERE NAİL OLACAĞINA DELALET EDER.”

* 1948’de Hakkı Tarık Us’ un derlediği bu küçük kitapçık : Ahmet Mithat Efendi ile Şair Fitnat Hanım.
Babamın kitaplığında bulmuştum, düş kurduran bir aşk ama nasıl bir toplum ki giderek hayal bile yasak! Acaba yasaklar mı bir sevgiyi yücelten yoksa aşk bir sanrı mı? Ahmet Mithat daha sonra bu mektup paketini oğluna verirken şöyle açıklıyor: “… ha bunlar mı? Hayat-i içtimâiyemiz bugün Avrupa’dakinin aynı olsaydı bu mektupların neşredilmesinde bir beis görmezdim…al bunları sakla; elbette neşri kabil olacak bir zaman gelecektir.

Share Button
Utku VARLIK

Hakkında Utku VARLIK

Sanatsal eğitimine 1961 – 1966 yılları arasında Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Sabri Berkel atölyelerinde başlayan Utku Varlık daha sonra oyma baskı (gravür) ve taş baskı (litografi) atölyelerinde devam etmiştir. 1970 yılında Paris´e gitmiş, 1971 – 1974 yılları arasında Güzel Sanatlar Ulusal Yüksekokulu´nda George Dayez ile, 1973 – 1975 yılları arasında da Cachan Atölyesi´nde taşbaskı çalışmıştır. Sanat çalışmalarına halen Paris´te devam etmektedir. İlk önceleri dışavurumcu anlatımla figürlerini biçimlendiren Utku Varlık, 1960 ve 1970´lerde dönemin politik yaşamından etkilenerek yaptığı resimlerinde de bu anlatım biçimini kullanmıştır. Sanatçı özellikle 1975´ten sonra dışavurumcu anlatımdan uzaklaşmış ve düşsel bir anlatım biçimine yönelmiştir. Sanatçı için figür, sürekli ve asal olan doğanın yaşayan öğelerinden biridir ve yansımasını doğada bulur.

Yorumlara kapalıdır