Utku Varlık: Kaotik Günler

Share Button

u1

Anlamıyorum, gelinen bir yer var; sanat adına tasarımlar: “contemporary” etiketiyle sunuluyor; örneğin Avignon Festivalinde, Çağdaş Tiyatro, Modern Dans; öbür taraftan Modern Müze, modern resim, Contemporary fuarlar, Modern’i etiket etmiş bienaller vs. Biliyorum amaç bir farklılığın ötesinde ortaya yeni bir şey koymak, ama nasıl anlatabilirim: önce bir müzik bulup sonra bunun eşliğinde sahnede takla atıp, bir takım garip hareketler yapmak modern dans oluyorsa; – “birden Bejart’ın Bolero balesini anımsadım” – ya da nedense her yıl Avignon Festivalinde ve de dayanamamın en üst düzeyinde yine “çağdaş” a adanan tiyatro denemeleri tekrar ediliyorsa, Bienaller kurmaca sloganları ötesinde bir gösterişe soyunmuş sa – iyi komşu/kötü komşu!- ,  işte orada ben yokum! Belki  farkında değildik, sanatın “idea”sını ters yüz edildiğinin! Gözümüzün önünde, çocukça bir duyguyla zorla elimizden alınmış bir oyuncak misali, sanatın hayal perdesini çekip alıyorlar ve kısır döngülerindeki “kabızlığı” Modern adına “empoze” ediyorlar ve de buna inanıyoruz!

Le caisson sensoriel / Mathieu Briand

Le caisson sensoriel / Mathieu Briand

Sonic Fauntain/ Doug Aitken

Sonic Fauntain/ Doug Aitken

Bu kurmaca bienaller, tiyatro festivalleri, ünlü modern müzelerin kurgularındaki ard tecimleme, bizleri uzaktan yönetilen bir “robot” misali kendi çekim alanlarına yönlendiriyor. Eğer kendi beğenişlerimizde kuşkuluysak; o zaman bu “tröst”ün dümen suyunda gidelim; “beni ilgilendirmiyor” diyorsak, işte bir sanatçı olarak seni dışladıkları kabulleneceksin, atölyene dön eğer yaşayabiliyorsan, bekle; bir kaç milyarderin başını çektiği bu “Contemporary’nin buharlaşacağı gün uzak değil! Şu günlerde Lyon Bienali – bu bienal Venedik’ten sonra en önemlisiymiş-; Fransız basını böyle söylüyor, ayrıca “iyi komşu – kötü komşu” gibi dert dinleme, tematik can sıkıntısıyla yükümlü İstanbul Bienali’nden kimse söz etmiyor kanımca etmez de, ülkemizin imajı bu denli sığlaşması, yaşadığımız en kabus yıllarını bile aratıyor! Sözüm geldiğimiz yer; bu tür bienallerin çocukları bile ilgilendiremeyen bir düzeyde “panayır” misali “eğlence fuarlarına” dönüşmesi. Resim ve heykeli dışlayıp, komik enstalasyon’larla MODERN’i sergilemek: Örneğin LYON:

Hollow-Stuffet / Damien Ortaga

Hollow-Stuffet / Damien Ortaga

Machefer / Lara Almarcequi

Machefer / Lara Almarcequi

Directeur Artistique Thierry Raspail MODERN sorusunun altını çiziyor: ” …bize düşen görev, öyle bir olay yaratmak ki, geçmişi ve belleği içersin giderek evrensel kültüre de değinsin. Bunu sergilemenin yeni formülerini yine bu bienalle gerçekleştiriyoruz; bize soru sorduran bir olay yaratmak, paralel tarihe, antropoloji global, çağdaşlılık, yapıcılık ve de değiş-tokuş…”

Synclastik-Anticlastik / Hector Zamora

Synclastik-Anticlastik / Hector Zamora

Wher Sky Was Sea / Shinabuku

Wher Sky Was Sea / Shinabuku

Tamam anladık ama görselleri izlediğimizde artık suyu çıkmış “enstalasyon’lar, enayice kurgular Anlamıyorum bir özentidir gidiyor, bizi tarih de perişan edenlerin, bu emperyalist ülkelerin dümen sularından bir türlü çıkamıyoruz, biliyorum “kültür” daha beyaz yıkıyor çünkü sanat adına bizi yönetenler biliyorlar ki “kültür” önemli bir silahtır. 50 yıllarında “soğuk harple” başlayan etkinliğin radiationu bugün çok daha etkin; sanatı “çağdaş” markasıyla sığlaştıranlar, etkinliklerini medyatik sistemin yörüngesine oturtmuşlardır. Bu ipleri ellerinde tutanların amacı, sanatın kendine özgü akışı ve ya kalıtım süreci değildir; onu kışkırtarak hızlandırma, anlama, görmekten öte yargıya fırsat vermeden bulandırma, kompleks alanları yaratarak monopol, lobi güçleriyle çekim alanları oluşturmak ve de tek merkezden yönetmek. Nedir bunlar: MoMa New York, Tate Londra, Fransa ve öteki zengin ülkelerde bu iki gücün uyduları oluşturulmuştur; milyarderlerin özel koleksiyonlarını içeren “vakıf”lar, modern müzeler, uluslararası pazarlama markaları Sothbe’s, Christi’s vs. bunların sahipleri de yine sözünü ettiğim milyarderdir. Konu kültür olduğuna göre büyük ülkelerin kültür programlarını da yine bu büyük lobi yönetir. Eğer Tate Modern size kendi “Twitter” sayfalarında buna benzer beğeni önerileri sunuyorsa, bizim gibi yönetilen “sanat sömürgelerinde” hemen etkin olup, benzerlerini zengin otel sahiplerinin, alış-veriş merkezlerinin patronlarının, önemli bankaların himayesinde açılan Contemporary Fuarlarında satışa sunulur ve biz de Contemporary Fuarının pırıltılı vitrinlerinde bize empoze edileni satışa sunarız. Öyle bir kompleks ki çıkmak için düş de olduğu gibi uyanmak gerekir bu kâbustan!

u8

u9
Unutmadan: geçen aylarda bir Amerikalı dostum, bana Tate’de Fahrelnissa Zeid’in sergilendiğini muştaladı. Kendisine, İngilizlerin hiç bir şeyi hatırına yapmadığını ve de prenses’in aynı zamanda Lübnan’lı olduğunu yani bu işte bir Orta doğu parmağı olduğunu anlattım. Durup dururken…

u10

Galeri Zimmerman / Contemporary İstanbul

Galeri Zimmerman / Contemporary İstanbul

                                                             WEİ SENDROMU

Çağdaş etkinlik deyince bu kanaldan size gösterilen yolda gideceksiniz, bu konuda en güzel örnek yine Türkiye; Sapancı Müzesindeki Ai Wei Wei sirkini size gönderdiler; yalnız biz değil şu günlerde Lozan’da daha kapsamlısı, paranın gücüyle düdüğü daha iyi çalıyor Wei Wei ve İsviçre’lilere diyor ki Çin’de insan hakları çiğneniyor, demokrasi yok diyor, peki nasıl diyor bunu:

u12

u13
Ai Weiwei orta yaşlarda bir Çin’li, babası önemli bir şair, Ai Qing ama biraz derine indiğimizde, baba ve oğlunun geçmişiyle ilgili inandırıcı bir özgeçmiş’e rastlamıyoruz. Weiwei 17 yaşında Amerika’ya sinema okumaya gidiyor! Daha sonra New York’da “undergraund” ortamı ve de Andy Warhol bir usta olarak; provokasyon sanatı adına onu etkiliyor. 1989 Tian’anmen başkaldırısıyla kendini duyuruyor Wai, yaptığı “açlık grevi” kendisine aktüel bir önem kazandırıyor. Dikkat edelim; bu senaryoda karanlık noktalar çok fazla; Wei’nin varoluşu yani Amerika’ya gidişi, sanat dünyasına yaklaşımı, Pekin’de bir gurup öğrencinin başkaldırışı, açlık grevi ve de babasının hastalığı nedeniyle Çin’e dönüşü daha sonra kendine yakıştırdığı “manipülatör” tavrıyla gözaltı, tutuklamalar vs.  Tek slogan “Özgürlük ve Demokrasi” ama kimin için ve neden sorusuna yanıt yok. Önce yine açtığı bayrağın simgesine gelelim:  Çin’de “İnsan Hakları”, demokrasi! Söz konusu olan bu ülke nüfus olarak 1.3 milyar ve de kapitalizmin merkezi, neyi dinamitlemek İnsanı tanımlamadan, şu  günü gününe yaşadığımız, tanık olduğumuz “insana dair” sığlaşmaya görücü kaldığımız, hiç bir çözüm getiremediğimiz sürece. Önümüzdeki bir kaç yıl içinde Çin, bugüne kadar yaptığı “doğum kontrolünü de hafifletecek ve de göreceğiz dünya nüfusunun hangi boyutlara geleceğini. Bu gibi sloganlarla kendine sanat adına bir dokunmazlık, “Adının çıkmasını” sağlıyor ve  de Contemporary lobisinde yaptığı “komplo teorileri ve hayalleriyle” de Kassel documanta, Tate Modern, New York MoMa, Martin Grapius Müzesi Berlin, tüm Bienaller vs. kapıları ardına kadar açılıyor. Bence manipülasyon önemli bir sanat, şamata yapmak bunun bir gerekliliği; iki sahte vazo kırıp, plastik ayçiçeklerini bir salona yayıp, yengeçler, sandalyelerle bu kadar ciddi adamı yıkamak! Biraz NAİF DEĞİLMİYİZ?

u14

Share Button

Yorumlara kapalıdır