Emrah Kazanır: Zeynep Suda İle Büyük Savaşın Hafıza Mekânları Üzerine

Share Button

Büyük Savaşın Hafıza Mekânları Üzerine

Emrah Kazanır: Öncelikle sizi tanıyalım, Zeynep Suda kimdir?

Zeynep Suda: Çanakkale doğumluyum, ailem orada yaşadı, yaşıyor. Konuya olan ilgim böyle başladı. Orada büyüdüm, üniversitede Sosyoloji okudum, sonra Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler’le devam ettim. Bu arada İngiliz Dili ve Edebiyatı da okudum.

Çocukluğum denizde, Çanakkale Boğazı’nda ve Gelibolu Yarımadası’nda geçti, tüm tatillerimizi oralarda geçirdik. Bu coğrafya bende büyük bir iz bıraktı. Giderek buralarda yaşanan savaşlar ve izleri hakkında bir izlenim edindim, daha sonra bilgi, tarihe ve diğer konulara ilgi geldi.

E.K.: Neden Gelibolu ve Alsace Lorraine?

Z.S.: Bu çalışma öncesinde Gelibolu Yarımadası’ndaki hafıza mekânları hakkında çalışma yapmıştım. Hafıza mekânı kavramı çok yeni bir buluş değil, yıllar öncesinden beri kullanılmış, geçen yüzyıl başlarından itibaren teorileştirilmiş bir kavram. Ama günümüzde daha sık duyuyoruz. Toplumsal hafızayı oluşturan mekânlar var, bunlar doğal, coğrafi alanlar olabildiği gibi kentsel alanlar, kent ve manzara silüetleri, anıtlar olabiliyor.

2015-16 ders yılında Strasbourg Üniversitesi’nde bu konuda bir araştırma yaptım, orada kaldım ve bölgeyi dolaştım. Orada yaşanan savaşı, savaş sonrası ortaya çıkan toplumsal hafızayı, hafıza mekânlarını öğrenme fırsatım oldu. Dönüşümde bu konuyla ilgili çalışmalarımı bir kitaba dönüştürdüm.

E.K.: Savaş sınıfsal ve psikolojik midir? Egemen sınıfın buradan devşirdiği çıkar ilişkisine giriş yapmışsınız kitapta. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Z.S.: Büyük Savaş, daha sonra adlandırıldığı hâliyle Birinci Dünya Savaşı dünyanın her bölgesini, cephe ve cephe gerisini, kentleri, kırları, kadın ve erkekleri, sivilleri, çocukları, velhasıl herkesi derinden etkilemiş, yaralamış bir savaş. Sınıfsal özellikleri var elbette. Ama bu savaş aslında emperyalist güçlerin dünya çapında bir paylaşım savaşı olmuş. Başlangıcı da aslında 1914 değil. Çok öncesinden, 1870’lerden itibaren hızlanan rekabet ve tekelleşme, dünyanın paylaşımı, bunun yarattığı çekişmeler bu büyük savaşa neden olmuş. Yalnızca Batı dünyasını değil, Doğu’yu da derinden etkilemiş, değiştirmiş bir savaş. Ama elbette batı dünyasının kendi içini de altüst etmiş. Yalnızca savaşanları, askerleri değil, aydınları, siyasetçileri, halkı da içine çekmiş, sarsmış ve taraf olmaya itmiş bir büyük toplumsal olay. Büyük savaşın bitmeyen kavgası ikinci bir savaşa daha neden oldu. 20.yüzyıl tarihini kana bulayan bu iki savaş aslında bir bütün olarak değerlendiriliyor. Savaşın psikolojik yönleri var, ama aynı zamanda diplomatik, ekonomik, sosyal birçok yönünden söz edebiliriz. Savaşan dünyanın büyük çıkar grupları, büyük devletler, ama bizzat savaşın cehennemine atılan sıradan asker, insan ve yoksul gençler olmuş. Her zaman, her yerde olduğu gibi…

E.K.: Kolektif hafıza nedir? Toplumsal etkileri nelerdir?

Z.S.: Kolektif hafıza bireysel hafızaların bir toplamından ibaret değildir. Tek tek kişiler geçmişlerine dair belirli şeyleri, olayları, anları, dönüş noktalarını, izleri hatırlarlar. Ama bunun ötesinde aynı dönemde yaşayan, benzer şeyleri paylaşan insanların oluşturduğu bir kolektif deneyim olarak hafıza sonradan yeniden inşa edilen bir şeydir. Her şeyi hatırlayamayız. Toplum da her şeyi bir yere not etmez, her şeyi hatırlayamaz. Ama bazı izler üzerinden, geçmiş deneyimleri, geçmişi yeniden inşa ederiz. Buna kolektif hafıza denilir. Biz geçmişte yaşanmış olayları, bunlara dair bırakılmış izler üzerinden biliriz, hatırlarız. Bu izler notlar, arşivler, tarih kitapları, müzeler, romanlar ya da kitapta söz edildiği gibi anıtlar, mezarlıklar olabilir. Kolektif hafıza kavramının vurguladığı önemli noktalardan biri, hafızanın kendiliğinden işlemediği, “inşa edilmiş” bir şey olduğudur.

E.K.: ‘Yaşamı belirleyen bilinç mi, bilinci belirleyen yaşam mı?’ sorusuna materyalist yaklaşmak zorunlu mudur?

Z.S.: Zorunlu mudur bilmem, ama maddi dünyanın, yaşamımızın, hayatta kalmak için verdiğimiz mücadelenin, hayatımızı kazanmak için harcadığımız maddi ve zihinsel emeğin izleri bilincimizin genel çerçevesini, kim olduğumuzu belirler. Bunu söylemek düşüncelerimizi oluşturan faktörler arasında kültürü, ideolojiyi, teoriyi ihmal etmek demek değildir. Bilincimizi eğitim, kurumlar, devlet ve siyaset de etkiler. Elbette bilincimiz de yaşamımızı nasıl kurduğumuzu etkiler. Bu ikisi karşılıklı olarak etkileşim içinde oluşur.

E.K.:  “Avrupa, Sovyet devriminin etkisini azaltmak için Amerikan gücüne karşı kan kaybetti, ulusların etkisi azaldı.” Bu görüşün tarihselliği nedir?

Z.S.: Avrupa uluslarının, eski imparatorlukların dünyayı paylaşmak için girdikleri büyük savaşlar tüm dünyada köklü dönüşümlere neden oldu. Büyük Savaşın sonucunda büyük imparatorluklar ortadan kalktı. Bunlardan biri de Çarlık Rusyası’ydı. Ekim Devrimi ile Çarlık Rusyası’ndan köklü dönüşümlerin yaşandığı, yepyeni bir yapı ortaya çıktı. Eski dünyadan bu köklü kopuş büyük mücadelelere neden oldu. Bu radikal dönüşümden etkilenen Avrupa’nın, Batı dünyasının eski büyük güçleri Kuzey Amerika sermayesinden yardım istediler. Ama diğerinin de bu kavgaya karışmak için pek çok nedeni vardı. Böylece kıta Avrupasını kurtaran ABD imajı ortaya çıktı. Amerika, Avrupa’nın ve dünyanın işlerine, dünya siyasetine bir büyük güç, bir yeni emperyal güç olarak dâhil oldu.

efendiler-nereye-ittihat-ve-terakki-cemiyeti-sultan-abdc3bclhamid-hareket-ordusu-selanik

E.K.: “Osmanlı İmparatorluğu’nu savaşa sokan etmen İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin komplolarıdır” iddiasını nasıl değerlendirmek gerekiyor?

Z.S.: Bu konuyla ilgili geçtiğimiz yıllarda, Çanakkale savaşının 100.yıldönümünde yaptığımız bir derleme çalışmasında bir arkadaşımız çok değerli bir yazı yazdı.* ( Neslişah Başaran – 1. Dünya Savaşı ) Onu referans gösterebiliriz. Konu çok boyutlu, burada yapamayacağımız kadar uzun bir tartışmayı gerektiriyor. Ancak iktidarda kim olursa olsun, gerilemiş, dağılmakta olan bir imparatorluğun savaş dışında kalma şansı yoktu. Ne ekonomik ve ne de siyasi olarak kendini ayakta tutmaya gücü kalmamış Osmanlı Devleti savaşa sanıldığının aksine bir komplo ya da büyük güçlerin bir oyunu sonucu değil, maddi koşulların sonucu olarak koşar adım girdi.

E.K.: Bu iki savaş bir din savaşı mıdır?

Z.S.: Bu iki savaş din savaşı değildir. Örgütlü dinler, dini cemaatler toplumsal alanın pek çok yönünü etkilemiştir. Tarihte din savaşları olmuştur. Ancak bu iki büyük savaş din faktörüyle açıklanamaz. Bu iki savaş daha çok emperyalist paylaşım savaşları olarak görülmelidir.

E.K.: Gelibolu’da emperyalizme karşı verilmiş bu mücadele Osmanlı İmparatorluğu’nun devamı için mi yoksa Cumhuriyet’i kurmak için mi verildi?

Z.S.: Çanakkale Savaşı, savaşın başlangıcında İstanbul’u, başkenti korumak için, umutsuz ama bir o kadar da can havliyle verilmiş bir kavgadır. Savaşın burada yaşanmış olması bir tesadüf değil, büyük güçler boğazları geçerek İmparatorluğun başkentini esir almak istemişler, o nedenle donanmayla, deniz yolu üzerinden Boğaz’a yönelmişlerdir. Burada korunmak istenen vatan toprağıdır. Ama savaş devam edip Osmanlı Devleti yenilince, işgale uğrayıp merkezi yapı çökünce yerini yeni bir siyasi arayış ve Cumhuriyet almıştır.

E.K.:  “Gelibolu Yarımadasını içeren her proje artık bir ticari aktiviteye dönüşmüş durumda” cümlesi geçiyor kitapta, burada vurgulamak istediğiniz nedir?

Z.S.: Yarımada dünyanın birçok yerindeki savaş alanı, savaş mezarlıkları gibi bir “hafıza mekânı”na dönüşmüş durumdadır. Bir ziyaret yeri, giderek dini bir mekân hâlini almıştır. Pek çok ziyaretçi çeken bu alana ilişkin birçok ticari projeden söz edilebilir. Opet gibi kuruluşlar ve birçok başka küçüklü-büyüklü işletme alanın turizm potansiyelinden yararlanmak amacıyla çalışma yapmaktadır. Hediyelik eşya ticaretinden tutun da turizm işletmeciliğine uzanan geniş bir yelpazede kâr getiren bir faaliyetten söz ediyoruz. Ayrıca milli park olma özelliği ortadan kalktığı için çevrede arazi satışları artmış durumdadır. Yakın gelecekte buraya yapılan siteler, turistik oteller görürsek, şaşırmayalım. Bütün bunlar alanın tarihi dokusunu bozmakta, burayı bir tür postmodern “oyun alanı”, “tema parkı”na dönüştürmektedir.

E.K.: Son olarak Craonne Şarkısı hakkında kısa bir bilgi verir misiniz?

Z.S.: Bu ünlü bir şarkıdır. Kuzey Fransa’da Büyük Savaş sırasında Alman ordusu ile Fransız ordusu arasında birçok cephede şiddetli çarpışmalar yaşanmış, çok sayıda genç insan yaşamını yitirmiştir. Sözü edilen cephede Fransız askeri birbiri ardından sıcak çatışmanın yaşandığı alana, ölüme gönderilmiş, arkadan gelen yedek kuvvetler, öleceklerini bile bile savaşa sürülmüştür. Şarkı bunun anısını canlandırır. Siperlerde ve çamurlu yollarda geçen, hasta ve yorgun insanların ölüme gitmelerini, buradaki acıyı anlatır. Bu şarkı savaş karşıtı bir şarkı olarak halk arasında yayılmış, çok dinlenmiş ve söylenmiştir. Şarkının sonunda eğer savaş yapmak istiyorsanız, kendi kanınızla yapın, der.

İlginize teşekkür ederim.

CRAONNE ŞARKISI ( LA CHANSON DE CRAONNE )

Sekiz günün sonunda, tatil bittiğinde

Yeniden siperleri buluruz

O kadar iyi ki yerimiz

Biz olmasak şapa oturur herkes.

Ama bitti artık, yetti,

Kimse yürümek istemiyor,

Kalbimiz kırık, hıçkırıklarda,

Sivillere elveda.

Davul da trompet de olmasa,

Gidiyoruz yokuş yukarı, başlar eğik öne

 

Elveda hayat, elveda aşk,

Elveda bütün kadınlara.

Bitti işte, sonsuza kadar

Bitti bu rezil savaş.

Craonne’de tepenin ta üstünde

Bize düşer postu bırakmak

Mademki hüküm verilmiş

Mademki biziz kurban!

 

Sekiz gün siper, sekiz gün acı,

Ama umut yaşıyor hâlâ

Bu akşam gelir artık molasız, ateşkessiz beklediğimiz

Vardiya haberi.

Aniden gecenin ve sessizliğin içinde

Biri geliyor yürüye yürüye,

Bu bir hafif piyade subayı

Devralacak nöbeti.

Gölgede yavaşça yağmur altında

Mezarlarını arayacaklar piyadeler

 

Büyük bulvarlarda görmek üzücü

Şu şamata yapan ensesi kalınları;

Hayat onlara pespembe,

Bizeyse işler farklı.

Saklanmak yerine pusularda

Sipere tırmanmak en iyisi

Madem biz sefillerde bir şey yok,

Maksat onların malı mülkü korunsun

Yoldaşların hepsi gömüldüler şuraya,

Bu bayların malı kalsın diye yerinde.

 

Cebi para dolu olanlara, onlara gelecek sıra

Değil mi ki onlar için geberiyoruz burada.

Ama bitti artık, çünkü askerler

Çıkacağız hepimiz greve.

Sıra sizde bay ensesi kalınlar,

Tırmanın bakalım tepeye,

O kadar meraklıysanız savaşa,

Ödeyin bedelini kendi postunuzla!

 

 

 

Share Button

Yorumlara kapalıdır