Hülya Küpçüoğlu, Başak Avcı ve Relego

Share Button
IMG_0829

Başak Avcı,Seriatum,  116×89 cm, T.ü.akrilik,2000

Başak Avcı, Derinlikler Sanat Merkezi’nde açmış olduğu ‘Relego’ adlı sergisinde kendi geçmişine odaklanıyor ve 2001 yılında yapmış olduğu resimleri, yeniden bir sunumla, izleyicilerle paylaşıyor. Desen ve Tuval çalışmalarının görülebileceği sergi hakkında Avcı ile konuştuk.

**************

Hülya Küpçüoğlu: Derinlikler Art’da sergilediğiniz resim ve desenlerinizden oluşan bu sergi, 2001’de MSGSÜ’deki mezuniyet serginizin yeniden bir sunumu. Öncelikle, o yıllarda bu çalışmaların çıkış noktaları nasıl oluştu?

 

Başak Avcı: Her eser, sanatçısı tarafından tasarlanır ve ancak bu şekilde kendisi olmak bakımından bir varlık kazanır. Bir eseri anlamak ve değerlendirmek için sanatçının yaklaşımını, vermek istediği mesajını, bir içeriğe dönüştürürken uyguladığı plastik öğeler ve temel ilkelerini anlamak gerekir. Eserin bu biçimsel kurgusu; tarihi, coğrafi kısacası kültürel değerini de ortaya çıkarır diyebiliriz. Bu nedenle bir sanatın biçimlenişindeki bu organik bütünlük, estetik değerini de oluşturur. Şimdiki adıyla MSGSÜ’nün kuruluşunda ve tarihsel sürecindeen önemli yeri tutan Resim Anasanat Dalı/Resim Programındaki eğitimim, sanatımdaki plastik kurgu için gerekli olan temel bilgileri edinmemi sağladı. Sanırım o yıllarda soyut dışavurumcu dili model olarak alan bir atölyenin öğrencisi olmam, özellikle Amerikan Sanatına olan ilgimle beraber kendimi bu anlamda geliştirebilmem çok heyecan vericiydi.

Ayrıca 90lı yıllar biterken yaptığım bu atölye çalışmalarım sırasında, bakış açımı genişletmek ve sanatı yerel ve küresel olarak gözlemlemek amacıyla New York ve Londra’ya gittim. Bu yolculuklarımda müzeleri ziyaret etme ve çok sayıda sanat eserini daha yakından görme fırsatım oldu. Bu arada, tüm dünyada disiplinlerarası çalışmalara yönelen Çağdaş Sanat’ın etrafındaki tartışmalar ve Kavramsal Sanat ile kurduğum ilişki, bir aday sanatçı olarak yeni araştırmalar yapmamı sağlıyordu. Özetle, bu eğitim sistemi içindeki mesleki sorumluluğumla şekillenen entelektüel yolculuğum ve öğrenme çabam en önemli hareket noktamdı.

Hülya Küpçüoğlu: Buradan ‘Relego’ya gelirsek, serginin adı ve işler arasındaki bağlantı hakkında neler söylersiniz?

Başak Avcı: Relego yeniden gözden geçirmek demek. Bilimsel ve teknolojik ilerlemelerin değişimi hızlandırdığı bir çağda yaşıyoruz, modern hayatı gelişmeler doğrultusunda tanımlamak için yeni bir dil geliştiriyoruz. Gökbilimciler, yıldızların etrafında milyarlarca adet dünyaya benzer gezegen olabileceğini, her galaktik çarpışmanın aşamalı bir şekilde Evren’i şekillendirdiğini gözlemlediler. Bütün bu kozmik çarpışmalar yeni doğumlar anlamına geliyor. Tarihle bağlantılı olarak kimlik ve kültür, insan ve evrenin bağlantısı, evren ve çoklu-evren kavramları, yaşam döngüsü ve zamanla oluşan değişimleri ve karşılaşmaları keşfetmekle ilgiliyim. Bu karşılaşma düşüncesi bana geçmişin çıplak varlığını görmemde ve dünyaya olduğu gibi odaklanmamda yardımcı oluyor. Latince kökenli bu başlık, sembolik olarak her türlü diyaloğu gözden geçirme gibi bu resimlerimin de mekâna yönelik kurulum sürecinin esnekliğini içeren açık uçlu bir bağlantılılıkla ilgilidir. Diğer bir açıdan bunlara ek olarak, günümüzde ülkelerin sınırlarını duvarlar örülerek belirlediği yeni bir döneme şahit oluyoruz. Bugün olaylar ve tarih gündemi belirlediğinde, bunlara katılmaya, araştırmaya istekli olmalısınız, çünkü bugün bir sanatçı sadece farkında olmalıdır ve hazır bir şekilde yanıt vermeniz gerekir.

IMG_0827 (1)

Başak Avcı, Seriatum, 116×89 cm, T.ü.akrilik,2000 

Hülya Küpçüoğlu: Sergideki resimlerinizin genel sanat tarihsel gönderimini post-minimalist olarak mı değerlendiriyorsunuz?

Başak Avcı: Batı Sanat Tarihi açısından kısaca kronolojik bir sıralama yaparsak, bildiğimiz gibi özellikle resim sanatı kendi özerkliğini kazanana kadar bazı evrelerden geçmiştir. Sanatsal üretim, Orta Çağ’ın karanlığına ışık tutarak Rönesans’tan itibaren kilise, devlet, aristokrasi gibi kurumlara hizmet etmiş ve uygarlaşma sürecinde de bir rol oynamıştır. Yirminci yüzyıl sanatı aslında kişisel özgürlük kavramıyla ilgiliydi, 50li yılların başından itibaren dönemin Rus realist resim anlayışına karşıt olarak doğan Soyut Dışavurumculuk, ‘Yeni Amerikan Resmi’ sergisiyle, artık sanatçıların öznel iç dünyalarının anlatımı olarak görülen üslup özellikleri ve özgün tavırlarıyla dönemin anlayışını değiştirmiş ve sanatın yeniden yorumlanmasına yol açmıştır. Soruna geri dönecek olursak, bu ilerici tutumun ardından Minimalizm 60lı yıllarda, biçim geleneğinin daha ileri taşınamayacağını, basit geometrik formların metaforik çağrışımları ve izleyici ile yapıtın etkileşimi üzerine kurulu olduğunu öne sürer. Aslında bu yaklaşım heykel veya enstalasyon alanında daha belirgin hâle gelmiştir. Şimdi hatırlıyorum da, öğrencilik yıllarımda yaptığım ABD seyahatimde, gittiğim ilk serginin ve göreceğim ilk çalışmaların, Minimalist sanatçılar olan Donald Judd, Tony Smith, Carl Andre ve Dan Flavin olmasının, sonraki yıllarda sanatımda bu kadar etkili olmuş olması belki de sadece bir tesadüf değildi. Hakikaten o tarihte gördüğüm New York kenti içine yerleştirilmiş devasa boyuttaki bu heykeller benim için hâlâ aynı derecede etkileyiciliğini koruyor. Tabii artık daha iyi anlamlandırabiliyorum, muhtemelen mimariye, yapısalcı yaklaşıma olan ilgim bu form kurgusuyla beni buluşturmuş olmalı. Çalışmalarım açısından Post-Minimalizmin mekâna özgü tasarımlanması ve algının geçiciliğine yaptığı vurgu, bu resimlerimin belirleyici ilkeleri olarak değerlendirilebilir.

Hülya Küpçüoğlu: Soyutlamalarınızı kurgularken nelerden yola çıkıyorsunuz?

Başak Avcı: Bu sergideki resim serimde, birleşik parçaların birbirleriyle olan ilişki biçimine ve aralarındaki boşluk ile diyaloğa odaklanarak yeni alanlar yaratıyorum. Tuval yüzeyinde oluşan bu yeni mekânlar, bir metamorfoz sahnesine dönüşüyor ve yeni bir değişim imgesi oluşturmama yardımcı oluyor. Bazı küçük birimler bir düzenlemeyle yüzeyde tekrarlanıyor ve renkli aksanlar, soyut yüzeyler ve derin tonal değerli son rötuşlarla ikincil temsilleri oluşturuyor.

Hülya Küpçüoğlu: Sergi kapsamında çağdaş desen yorumlarınız da var. Desenin sanatınızdaki yeri nedir?

Başak Avcı: Batı Sanatı’nda Rönesans’tan bu yana ‘desen’, yaratıcı sürecin alışılmış bir parçası olmuştur. Geleneksel olarak baskı ustaları, ressamlar ve heykeltıraşlar ‘desen’i, eskiz defterlerinde fikir oluşturmak ve düzenlemek ya da biçimlendirmek, taslaklar oluşturmak için, bu hızlı karalama yöntemini bir yol olarak kullanmışlardır. Takip edenler bilirler, artık Güncel Sanatın uygulama alanları, materyalleri ve biçimleri genişlerken ‘desen’, önemli ve kendine yeten bağımsız bir uygulama olarak varlığını kanıtladı. Ben de diğer sanatçılar gibi,

yeni fikirleri keşfetmek, beyin fırtınası yapmak ve deneyimlemek için ‘desen’i bir sanatsal ifade olarak kullanıyorum. Uzun yıllardır ‘desen’ dersleri veriyorum. Heyecanımı sizle de paylaşabilirim, yakın gelecekte gerçekleştirmeyi planladığım bir sergi ve üzerinde çalışmayı sürdürdüğüm, makalelerimden oluşacak bir kitap projem de var.

IMG_0828

Başak Avcı,Seriatum, 116×89 cm, T.ü.akrilik, 2000

Hülya Küpçüoğlu: Çağdaş Sanat’ta tuval resminin, ‘ekran temelli medya sanatının sanal doğasına’ karşı daha değerlendiğini mi düşünüyorsunuz?

Başak Avcı: Geçtiğimiz ekim ayında iki farklı açık artırma satışı tarihte ilk defa gerçekleşmiş oldu.

Sotheby’s’de Banksy’ye ait olan bir resmin, satışının hemen ardından kendi yarısını imha etmesi herkesi şaşkınlığa uğrattı. Hiçbir açıklama yapmayan Banksy’nin sessizliğinin ardında ne olabilir? Daha sonra Christie’s Müzayede Evi, bir algoritma tarafından yaratılan bir resmi satışa sundu. Görünüşe göre robot teknolojisinin sınırlarının uzandığı bir alan artık sanat. Teknolojinin gündelik hayatımızı kolaylaştırmanın ötesine geçtiğine dair bir şüphemiz yok

tabii. Ama bir algoritmanın sanat eseri üretme yeteneğine sahip olabileceği üzerine tartışmalar sürüyor, sürer de. Eğer hâl böyleyse, bu yeni söylemler sanat eserinin tanımını, yapay zeka ile belli bir estetik kaygıyla üretilen bir imge olarak mı değiştirecek. Oysa sanat, daha geniş ölçekte dünya hakkında bir sözü olan kişinin kendi duyarlılığını ifade etme çabası değil mi; yapay zeka ile çalışan hiçbir makine bu şekilde bir dürtüye sahip olamaz. Bir ressam olarak paylaşmakta sakınca görmüyorum, bugün beni en çok heyecanlandıran sanat eseri, bir sanatçının tuval üzerindeki mutlak varlığının izi elbette. Bir eserin değerinin tek belirleyiciliğinin satışı olduğunu iddia etmiyorum, diğer taraftan

Banksy’nin bu aynı resminin ikinci kez satış değerinin artarak gerçekleşmesi de bu savımı desteklemez mi?

Hülya Küpçüoğlu: Son olarak sormak isterim, sanatınızın en ön plana çıkan vurgusu nedir?

Başak Avcı: Sanat söz konusu olduğunda hiçbir zaman bir sondan bahsedemeyiz, çünkü aslında sürecin kendisidir ve sanat bilmediğimiz şeyleri ortaya çıkarır. Bazı detaylar henüz keşfedilmemiş bir gerçekliğe anlam açarlar bu sebeple bütün parçalar önemlidir. Çünkü varlığımızın özünü hatırlatır ve biri diğeri olmadan var olamaz.

Share Button

Yorumlar kapatıldı.