Nilgün Yüksel, “Shin-Ge-Bis Kuzey Rüzgarı’nı Nasıl Kandırdı?”

Share Button
Oral Ünlü

Oral Ünlü

Serginin adı Shin-Ge-Bis adlı bir balıkçıyla her yeri buza çevirmek isteyen Kuzey Rüzgarı’nın karşılaşmasını anlatan bir Kızılderili masalından alıntı. Cesaret, zeka, gerekli bir inat, sabır ve farkındalık üzerine bir masal bu. Öfke ve kibirle bilgelik ve neşe arasındaki gelgitin, bilgeliğin ve neşenin zaferinin masalı.

İnsanlığın doğayla iletişimine gönderme yapan, fantezi ve gerçeküstünü gerçekliğe çeviren, duyguların katmanlarını metaforlarla aktaran tam da sanatın kaynaklarını anlatırken öze dönüşü betimleyen kısacık bir anlatı. Başka bir deyişle üzerine çokça düşünülesi bir hatırlatma ya da anlatıcının, özne olarak sanatçının gizlerini açık eden bir gösterge.

Bazen masal bu, diye başlar ironiler, sonra dinleyen, izleyen, alımlayan akılda dönüşürler. Aslında dünyayı tanımanın, benliği oluşturmanın, ortak bilinçaltı yaratmanın yollarından biridir onlar. Tıpkı sanatların her dalında olduğu gibi.

“Shin-Ge-Bis Kuzey Rüzgarı’nı Nasıl Kandırdı?” masal başlığında bir araya gelen dört sanatçı, Oral Ünlü,  Emine Bıyıklı, Eda Çığırlı ve Özkan Işık, imgenin aracılığıyla sanatın kaynaklarına, olasılıklarına dikkat çekerken bakış açılarımızı bir kez daha gözden geçirmeye davet ediyorlar.

Oral Ünlü

Oral Ünlü

Oral Ünlü, bir bütün olarak doğanın ve ona dair ayrıntıların, ağaçların, dalların, kozalakların, taşların büyüleyiciliğinden yola çıkıp soyutlama mantığıyla oluşturduğu eserlerin yanı sıra malzemenin dönüşümüne beden, cinsellik, varlık, yokluk ilişkilerine değin olabildiğince geniş bir perspektifte yoğuruyor çalışmalarını. Beslendiği kaynakları bizzat esere ya da eserin malzemesine dönüştürerek aslında her an birlikte devindiğimiz tüm o görsel imgelerin olasılıklarını da araştırıyor. Çoğu zaman üzerinde düşündüğü mesele malzemesini belirlediği için onun yapıtlarını tek bir mecrada belirlemek de olası olamıyor. Boyadan, buluntu malzemeye, icat ettiği tekniklerden videoya kadar disiplinlerin ve materyalin geçişliliği üzerinden kurguluyor düşüncelerini Oral Ünlü. Bir başka açıdan yaşamsal olanın, yaşama dair kaygıların griftliğinden seçtiklerini anda damıtarak getiriyor izleyicinin karşısına.

Özkan-Işık-Mahrem-Dedikodu-2013-20x20-cm.-karışık-teknik.

Özkan-Işık-Mahrem-Dedikodu-2013-20×20-cm.-karışık-teknik.

Özkan Işık’ın çalışmalarını belirleyen ana eksen ise cinsiyet ve toplumsal cinsiyet rolleri. Sergide yer alan “Mahrem Dedikodu” adlı yerleştirmesinde tabu ve kabulleniş üzerinden yarattığı ikilemle bakış açımızı zorlayıp yüzleşmeye davet ediyor bizi. Dantel, tül, tülbent, saten, kot ve ardına ekleyebileceğiniz kumaşlar üzerinden yaratılan “kadın” tanımlamasını tek bir cinsiyet, cinsellik imgesine indirgeyerek toplumun ikiyüzlülüğüne dair bir anımsatma kurguluyor. Işık’ın çalışmaları feminist teori üzerinden okunabilir.

Özkan Işık, Mahrem Dedikodu, 2013, 20x20 cm. karışık teknik

Özkan Işık, Mahrem Dedikodu, 2013, 20×20 cm. karışık teknik

Bununla birlikte Toplumsal Cinsiyet Belası üzerinden Judith Butler’a bir saygı duruşu gönderip yapıtı doğrudan Queer teorinin verileriyle de değerlendirebiliriz.“Kimlik kategorileri beni her zaman rahatsız eden bir çerçeve olmuştur; ben kimlik kategorilerini değişmez ayak bağları sayar ve onları ortaya çıkması kaçınılmaz dert yuvaları olarak kavrar, hatta öyle lanse ederim.”[1] der Butler tam adı dipnotlarda yer alan çalışmasında. Işık’ın çalışmaları Butler’ın bu görüşünü özetler nitelikte. Sanatçı, kimlik kategorilerinin rahatsız ediciliğini tam da bizzat bizim yaptığımız kimlik kategorilerini göstererek ifşa ediyor.

Eda Çığırlı

Eda Çığırlı

Eda Çığırlı’nın psikolojiden, kişiselliklerden, bilimkurgudan beslenen çalışmaları bir dizi özelleştirilmiş figürle çıkıyor karşımıza. Daha önceki çalışmalarından sentezleyerek getirdiği bu yapıtlarında yarattığı başka bir dünyada başı boş dolaşan kimliklerin bedenlenmiş hâllerini gösteriyor izleyiciye. Fonun dinginliği ile tezat bir hareketi içeren hayvan figürleri aynı zamanda insani duygulara, oluşlara birer gönderme. Onun “Yeni Dünya” serisinden kopan parçalar bu dünyanın bilindik imgeleriyle buluşup yabancı, yabansı ama içtenlikli bir kavrayışla ortaya koyuyorlar kendilerini. Akışkan, yaşayan bu eserler kendi varoluş düzlemlerinde birer yansıma, dünya ile kesiştikleri yerde birer yansıtmayı taşıyorlar üstlerinde. Net duruşları ve ifadeleriyle bir yandan masumiyet fikrini bir yandan yabancılaşmayı çağırıyorlar. Belki de şunu sormak gerekiyor bu eserler üzerine, sadece bireysel düzlemde bile yaratığımız çok katmanlı yaşamlara başka bir şey eklemek ya da olabildiğince sadeleşmek mümkün mü?

Emine Bıyıklı, İsimsiz, 88X65 tuval üzerine karısik teknik 2018

Emine Bıyıklı, İsimsiz, 88X65 tuval üzerine karısik teknik 2018

Malzemeyle yoğrulmuş lirik bir anlatım sergiliyor Emine Bıyıklı’nın çalışmaları. Rengin ve formun sadeleştiği, dingin, kelimeleri özenle seçen sessiz bir anlatım. Soyut yaratım geleneğinin ardına eklemlenen, dil arayışlarını bütünlüklü bir yapıyla birleştiren çalışmalar koyuyor ortaya. Kandinsky’den bu yana soyutun müziğe yakınlaştığı, ritmin bedenle ruhla birleştiği o inişli çıkışlı kompozisyonun izini sürüyor yapıtlarında. Zihnin anlam arayışından sıyrılarak özgür bir devinim yaratıyor. Onun formları çoğu zaman rengin içinde eriyor. Kandinsky’nin diliyle söylersek, “Renk klavyedir. Göz de tuştur. Ruh piyanodur, birçok teli vardır. Sanatçı şu ya da bu notayı titreştirerek ruhu amaçlı bir şekilde harekete geçiren eldir. Bu yüzden renklerinin uyumunun ancak insan ruhuna amaçlı bir şekilde dokunma ilkesine dayanabileceği açıktır.”[2]

EDA ÇIĞIRLI

EDA ÇIĞIRLI

Gelelim Kızılderili masalındaki “Shin-Ge-Bis Kuzey Rüzgarı’nı Nasıl Kandırdı?” sorusuna. Bilgelik, cesaret, ateş ve neşe ile. Ama en çok gerçeğin kendisiyle. Kendisini kandıran Kuzey Rüzgarı’nı ateşle karşılaştırıp yanılsamayı geri çevirdiğinde.

Çünkü çoğu zaman sanat, ayrıntılarla, benzerleri dönüştürerek, çok yakından ve çok uzaktan bakarak gerçeğin yanılsamasını geri çevirir. Ve somut sanat nesnesi, çoğu zaman göründüğünden daha çok şey anlatır.

[1] Judith Butler, Taklit ve Toplumsal Cinsiyet’e Karşı Durma, Agora Kitaplığı, 2009  s. 5

[2] Vasili Kandisky, “Sanatta Ruhsallık Üzerine”, Sanat Ve Kuram, Küre yayınevi, 2011, s. 112

Share Button

Yorumlara kapalıdır