Nilgün Yüksel, Hareket: Kerim Zapsu

Share Button

Kerim Zapsu’nun çalışmalarıyla, küratörlüğünü aynı zamanda galerinin kurucusu Ulaş Parkan’ın yaptığı Ambidexter Sanat Galerisi’ndeki “7,680,000,000” isimli kişisel sergisinde tanıştım.

Söyleşinin başlığı da Zapsu’nun sanatsal eğilimlerinden yola çıkarak onun işlerini tanımlamak için kullanıldı. Zapsu’nun sanatsal yolculuğunda kinetik heykel, bir adım ötesinde hareket kavramı baş konumda. Üstelik kişisel sergisinde sadece bir tane kinetik çalışması olmasına karşın hareket hem tek tek işlerde hem de serginin bütününde kendisini fazlasıyla ortaya koymuştu.

Nilgün Yüksel: Basit ama belirleyici olduğunu düşündüğüm sorularla başlamayı tercih ediyorum söyleşilere. Sanat üretme kaygısı ne zaman başladı? Bu karardan sonra nasıl bir eğitim sürecinden geçtiniz?

Kerim Zapsu: 21 yaşıma gelene kadar aklımda sanat yoktu.  Kentsel planlamaya ilgi duyuyordum ve Parsons’a kabul edildim. Parsons’ın hazırlık senesi kısa sürede pek çok farklı beceriler öğrenerek geçti; ilk defa ellerimi kullanarak bir şeyler üretmeye başlamıştım. Burda ayrıca harika öğretmenlerle çalışma ve kavramsal fikirler keşfetme fırsatım oldu. Bu yolda tanıştığım insanlar ve yaptığımız projeler kentsel tasarımdan güzel sanatlara geçiş yapmamda etkili oldu.

Parsons’ın güzel sanatlar bölümü farklı araçlar deneme esnekliğini sunuyordu; video ve performansı kapsayan 2D, 3D ve 4D dersleri zorunluydu. Bu süre boyunca her şeyi denedim ve görsel kompozisyonda kullanacağım araçları seçme sırası bana geldiğinde heykel, enstalasyon ve videoya yöneldim.

N.Y.: Kinetik heykelin cezbedici yanı neydi sizin için?

K.Z.: Kinetik heykel, içgüdüsel anlar oluşturmak için hareketi kullanma fikri ile beni cezbetti.  Örneğin, neredeyse kaza yapmak üzere olan bir arabaya verilen tepki çoğu zaman aynıdır:  Nutkun tutulması ile aniden nefesi içe çekme. Benim için bu süngerden damlayan bir su damlası veya kendi kendine işleyen bir tahterevalli bile olabilir. Bu aralar ayrıca insanların hem eseri nasıl gördüğü, hem de konseptle beraber onun mekaniğini de düşünmek zorunda oldukları ve bu sayede nasıl beyinlerini tamamen iki farklı şekilde kullanmak zorunda kaldıkları bir durum geliştiği üzerine düşünüyorum. Fakat en temel cezbedici nedenlerden birisi de kişi eseri sevmese bile sadece hareket döngüsünü tamamlamak adına bakacaktır.

N.Y.: Hem eğitim hem pratik anlamında önemli bir yurt dışı deneyiminiz var. Burası ve orası üzerine düşünüyorsunuz mutlaka. Neydi sizi İstanbul’a yerleşmeye iten duygu?

K.Z.: New York’ta 5 yıl yaşadıktan sonra şehrin yaratıcılık anlamında sunduğu şeyleri tükettiğimi hissettim.  Şehir, farklı etkinlikleri ve kalabalık bir sanatçı topluluğu sunması ile yaratıcılığınızı her daim besliyor. Ancak bir balon içinde yaşıyormuşum hissine alışamadım, bir yabancı için New York, bir sanatçının Disneyland’i gibidir. “En iyi” müzeler, “en iyi” galeriler, “en iyi” konserler… Aslında bu, yaratıcılığa dalmak için harika bir ortam sunuyor ama bir şeylerin eksik olduğunu ve yer değiştirerek daha fazla şey elde edebileceğimi hissettim.

Bir Müslüman veya bir Türk olduğumu görmezden gelemeyen insan tipleriyle de problemim vardı.  Soyut ve insanlıkla ilgili olduğunu düşündüğüm işler üretiyordum, ancak onlar daima eserlerime politik anlamlar yüklüyordu. Sanat vasıtasıyla şikayet etme düşüncesinden gerçekten hoşlanmıyorum, onlar ise daima haberlerde izledikleri hikâyeleri eserlerimde duymak istiyorlardı. Öğretmenlere mağdur olmadığımı ve böyle hissetmek istemediğimi söylemek zorunda kalıyordum.

İlk solo sergim için Bogota’ya gittiğimde taşınma kararım kesinleşti.  Burası bana 1980’lerin İstanbul’unu anımsattı.  Üretim ve sanatın etrafındaki tutum ve sohbetler çok farklıydı, kendimi daha çok evimde gibi hissettim.

Ama tabii ki en önemli şey yemek!

N.Y.: Malzemenin çekiciliğine kapılan sanatçılardansınız ve olabildiğince sade bir anlatımınız var. Üretim sürecinde malzemenizi seçerken hangi sorularla yola çıkıyorsunuz?

K.Z.: Basitçe anlatıyorum çünkü işlerdeki boşlukları zorla doldurmak istemiyorum; bu boşluklar burada olmalı ve izleyici ve ben tarafından yorumlanmalı.  Bazı filmler vardır, tam anlamı ile her noktasını çözemezsiniz ve yer eder, hatta izledikten aylar sonra aklınıza gelebilir. Kalıcı bir his ve karmaşıklık bırakan eserleri daha anlamlı buluyorum; böylece o boşlukları kabul etmek ve geriye kalan soruları tek başınıza cevaplamak durumunda kalıyorsunuz. Görsel bir eserin cevaplarını vermeyi sevmiyorum çünkü ben de hâlen o soruları çözüyorum.

Malzemeyi seçtiğimde veya malzeme bir projeyle ilişkilendirildiğinde, kendi dilimi yaratmak için uğraşırım. Bir şeyi üretme sürecinde elimde bulunan olanakları değerlendirmeyi seviyorum, bayrakları da uzun süredir evimde dekorasyon olarak kullanıyorum. Untitled 2018 adlı eserimdeki gülen suratı yaratmak için bayraklar ile oynamaya başladım ve ardından bu başka bayraklar ile yeni işler doğurdu. Bir malzeme kullanmamamın tek nedeni, onunla yeni bir dil oluşturmam olabilir.

N.Y.: Ambidexter Sanat Galerisi’ndeki serginizin başlığı ilgi çekici. “7,680,000,000”, bayrakların gölgesinde yaşayan her birimizi mi temsil ediyor?

K.Z.: Evet, bireyleri temsil ediyor. Sonuç olarak bayraklar insanları sınıflandırmanın bir yolu ve bu sayı, bu kadar çok insanı gruplara sınıflandırırken doğabilecek sorunların bir hatırlatıcısı gibi aslında. Kişi ile bayrak arasındaki bağlar oldukça kişiseldir. İnsanlar bir bayraktan dolayı rahatsız veya mutlu hissedebilir veya bir bayraktaki güzelliği görebilir, fakat tüm bunlar o kişiye bağlıdır. Bireyler ve bayraklar vasıtasıyla aklımıza gelen büyük fikirler arasında bağlantı kurmak adına bu başlığı istedim.

N.Y.: Bayraklar neden bu kadar ilgi çekici?

K.Z.: Bayrakların duygusal çağrışımları vardır.  Çoğunluk için bir Suudi Arabistan bayrağı, bir Brezilya bayrağı kadar samimi ve sıcak duygular hissettirmeyebilir. Bunun nedeni ilginçtir, Suudi bayrağı siyasi anlamda yargılanırken Brezilya bayrağı futbol, güzellik, sahiller ve Caipirinha ile özdeşleşmiştir.  Ama dürüst olalım; Suudi petrolünü herkes sever ve Amazon ormanları Brezilya hükumeti altında paramparça ediliyor. 

Bayraklar güzel, herkesin bildiği ve kabul ettiği, büyük anlamlar taşıyan ve uğruna insanların öldürüldüğü kumaş parçalarıdır – bu elbette ilgi çekiyor

N.Y.: Kumaş ve bayrak! Birisi artık görünürlüğünü yitirecek kadar çok karşılaştığımız bir malzeme. Diğeri bolca anlam yüklediğimiz bir temsil. Malzeme ve temsilin birleşimi ne ifade ediyor sizin için?

K.Z.: Senin de altını çizdiğin gibi bu malzemenin iki taraflılığı çok ilginç. Bu, insanların nasıl hiç yoktan da bir anlam çıkarabildiklerini gösteren iyi bir örnek.  İlginç çünkü biz de soyut resimlerde aynı şeyi yapıyoruz. Pollock’un bir boya damlasının yarattığı o etkiyi, ülkenizin bayrağı yükselirken de hissedebilirsiniz.

Ben görsel çağrışımlar, malzeme ve onların temsil ettiği politik duygular arasındaki fikirler ile oynuyorum.   “Dot”, “Spray” ve “Untitled”da bilinen sembollerin duygularını değiştirmek ve “Puf I”, “Puf II” ve “Scroll”da sembolleri çıkararak soyut bir duvar eseri yaratmak istedim.  Malzemelerin sadeliği sembollerden çıkardığımız anlamları çözmede farklı yollar keşfetmemi sağladı.

N.Y.: Sanatsal üretimdeki araştırma alanlarınızdan söz edelim mi?

K.Z.: Bir eser yapma fikri nereden geliyor gerçekten bilmiyorum ve her zaman araştırma yapmıyorum. Bayraklar zaten kendiliğinden bir çok farklı duygu oluşturur ve bu yüzden bu eserler özelinde araştırma ihtiyacı hissetmedim fakat salonuma dizdiğim bayraklara olan tepkileri gözlemledim. Aklımda kalan bir an var; bir arkadaşım evime geldi ve duvarda asılı olan bayrağı görünce memnuniyetsiz bir şekilde neden kendi ülkesinin de sembolü olan Türk bayrağını duvarıma astığımı sordu. Bu ülkesini desteklemediğinden veya iyiliğini istemediğinden değil, bayrak ve bayrağın üzerinden yapılan politik savaş ile bir arkadaş ortamında yüzleşmek istememesinden.

İşlerimi yaparken tabii ki çevremden ve o sıralar araştırdığım konulardan etkileniyorum; yani örneğin eski medeniyetler hakkında bir Graham Hancock kitabı okuryorsam bu ister istemez eserlerime direk yansıyor.

N.Y.: Son olarak bundan sonraki yolculuğunuzu merak ediyoruz elbette. Yeni projeler, yeni sorular ve yeni üretimler belirdi mi şimdiden aklınızda?

K.Z.: Bayrak kumaşlarını kullanmaya devam ettim fakat daha abstrakt işlere yöneldim ve onları sadece renkleri ve şekilleri için kullanmaya başladım. Bunları Nisan sonuna doğru Step sanat fuarında Ambidexter galeri ile sunacağım.  “Veksilloji”yi yaparken çok keyif aldım; 17 aydır  üzerinde çalıştığım ilk kinetik heykelimdi ve yarattığım bu dili ilerletmek istiyordum. Halka açık yerler için heykeller üretme konusunda bazı planlarım var. Belki Eylül’e doğru sokaklarda bir eserime rastlayabilirsiniz. Instagram hesabım @kerimslefthand, gelecek projelerim hakkında bilgi almak için beni buradan takip edebilirsiniz.

Share Button
Nilgün Yüksel

Hakkında Nilgün Yüksel

1999 yılında Ege Üniversitesi Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. 2002 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü Batı Sanatı ve Çağdaş Sanat alanında yüksek lisansını tamamladı. 2011’de YTÜ Sanat Tasarım Fakültesinde doktoraya başladı. Tombak, Genç Sanat, Türkiye’de Sanat, rh+sanart dergilerinde yazı işleri ve editörlük görevlerinde bulundu. Tombak dergisinde Osmanlıca metin çevirisi yaptı. Türkiye’de sanat ve rh+sanart dergilerinde güncel sergiler üzerine düzenli eleştiriler yazdı. Sanat ve diğer disiplinler, müze ve sanatsal oluşumlar üzerine özel dosyalar hazırladı. Plastik sanatlar alanında jüri üyelikleri ve danışmanlık yaptı. Sanatçılar üzerine monografik kitaplar kaleme aldı. 2010 yılında Çağla Cabaoğlu Galeri işbirliğiyle Şangay Uluslararası sanat fuarına gidecek serginini küratörlüğünü yaptı. 201-2012 yılları arasında yönetmen Semih Kırmemiş ile Bedri Rahmi Eyüboğlu belgesel filmini yaptı. 2014 yılında sanat öğrencilerine burs sağlamak amacıyla üzerinde dört yıl çalıştığı, “Sanat Objesi Olarak Sanatçı” adlı proje sergisini hayata geçirdi. Bugüne kadar plastik sanatlar alanında 300’ün üzerinde makale kaleme aldı. Türk ve yabancı sanatçılara özel kataloglar yazdı. 2010 – 2011 eğitim döneminde özel Aydın Üniversitesinde Sanat Sosyolojisi dersleri verdi. 2012’te İTÜ’de öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladı. Kültür araştırmaları, sanat teorileri, güncel sanat, eleştiri pratikleri üzerinde çalışmakta, güncel eleştiri yazıları kaleme almakta, kendi alanında ders vermekte, editörlük, sanat danışmanlığı ve küratörlük yapmaktadır. **** Nilgün Yüksel is an art historian and freelance art critic, lives and works in İstanbul. She has been working in a departmant of fine art, İstanbul Technical University. She curated exhibitions such as “Tree of Life” (for Çağla Cabaoğlu Art Gallery, Shangai Art fair ) and “Artist as an Art Object” (sponsored by Yapı Kredi Private Banking). She worked as an editor and art critic at art magazines such as Tombak, Türkiye’de Sanat, Genç Sanat, rh+sanart. She made a documentary film about Turkish artist Bedri Rahmi Eyüboğlu (with director Semih Kırmemiş). She has written monographies about Turkish artists and numerous articles in national art magazines such as Türkiye’de Sanat, Gençsanat, Artdekor, Cosmolife, Antik Dekor, Milliyet Sanat, Mimarlık, Skala, Artist, rh+sanat, Evrensel Kültür, Tombak, Kolaj Art, This year, she is a boarding member of AICA, Turkey. e-mail: nilguneyuksel@gmail.com

Yorumlar kapatıldı.