Selin Kandemir, Türkiye’de 1980 Sonrası Cinsiyet ve 3. Feminist Dalga

Share Button

Cumhuriyet’in ülkemize kattığı en büyük değerlerinden biri, kadının toplum içinde daha özgür ve erkeklerle eşit haklara sahip olmasının önünü açmasıdır. Tomur Atagök, Nur Koçak, Canan Beykal, Gülsün Karamustafa, Şükran Moral siyasal duruşları, kadın oluşları ve eserleriyle öne çıkan başarılı kadın sanatçılardır. Erkek egemen iktidar yaklaşımlarına karşı kendi kimlikleri ve eleştirel görüşleriyle sanatın içeriğine yeni bir soluk getirmişlerdir.

Tomur Atagök, 1980’li yıllarda ülkenin ve özellikle kadınların yaşadığı sorunları görmezden gelmemiş, büyük boy tuval ve metal levhalara kadın figürünü işlemiştir. Figürler aile içindeki, toplumdaki kadınların birer yansımalarıdır. Kadının karşılaştığı şiddeti, itilmişliği, toplumdaki yerini bir kadın olarak önemsemiş, farkındalık yaratmak, eleştirmek, düzeltmek için resimlerinin okunmasını istemiştir.

Nur Koçak, 1970’ler itibari ile resimlerini aşırı foto-gerçekçi olarak yapmaya başlamıştır. “Resim, fotoğraf değildir” gibi birçok eleştiri alsa da bu tarzından vazgeçmemiştir. Gazete, dergi, medya ve benzeri mecralarda gördüğü kadınların ne kadar gerçek olduğunu, kurmacadan ne kadar uzak olduğunu yaptığı işlerle sorgulamak istemiştir.

Gülsün Karamustafa ise siyasal baskının etkisini derinden yaşayan kadın sanatçılardandır. Kendisi ve eşi tutuklanmış ve 1970’li yıllarda hapis yatmışlardır. Yaptığı eserlerde figüratif anlatım kullanan sanatçı durumu olduğu gibi resmetmiş ve okumasını izleyiciye bırakmıştır. 1980’li yıllarda yeni bir hayat kurmak ve ekonomik sıkıntılardan kurtulmak umuduyla köyden kente gelen insanların kapıldığı arabesk furyasındaki nesneleri konu olarak seçmiştir.

Hale Tenger kendisini disiplinlerarası donatmış bir sanatçıdır. Bilgisayar Programcılığı ve seramik eğitimi almıştır. Çeşitli hazır malzemeler denemiş, kaynak yapmayı ve bronz tekniğini öğrenmiştir. 1990 yılı itibari ile kimlik kavramına, cinsiyetçiliğe, kültürel çelişkilere dayalı konuları işlemiştir. İçinde mizah, ironi ve kurgu taşıyan eserleri sesizliğe ses olma ideolojisini içinde barındırmıştır.

“Gündelik yaşamdan etkilenen sanatçının eserlerine verdiği isimler, eserin doğru okunması için birer dipnot niteliğinde olmuştur. ‘Si.imden Aşşa Kasımpaşa’ adlı çalışması da ismini bu nedenden dolayı almıştır. Sanatçı din, ahlak, şiddet çatışmasıyla iç içe yaşayan Türkiye’de nasıl olur da bu yaşam biçimi kabul edilebilir sorularına cevap aramıştır. Hale Tenger ‘Aşağı Yukarı’ çalışmasıyla Türkiye’deki Kürt sorununa değinen ilk sanatçılardan biri olmuştur (Yılmaz; 2015: 375)”.

Sanatın tek bir işlevi olmadığını düşünen sanatçı Şükran Moral, sanat hayatına soyut resimler yaparak, heykel ve yerleştirme sanatı üreterek başlamıştır. Sonraları insanları derinden sarsmak, onların ruhlarına işlemek, uykularından uyandırmak amacıyla iç görüsü çarpıcı performanslar sergilemeye başlamıştır. Türkiye’deki performans sanatının en öncü isimlerinden biri olan Şükran Moral, yaptığı gösterilerde bedenini ve yüzünü kullanmaktan çekinmemiştir. Büyüdüğü geleneksel yapı ve bu yapıdan oldukça uzakta olan zihin yapısının çarpışması onun sanatının alacağı yolu şekillendirmiştir. Kadın, cinsiyet ve iktidar kavramlarını kurcalamak ve erkek egemen kültüre baş kaldırmak istemiştir.

1994 yılında gerçekleştirdiği “Sanatçı Öz Portresi” adlı eseri tartışmalara yol açmıştır.  Müslüman bir kadının hem çıplak hem de Hz. İsa figüründeki gibi çarmıha gerilmiş gibi durması eleştirilmiştir.

Sanatçının 1996 yılında İtalya’da gerçekleştirdiği “Jinekoloji Masası” adıyla bilinen gösterisi sansüre takılmış, İtalya’da ikinci kez sergilenmemiştir. 1997 yılında İstanbul Bienali’nde gösteriyi gerçekleştiren Şükran Moral’ın bu işi siyah bir perdenin arkasına konumlandırılmış ve üzerine “18 yaşının altındaki kişiler için sakıncalıdır.” ibaresi yerleştirilmiştir.

Şükran Moral’ın 1997 yılında Karaköy Yüksek Kaldırım’da bir genelevde gerçekleştirdiği gösteri ise ülke sanatında cesaret, eleştiri, ironiksel güç adına bir ilk sayılabilir. Genelevin kapısına “Modern Sanatlar Müzesi” adlı bir kağıt asılmış, sanatçı elinde zaman zaman da “Satılık” ibaresinin bulunduğu bir kâğıt tutmuştur. Sanat eserleri gibi kadının da bir meta olarak görülmesini, alınıp – satılmasını eleştirmiş ve kadın üzerindeki baskılara, kadın cinayetlerine, kadının uğradığı haksızlıklara karşı bir söz olmak istemiştir.

Merzifon doğumlu olan sanatçı Canan Beykal, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Resim Bölümü’nden 1972 yılında mezun olmuştur. “Güncel sanat çalışmaları yapan sanatçı, sanat tarihi, kuramı ile ilgili yazılar yazmış ve sanat eleştirmenliği yapmıştır. 1980’li yıllarda Türkiye’deki sanatçıların bazıları resim ve heykel sanatından uzaklaşmaya başlamıştır. Dünyayla aynı dili konuşmak isteyen sanatçılardan bir tanesi de Canan Beykal olmuştur. Söylemek, eleştirmek, düşündürmek istediği çok şeyi olan sanatçı çalışmalarında fotoğraflar, metinler, ses ve çeşitli nesnelerden yararlanmıştır (Ölgen; 2011)”

Aktivist feminist bir sanatçı olan Canan&Canan’ın sanatı genel olarak politik sanat olarak değerlendirilmiştir. Kadının toplum içinde, aile içinde, iktidar gölgesinde ve din temelli yaşadığı zorluk ve baskıları yaptığı işlerde eleştirmiş, protesto etmiştir. “Canan&Canan’ın yapıtları izlediği, gördüğü, bizzat yaşadığı deneyimlere tanıklık etmiştir. Yapıtlarında kendi bedenini kullanmaktan çekinmeyen sanatçı, kişilerin hikayelerinden de yola çıkarak bellekli eserler üretmiştir. Sanat ve dünya tarihi boyunca kadının seyrediliyor olmasına eleştirel bir bakış açısıyla cevap vermek isteyen sanatçı, şeffaf bir küpün içine çeşitli açılardan kadın bedenleri yerleştirmiştir. Mahremiyeti kırmak ve kadını görünür kılmak istemiştir (Özdemir; 2016: 52)”.

“Canan&Canan’ın 2000 yılında eşinin ve kendisinin işlettiği bir internet kafenin tabelasına uyguladığı ‘Nihayet İçimdesin’ cümlesi, çevresi ve belediye tarafından büyük tepkiler çekmiştir. Sanatçının hamilelik döneminde ürettiği bu iş belediye tarafından kaldırılmıştır. Sanatçı bu yapıtıyla iktidarın, kişinin özel olan şeyine bile nasıl müstehcen bakabileceğini ortaya koymuştur (Üner; 2010: 129)”.

1960 yılında İstanbul’da doğan sanatçı Selma Gürbüz, sanat eğitimine 1980 yılında İngiltere’de Exeter College of Art Design’da başlamış, 1984 yılında ise Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim bölümünden mezun olmuştur.

“Doğu kültüründen beslenen bir bakış açısı ve primitive bir temayla kedi, kadın, erkek figürlerini kendine has çizgilerle resimleyen sanatçı; heykel, dokuma, gravür gibi eserler de üretmiştir. Türkiye ve dünyanın en önemli müzelerinde eserleri olan sanatçının kendi dünyasındaki büyünün büyük bir başarıya dönüştüğü görülmüştür (Okucu; 2012)”.

KAYNAKÇA

Okucu, B. (2012), http://www.sanatblog.com/cagdas-resmin-mutevazi/, erişim tarihi: 16. 02. 2019

Ölgen, A. (2011), harunolgen.blogsport.com, http://harunolgen.blogspot.com/2011/05/canan-beykal.html, erişim tarihi: 01. 03. 2019

Özdemir, D. (2016), https://dergipark.org.tr/download/article-file/224249, erişim tarihi: 18. 02. 2019

Üner Yılmaz, P. (2010). Canan Şenol’un Yapıtlarından Türkiye’de Toplumsal Cinsiyet Okuması, DEÜ GSF Dergisi. Sayı: 4, s.129)

Yılmaz, Ayşe N. (2015) 1980 Sonrası Türkiye’de Sanat ve Siyaset, Ütopya Yayınevi.

Share Button

Yorumlar kapatıldı.