LÜTFİYE BOZDAĞ, CÜNEYT GÖK İLE KARIŞIK İŞLER SERGİSİ ÜZERİNE

Share Button

LB: “karışık işler” başlıklı bir sergi açtınız. Karışık işler ismi nereden aklınıza geldi?

CG: “Karışık İşler” deki bir işimi 30 yıl önce engelliler ile ilgili bir sergi için üretmiştim ama sergi gerçekleşmemişti. O günden sonra ara ara üretimlere devam ettim. Ancak bu yıl tam anlamıyla yoğunlaştığım üretimlerim, kullandığım farklı malzeme ve teknikler; kolaj, asamblaj, enstalasyon, obje düzenlemeleri ile şekillenen sergi için bu isimde karar kıldım.

LB: Buluntu nesneler topluyor, onlardan yararlanıp sanat eserleri üretiyorsunuz? Buluntu nesne sizin için ne anlama geliyor?

CG: 30 yıldır toplayıcılık yapıyorum. Hep bir gün ilişkilendiririm diye topladığım onca şeyi bir şeylere dönüştürmeyi istemişimdir. Zaman zaman öğrencilerime bu objeler üzerinden doğaçlama hikâyeler oluşturmaları için workshoplar düzenliyorum. Her eşya, her nesne kullanıldıkça daha fazla hikâye biriktirir. 

Herkes yaşamı boyunca işlevselliği, taşıdığı maddi- manevi değerlerle sürekli bir ilişki içindedir nesneyle… Arzulanır, elde edilmek, sahip olunmak istenir ama başka arzuların nesnesi olduğu için… Kimisi iş gücüne katkı sağlar, kimisi hayatını kolaylaştırır, kimisi zevklerini temsil eder, kimisi gücünü simgeler insanın, varlık ve yokluk kavramları onun üzerinden şekillenir. Sahip olununca değerini kaybeder çarçabuk.

Gerçekliğin bütünü, özne ve nesne arasındaki bütün ilişkilerin toplamıdır. Çocukluğumda ailemin sahip olduğu o eşyalara, objelere sahip çıkamamıştım. Sonrasında, eskicilerden, bit pazarlarından geçmişi yeniden yaşatacak, anılarımı canlı tutacak benzer objeleri toplamaya başladım.

İşe gidip gelirken yoldan topladığım her buluntu parça beni heyecanlandırıyor. Başkasının değer vermediği paslı bir somun, kırık bir fermuar bile… Onu nerede, nasıl kullanacağımı düşünür ve tasarlarken bambaşka dünyalara gidiyorum.

LB: Çalışmalarınızda buluntu nesnelerden yararlanıyorsunuz bu tavrınızın Fluxus geleneğini yankılayan bir tavır olduğunu düşünüyorum. Bu fikrime katılıyor musunuz? Başka hangi düşünce akımları sizi etkiliyor?

CG: Fluxus’ta sanatçılar birçok sanat disiplinini kullanarak eserler üretirler. “Fluxus” akımı içinde sanatçılar, atık malzemelerle akışa ve süreç içinde rastlantıya bağlı bir biçimde bir araya getirdikleri malzemelerle kavramsal bir yapıt ortaya koyarlar.

Ağaç, ahşap, kemik, taş, tüy  gibi doğal malzemeler  ile birlikte paslı metaller, makine parçaları, vidalar, somunlar, fermuarlar, zincirler, anahtar ve kilitler gibi benzer küçük  insan üretimi buluntu ve hazır malzemeleri, fotoğrafları, fotokopileri, gazeteler gibi kâğıt malzemeleri ve farklı teknikleri bu tavırda kullandığım doğrudur. Diğer taraftan özgür kılan bir yanı da var. Kendimi ve ortaya çıkacakları akışa bırakıyorum.

LB: Siz aslında sinema üzerine çalışıyorsunuz, sinema, plastik sanatlar ve diğer sanatlarla ilişkiniz konusunda ne söylemek istersiniz? Sinemadan plastik sanatlara, plastik sanatlardan sinemaya aktardığınız şeyler oldu mu?

CG: Toplumsal yaşamı oluşturan tüm oluşumlar, yapılar ve değerler ile sanat yoğun bir ilişki ve etkileşim içerisinde… İfade biçimleri farklı olsa da beslendikleri kaynak aynı olan sanat dallarının birbirinden etkilenmemesi pek mümkün değil… Sanat alanları birbirlerini etkileyip zenginleştir. Sanatın amacı duyu, algı ve heyecanlarımızı başkalarına aktarmaktır.

Örneğin Andy Warhol gibi sinemada önemli yapımlara imza atmış sanatçıların plastik sanatlarla ilişkili olduğunu görüyoruz. Warhol, 1960’lı yılların başında sinema ile ilgilenmiş ve bu alandan birçok sanatçı ile birlikte çalışmalar yapmıştır.

Sinemada ışığın ve mekânın ilişkisi; plastik sanatlarda, grafik sanatlarında ulaşılamayacak anlam yaratma olanakları sunar, atmosfer yaratma ve hacimsel duyguya ilişkin sonsuz seçenekler, sinemanın kendine özgü resimsel olanaklarıyla yaratılabilir. Resim ve sinemanın ortak temeli görüntüdür. Görüntüler, dünyayı erişilebilir ve insan tarafından düşlenebilir kılar.

Tüm plastik ve sahne sanatlarını hatta müziği bünyesinde toplayabilmenin avantajlarını kullanan sinema, sosyal ve estetik değerleri de derinden etkileyen, değiştiren ve hatta yeniden biçimlendiren bir güce sahip. Ben de sinema alanındaki üretimlerimde diğer sanatlardan fazlasıyla beslendiğimi söyleyebilirim. Diğer taraftan sergideki işlerimin bazılarında sinemanın ünlü yüzlerini kullanarak sinemaya gönderme yapmak istedim.

LB: Serginizin ana teması “yabancılaşma” ve “kimlik” sorunsalı üzerine oturuyor. Bu konuda neler söyleyeceksiniz? Kimlik sorunu 1990’lı yılların sanat üretimlerinde ilk kez Türkiye’de sorgulandı, hâlen bu kavramın sorgulanması gerektiğini mi düşünüyorsunuz?

CG: Kimlik, çok boyutlu ve çeşitli bir kavramdır.  İnsanlar birden fazla kimliğe sahip olabilirler. Kimlikte esas olan dışa karşı yansıtılan bir cephe, topluma dönük sosyal bir yön, bir yüzdür. Modern dönem sonrasında küreselleşme süreciyle kimlik algısında da birtakım değişimler yaşandı, kolektif kimlikler yerine alt‐kimlik, üst‐kimlik ya da çok‐kültürlülük gibi farklı kavramlar alarak “farklılıkların bir aradalığı” öne çıktı.

Postmodern kimlik inşasının temel öğeleri imaj ve görünüştür. Artık yaşam stilleri ve kimlik yapıları tüketim odaklı inşa edilmekte, kimlikler değişken, bir çırpıda içselleştirilecek ve kolayca terk edilebilecek şekilde biçimlenmektedir. İletişim teknolojilerinin hızlı gelişimi ve internetin sağladığı olanaklar “sanal kimlik” kavramı oluşturmuştur. Kimlik artık parçalı yapısı ve “online” görünmezliğiyle istediği şekle bürünür biçimde akışkan ve her an değişebilir, yeniden inşa edilebilir hâle gelmiştir. Yabancılaşma öznelerin nesneleştirilmesidir. Özneler nesneye dönüştürülürken, aynı zamanda öznelerin ürettikleri nesne, sermaye, toplumsal özneye dönüştürülmektedir.

Merkezsiz ya da çok-merkezli bir düşünce sisteminde insan, bilinçli bir özne değil, sürekli oluş hâlindeki etkileyen, etkilenen, bütünlükten, tutarlılıktan yoksun, çeşitli “özne konumları” ndan çelişkilere düşen bir kimliktir… Bedeninde ve dünyada keşfedecek ve gerçekleştirecek bir şeyi kalmayan, gerçeklikten kopartılıp hiper gerçeğe mahkum edilen, ilişkilerinde, sosyal alanda ve iş dünyasında yabancılaşan, gelecek kaygısını hissetmeden günü yaşayan, üretmeden sürekli tüketen insan, özneden nesneye doğru hızlı bir şekilde evriliyor…

Bu gerçeği yadsıyamayız; yüzden hâlâ sorgulanması gerektiğini düşünüyorum.

LB: Bu sergiden sonra sanatsal çalışmalarınız nasıl bir program izleyecek? Geleceğe ait düşünceleriniz nedir?

CG:  Bir yandan akademik alandaki ders temposu, diğer yanda  Altınbaş Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi, Sinema ve Televizyon Bölüm Başkanı olarak idari görevler ile uğraşırken fotoğraf ve kısa film  ve belgesel film alanında üretimler yapmaya çalışıyorum. Bu zamansızlık yüzünden ötelemek zorunda kaldığım projelere yönelmek istiyorum. “Ses” adında uzun metraj film projem üzerinde yoğunlaşmayı ve bunu gerçekleştirmeyi hedefliyorum. Üretmeye devam…

Share Button

Yorumlar kapatıldı.