Sabahattin Şen: Sanatta Gençlik

Share Button

Yaşamımızda geleceği oluşturanlar, bugünün genç kuşağıdır. Genç kuşağı da yetiştiren bugünün orta yaşlı ve yaşlı olan kuşaktır. Gelecek, sürekli olarak böyle bir aktarma dizemiyle birbirine bağlı olarak bir gelişme gösterir. Geçmişin deneyim ve bilgilerinden yararlanarak daha ileri ve sağlıklı adımlar atılır. Durum böyle olunca sağlıklı düşünen ülkeler gençlerin donanımlı ve yararlı bilgilerle yetişmesini ister. Yaşam açısından gençler toplumların ve ülkelerin güvencesidir. Yaşananlara bakınca durum her alanda böyle midir?

Sanat konusunda da gençlerin bilgili ve donanımlı olması açısından herhangi bir sorun yok. Sanatın da gelecek güvencesi gençlerin çok iyi yetiştirilmelerine bağlı. Gelişmiş ülkeler bu nedenle gençlerin sanatta başarılı olmalarına çok önem vererek onların en iyi bir biçimde yetişmelerini sağlamaya çalışır. Gelecekte de kendilerinden sonra gelecek olanlara örnek olmak isterler.

Ancak sanatın çok özel bir konumu vardır. Genç olup da yaşadığı dönemin sanatından geri kalması, istenilen başarıyı gösterememesi toplum açısından çok büyük çöküntülere neden olabiliyor. Yirminci yüz yılın başlarına doğru gençlerin durumu içler acısı bir bunalıma döndü. Akademilerde öğretilenlerle dışarıda olup bitenler tam anlamıyla büyük bir uyumsuzluk içindeydiler. Bir yanda klasik akademi eğitimi, diğer yandaysa yeni bir çağdaş oluşumla karşı karşıya kaldılar. Okuyan gençler sanatta yaşlı bir kuşak konumuna döndü. İzlenimcilik akademide öğretilenlerin dışında kalıyordu. Öğreticiler ortaya çıkan yeni sanat akımlarını sanattan saymayarak bir kurtuluş yolu aradılar. Birkaç yüz yıldan beri sanat belli bir yere oturmuş ve belli bir çizgide ilerleyip gelişmeye çalışıyordu. Bir yandan da yenilik açısından çıkmazlarla karşı karşıyaydı. İzlenimciliğin ortaya koyduğu yeniliklerle geçmişe dayalı kararlı bir yere oturmuş sanat arasında büyük bir anlaşmazlık bomba gibi patladı. Akademilerde okuyan gençler geleceğin güvencesi olmaktan çıkmıştı. Bu nedenle de karşılıklı suçlamalara izlenimcilerin dışlanması, sergilere alınmaması gibi kavgaya dönüştü. Sanat eleştirmenleri o güne olan biteni anlıyor konumundayken birden bire hiç anlamadıkları bir olguyla karşılaşarak şaşkınlık içine düştüler. Anlaşmazlık ve kavga büyüktü.

Baştan da belirttiğim gibi sanatın geleceği ve gençlerin durumu büyük bir boşluğun içine düşülmesine neden oldu. Bu gençler ne olacak, akademiler ne yapacaktı? Tam bir kargaşa ve güvensizlik ortamı yaşanmaya başlandı. Akademilerin öğretim anlayışı da altüst oldu. İzlenimciler akademileri eskimiş ve yeniliklere açık olmayan bağnaz kurumlar olarak değerlendirdi. Gençler sanatta genç değildi, yanlış birikimlerle dolduruluyordu. Gençlerin, öğrendikleriyle sanata bakışlarının bağnazlaşması çözüm arıyordu. Kavgayı çok büyük çabalar sonunda izlenimcilerin kazanması gençlerin de yolunu belirledi. Akademiler ne deni direnmiş olsalar da sonunda yol ve yöntem değiştirmek zorunda kaldılar. Her şeye karşın temel bilgilerin öğretilmesi gerektiğiyle birlikte bu bilgilerin sanatta ortaya çıkan yeniliklerle uyumunu sağlamaya çalıştılar. 

O günlerde nelerin yaşandığını somut örneği Van Gogh’un kardeşine yazdığı bir mektupta da ele alınmış. Van Gogh bir akademide çalışmalarını sürdürme izni alır. Bir süre sonra öğrenciler Van Gogh’un etkisinde kalmaya başlar. Akademi profesörleriyle Van Gogh arasında anlaşmazlık çıkar. Böylece Van Gogh’un akademide çalışmasına izin verilmez. Van Gogh bu akademideki profesörlerin ne denli bağnaz olduklarını mektubunda belirtmiştir. O öğrencilere ne oldu? Onlar da geleceği olmayan bağnaz bir sanat eğitimiyle eğitildiler. O profesörlerden de sanatçı çıkmadı. Ne ekersen onu biçersin sözünün doğruluğu yaşandı. Akademilerde öğrenim gören sanatçı da çıkmadı. O dönemin profesörleri profesörlüklerinin hakkını veremediler. Bugüne dek bizim akademinin kendi bünyesinden çıktı mı? Bizim profesörlerden profesörlüğün hakkını veren çıktı mı? Çıkmadı; ben görmedim. Onlar arasından çağdaş bir dünya sanatçısı çıktı mı? Çıkmadı… Güzel Sanatlar Fakültelerinden de çıkmadı.

Durum böyleyken kimi kurumlar, etkinlik düzenleyen kesimler, galeriler zaman, zaman ortaya şöyle bir savla çıkarlar: “Geçlerimize sanat etkinliklerinde, yarışmalarında, sergilerde daha çok önem ve yer verelim.” Böyle bir şeyi neden yapmak isterler bir türlü anlayamam. Kendilerinin her şeyden önce çağdaş olmaları, çağdaş sanatı anlamaları gerekmez mi? Bunu söyleyenler ülkemizde sanatın çağdaş anlamda bir yere varmadığını, sanatçı diye şişirdiklerimizden istenilen sonucun alınamadığı gibi savlar öne sürerler. Konu aslında çağdaşlık değil. Tecimsel bir yaklaşımdı. Bu düşünceyi yirminci yüz yılın başlarında da gerici bir sanat eğitiminin sürdürüldüğü döneme uyarlayalım. Gençler diye karşımıza ne çıkacaktı? İzlenimcilik ve dışa vuruculuktan uzak bağnaz ve klasik bir eğitimin verdikleri çıkacaktı. Bizim karşımıza ne çıkacak?  Çağdaş sanat ve çağdaşlık anlamında genç sanat çıkmayacaktı. Avrupa akademileri en sonunda çağdaşlık karşısında yenilgiye uğradı ve çağdaş sanat anlayışını odak edindi. Klee’nin bir akademide (Düsseldorf Güzel Sanatlar Akademisi) öğretim üyeliği yapmasını düşünebiliyor musunuz? Diğer akademilerinin de bu değerdeki sanatçıları bünyesine almasıyla gençlerden çok sayıda çağdaş sanatçı çıkmaya başladı.

Yaşadığım Almanya ve diğer Avrupa ülkeleri de bizimkilerin dediği gibi gençlere de olanak verelim. Onların da tanınmasını sağlayalım, diyerek sergiler ve etkinlikler düzenlerler. Çok iyi bir eğitim almış, değerli öğreticilerin elinde yetişmiş olan bu gençlerin özelliği genç olmaları değil, genç sanatın bir parçası olmalarıdır. Bu gençlerden de çok sayıda gerçek sanatçıları tanımış oluyoruz. Durum hiç de bizdeki gibi değil. Bu ülkelerin yaşlı sanatçıları da genç sanatın önde gelenleridir. Eskilerden bir şey çıkmadı, gençleri deneyelim düşüncesi uslarının ucundan bile geçmez. Genç sanatçıların da ortaya koyduğu çağdaş ve genç çalışmalarını desteklemektir gerçek düşünceleri. Bu gençler sanatın ve çağdaşlığın gelecek güvenceleridir.  Gençler arasında adını duyurabilmiş çok sayıda sanatçı çıkaran ülkeler akademilerdeki çağdaş sanat eğitimin semerelerini topluyorlar; tanınmamış olanları da ortaya çıkarmaya çalışıyorlar.

Biz gençlere önem verelim derken böyle bir düşünceyle yapmıyoruz. Yapamayız da… Akademi ve diğer fakülteler çağdaş sanat eğitiminden uzak ve yanlış yönlendirmelerin yoğun olduğu bir eğitimden geçmekteler. Bunu aşmak için açılan özel akademilerde de durum aynı. Öğreticiler devlet kurumlarında eğiticilik yaptıktan sonra buralarda da aynı kafalar görev yapıyor. Hiçbir zaman hiçbir başarı gösteremeyen bu kadroyla özel sanat eğitiminde mi başarı gösterecekler? Hiç bir başarı da gösteremediler.  Emeklilikten sonra buraları ekmek kapısı yapmayı sürdürdüler. Aralarında dünya sanatında yer alan tek bir öğretici yok. Ben isterdim ki Avrupa’daki sanat başarısını sağlayan yapılanmaların burada da olmasıydı. Devlet kurumlarında olduğu gibi bu özel okullarda da aralarına kendileri gibi bağnaz olmayanları almadılar. Oralarda bağnazlığı kümelediler.

Bunlarla sanatta hiçbir yere varılmaz, diye sürekli söylüyoruz ama dinleyen kim?  Bir kez olsun nedenini de soramazlar mı?

Gençlere ne verildi ki ne alınsın. Gençlere önem verelim safsatadan ileri gitmiyor. Sanat diye yaratılan çarpıklığın içinden Pazar yaratmak için yapılan girişimlerden öteye gitmiyor. Yapılan yarışmalarda genci de yaşlısı da ödüller aldı. Nerede bunlar? Dünya sanatının içinde görünmüyorlar. Oysa Avrupa’da önemli yarışmalarda ödül alanları boş bırakmazlar. Bu nedenle de bu gençler ve ödül alanlar dünya çağdaş sanatının da içinde adlarını duyurup yaşatırlar.

En büyük yarışma Devlet Resim ve Heykel sanat yarışmasıydı. Ödül alanlar kimlerdir ve dünya sanatının neresindeler. Biraz daha incelendiğinde ödüllerin “körler, sağırlar, birbirini ağırlar” dizemine göre yapıldığı görülür. Diğer yarışmalar da körler sağırlara göre ayarlandı. Ortada ne genç sanat ne de genç sanatçı görebiliyoruz. Tüm gençlerin okuldan başlayarak ruhları kurutuldu. Hemen, hemen hepsinin derdi resimle nasıl geçinecekleri. Bin bir türlü ödünlerle resim yapmaya çalışıyorlar, resim yapmayı da başarıyorlar. Sanata gelince sanat ortada yok. Ödünlerle sanata hiçbir zaman ulaşılamaz; sanattan kaçılır. Bu gençlerin ne kendileri genç ne de yaptıkları çalışmalar… Ruhlarını çökertmişiz. Bir de kalkmışız gençleri destekleyelim diye… Bu böyle olmaz…

Genç sanatı ortaya çıkarıp destekleyeceksiniz. Çağdaş ve genç sanatı anlamak yerine geçmişte bu yana konuşarak sorunu çözmeye çalıştıkça milyonlarca yıl da geçse çözülmez.

En yakın örneklerden biri benim. Türkiye’deyken yaptıklarımı bizimkiler bugüne dek anlamdı. O zamanlar hem gençtim hem de çalışmalarım genç sanatın bir parçasıydı. Almanya’da durum anlaşıldı. Sanatta ne yapılması gerekiyorsa onun gereği yapıldı. Sanatta çok yetersiz bir anlayışın egemenliği olumsuzluklara neden olur. En azından gerçeği bugün anlayın! Kesinlikle ne anlıyorlar ne de anlamak istemiyorlar. Anlasalar genç kuşağa çok büyük yardım ve destekleri olacak. Benim sanatta belirlenmiş konumumu değiştirmez. Ülke değişir.

Avrupa her yıl çok sayıda genç sanatçı yetiştiren bir yolda ilerlemekte. Onlar sanattaki geleceğin güvencesi olma açısından yerlerini aksatmadan sürdürüyorlar. Düsseldorf Güzel Sanatlar Akademisi 2018 yılında okulu bitirenleri izlemeye aldı. Okulu bitirenlerin ne durumda olduklarını öğrenmek istedi. Epeyce sayıda öğrencinin dünya sanatı içinde ve önemli galerilerde yer aldığı görüldü. Bunun üzerine bir sergi düzenlendi. Öğrencilerin okulu bitirmelerinin üzerinden altı ay geçmişti. Kırkın üzerinde olan bir sayıda bu genç sanatçılar bu sergide yer aldı.  

İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi bir zamanlar öğrencilerinin toplu sergisini her yıl düzenlemeye çalışırdı. O sergilerde gerçekten yetenekli olanların çalışmalarını da görebiliyorduk. Onlara, okuldan sonra ne oldu, ne bitti bir türlü anlama olanağı olmazdı. Kimilerinin ülke içinde bir yer edindiğini görebildiğimiz de oluyordu.  Ülke dışında ne durumda olduklarını bilemiyorduk. Çünkü ülke dışında bir yer alamıyorlardı. Oysa yetenekliydiler, başarabilirlerdi… Biz buna kısacası olanak bulamadıklarını ve ülke içinde yapabileceklerini yapabildiler, diyelim. Ancak sanat açısından yeterli bir yer edinmeyi sağlamayan koşularda kaldılar da diyebiliriz. Ülke gerçek sanat açısından olanakları gelişmemiş bir yer. Bunun gibi olumsuzlukları yaratan başka nedenlerin de var olduğunu düşünelim. Yüreğini sanat veren bu gençlere gerçekten çok yazık oldu. Kimileri Türkiye’deki yarışmalarda ödül almakla yetindi.

Birçok öğrenciden şunu da işitmiştim. “Hocalar biliyor bilmesine ama kendilerine rakip olmamamız için bildiklerinin hepsini bilerek öğretmiyorlar…” Ben de yanıt olarak şunu söylerdim: “Bildikleri kendilerine yetmiyor ki sanat öğretebilsinler…”

Ortada böylesine sorunlar yaşandıkça, çağdaş sanatın çağdaşlığının içinde olmayan kurumlar, kuruluşlar, yönlendirici güçler olmadıkça ne genç sanat ne de gençlerden sanat başarısı elde edilemez. Bugüne dek konunun derinine inilmediğinde birden bire “gençlere de önem verelim, destek olalım” düşüncesinin çıkması çözüm olmuyor. Çok önemli bir şeyi savsaklamışız gibi gençleri anımsamak da bir işe yaramaz. Gençlere hem zamanında hem de gerektiği gibi önem verilerek, nitelikli eğitimle yetiştirerek geleceğe hazırlamadıkça sanatta da gelecek var olmayacaktır. Özellikle yeterli ve nitelikli bir anlayış söz konusudur.

Bugüne dek biz ne yaptık? Sanatta yetersiz ve niteliksiz kişilere görevler vermişiz, yetkiler vermişiz, sanat projelerinde söz sahibi olmalarını sağlamışız ve sanatta ilerlemek istemişiz. Sizler Türkiye’de böyle birini çok önemli yerlere yükselterek, önemli görevler vererek, neredeyse kendini astığı astık; kestiği kestik sanatı bilenimiz yerine koyarsanız sanatı unutun. Günümüzde sanatta istenilen yere gelemediysek böylesi bir yapı oluşturduğumuz içindir. Bundan on yıl önce böyle birinden “gençlerimize önem vermek gerekir” sözünü işittim. “Kimdir bu?” diye bir araştırma yaptım. Önemli görevleri yürüten bu kişinin sanat adına saçma sapan bir yerde olduğunu gördüm. Çok önemli bir söz söylemiş, bugüne dek ülkede sanatı yükseltmiş gibi gençlere arka çıkmaya çalışıyor. Bu tür kişilerin görevlendirilmesiyle sanat niteliğinden yoksun olanların söz ve edimleriyle olacak iş değil. Sanatın hemen, hemen her alanında gerçekten nitelikli ve yeterli kişilerin, kurumların, kuruluşların olmaması sanattaki gençliğin yolunu açmıyor.

İlk önce genç sanatın yolunu açalım ve sonra da gençlere kavuşalım.

NOT: 2019 yılında Düsseldorf Güzel Sanatlar Akademisi’nin öğrenci çalışmalarından örnekler koyuyorum.

Share Button

Yorumlar kapatıldı.