Utku Varlık: Kanayan Hayal Gücümüzü Kendimize Saklayalım

Share Button

 Bir zamanlar “şaşırırdım”, bir tuval, bir yontu, bir şiir, ne bileyim sanki Bach’ın hiç ölmeyen müziğindeki gizem, bir romanın labirentlerinde dolaşmak tutkusu; buna özgü her şey, giderek “sanatın simyası” bir başka boyuttu yaşantımda. Zamana göre çok kısa bir süreçte iletişimin bir başka boyuta geçmesi, gözümüzün önünde çok evrensel bir açılım sonucu; görmek, bakmak, duymak, sanatı yansıtmak adına kapımızın önüne geldi; sanatçı olmak bir ayrıcalık değil artık, “şamataya” dönük her şey pazarlanıyor ve bütün bir hızla! Oktay Akbal’ın ilk öykü kitabının başlığını sevmiştim: “Önce Ekmekler Bozuldu” sonra her şey! İnsana dair bir iç deniz çekilmeye başladığında, sığlaşma önce imgesel alandan başlamıştı. Niçin? Belki varolanı bozuk para gibi harcamıştık; sanat artık her durumda “manipüle” edilebilen, ekonomik güçlerin yatırım alanında, spekülatif, düşünme yeteneği gerekmeyen eğlendirici bir “sirk” olmuştu.

Bir gün Paris’te Galeri Perrotine’de bir Çinli artist gözüme çarpmıştı, biraz Jeff Koons oynuyordu, dikkate almadım. Galerie Perrotin: “performans, enstalasyon, video, trash, humour et art festif”. Bu galeri contemporary(çağdaş) şamatasının önemli bir vitrini. Sekreter bana Xu Zhen’nin gelecekte çok önemli olacağını söylemişti; ben de ona FIAC benzeri “Foires Shanghai”da (Şangay fuarlarında) gördüklerimi anlattım, Çinli’lerin “çağdaş sanata” olan ilgisi karşılıksız, çok ilgilenir gibi gözükmeleri, kendi sanatçılarını dünyaya pazarlamak; aynen “Soğuk Harp”te olduğu gibi.

https://1.bp.blogspot.com/-p6JeTSuqXA4/YH-kaZjXOhI/AAAAAAAAcQU/8Gqj5wz_F0YHc3K8Lqa5y3ka1R5PN7mbACLcBGAsYHQ/w400-h246/Ekran%2BResmi%2B2021-04-21%2B04.25.17.png


Gerçekten o süre içinde hiç ilgimi çekmeyen bu Çinli sanatçı gözüme ilişen her yerde, ünlü galerilerde, çağdaş müzelerin mega (büyük) salonlarında, bienallerde kendinden söz ettirince, bu expansif (geniş) açılım kendiliğinden olacak bir şey değil kanısıyla dekorun arkasına bakmakta fayda var diye düşündüm. 

Malum 1945’te dünya harbinin sonuçlarının daha iyi korunması adına Amerika’nın açtığı kültürel “Soğuk Harp” saldırısı ve CIA’nın sanatı finanse etmesiyle Amerikan sanatçılarının dünyaya empoze edilmesi sürecinde daha Çin ortada yoktu; Amerika dışında hiç bir ülkenin de buna yanıt verecek ekonomik gücü olmadığı için sonuçta bu harbi Amerika kazandı ve sanatçılarını alnımıza kazıdı: Pollock, Rothko vs. Bu egemenlik hemen bitmedi; fictif (kurgusal) sanat akımlarının olmadık bahanelerle giderek pentürü de dışlamasıyla Pop’tan contemporary’ye (Çağdaş Sanat’a) giden bir otoyol misali bu güne geldik ve Çin uyandı!

Andy Warhol yalnız Pop Art’ın bir öncüsü değil, ilk kez sanatçının bireyden çıkarak anonim bir tavır almasının da (öncüsüdür), sanat eserinin üretilmesi adına factory (fabrika)sisteminin de kurucusudur. Ne yaparsan para getirir; sistem medyatik olduğu sürece: “The Velvet Underground”, müzik, baskı, Afiş, polaroid vs. Ayrıca onun empoze ettiği (görüşlerini dayattığı) sanatçılar, giderek bir epok(dönem) yaratmıştı. Erken ölümü sonucu Factory (Fabrika) de kayıplara karıştı ama sistem birinin gözünden kaçmamıştı: Jeff Koons:

https://1.bp.blogspot.com/-pjsFi4w1PvE/YH-9L6UVI0I/AAAAAAAAcQc/9LdCYuFu0MstPZzvOuPSya4lssUMRlyVwCLcBGAsYHQ/w640-h470/KOONslaverykoons3-1-1024x751.jpeg

Bence başka bir sivri akıllı, Leo Castelli’nin öğretisinden geçen ve Warhol’un Factory’sini(Fabrika’sını), sanatın genleşme boyutlarında kendini aşma çizgisini belki en iyi kullanan bu lob’nin en önemli ismi; yalnız François Pinnot’nun değil, Bernard Arnault’nun yani Çağdaş Sanatı yöneten  iki milyarderin de gözdesi.


Tekrar ” Çin’in Çağdaş Sanat Arzusu” na gelirsek, bu soğuk harpte çift yönlü kuşatıldığının farkında; önce Batı’nın “albenisini” çekmek, onların boyutlarında güreşmek, yani yönetenlerin Fondation’arına (vakıflarına), kontrollerindeki çağdaş müzelere, aracı galerilere girmekten öte bu alışverişi etkileyen bağımsız koleksiyonlarda da boy göstermek!

Ama amaç önce Jeff Koons’un performansına ulaşmaktı, şaşırtacaksın, ne yaparsan yap; içeriğine kim bakıyor, bienaller o kadar bıktırıcı oldu ki… Daha büyük mekânlara Disneyland misali… İşte Xu Zhen’ni yöneten küratörlerin kurgusu. Ama önce sanatçı kim? Xu Zhen, 1977 doğumlu, kartvizitinde Artiste Visuel, Performateur, Artiste Video, İnstallationj, Peintre, Photograph…

https://1.bp.blogspot.com/-gUC07GJ-nDU/YIQvwwW3WyI/AAAAAAAAcRM/GiCNMFBfmDIz3YwTCbyzB383vs5P_wR3gCLcBGAsYHQ/w640-h426/1*5X2dP5gickLUXfoHDq_YGw.jpeg

Esinlendiği Jeff Koons’un yolunda, nedense konu hep “antik”tir. (Kısacası, diyelim biz, ülke olarak nasıl olur da bu antik topraklara yerleşmiş bir toplum Ege’yi, Akdeniz’i giderek tüm Anadolu’yu bir türlü anlayamadı; cumhuriyetle korumaya aldığımızda çoğu yağmalanmış bu antik zenginliklerimizin farkına bile varmamıştık; hâlâ da onun üstünde yaşayan köylünün ilgi alanında değildir, o, Arabistan’ı düşler.) Antik, Avrupa’da da 17.,18 asırda Antikiteye dönüş hayalinde uzun süre sanatın içeriğinde olmuş ve de ..sıkıcı “akademik” resim, heykel, edebiyat, mimari, giyim – kuşam vs. yanlış anlama, giderek yorumlama; işte şimdi Çinli bir sanatçının kurgusuyla karşımızda!

https://1.bp.blogspot.com/-CEg8s4qIfwI/YIUBcueRlhI/AAAAAAAAcRk/Icc95G3gXvotC4T1qRgdhVkIZmEHnP3fACLcBGAsYHQ/w640-h406/une-oeuvres-de-xu-zhenyanpei-mingzhanghuanvuedinstallationalafondation-c-xu-zhen-et-madeincompany.jpeg.webp

Çin’in sanata açılımı politik olduğu kadar da ekonomik; örneğin Xu Zhen’nin Fondation Louis Vuitton’daki bu sergisi ve dünyadaki “lüks”ün tek ismi Bernard Arnault’un Çin pazarındaki rolünün altını çizmek gerekir.

BİR ÖTEKİSİ

https://1.bp.blogspot.com/-v0rViYWFXLo/YIUF4ScxbOI/AAAAAAAAcSM/PpROleyn7q8d5-HUvU8uRsyaOMoOcCIwgCLcBGAsYHQ/w640-h424/C_Guo-Qiang_MoveAlong.jpg

Geçen yıl Paris, Fondation Cartier’de Cai Guo-Qiang gösterisi, sanki çocukluğumun naif panayırlarının asrımıza uygulanması gibi. Bizi şaşırtmak amaçlı ama izlediğim kadarıyla artık kimse şaşırmıyor; anlamıyorum; gözlerdeki doymuşluk nedense bana bir şeyin sonunun geldiğini fısıldıyor: “..artık şaşırtamıyacaksın!”. Önceleri Japonya’da “pyrotechnique” (piroteknik), havai fişek ve barut üstüne araştırmalar yapan sanatçı, daha sonra bu öğrendiklerini sanatla kesiştirerek, gösteri anlamında -daha çok “show” benzeri gösteriler- ancak hayalin erişebileceği boyutlarda “enstalasyonlarla” sürdürüyor. 

Cai -Guo’nun Japonya’da öğrendiği “havai fişek” uzmanlığı; barutu babasının malı gibi kullanma yeteneğini ve ona ünlü müzelerin kapısını açıp, “şov” yapma olanağını tanıyor. Büyük boyut tuvalleri yere serip, içi sıvı boya dolu baloncukları barutla patlatarak, rastgele oluşan leke, lavi, beneklerin yarattığı tablolar elbette bir anlam, bir tat, boya kalitesi içeriyorlar. Büyük boyut tuvaller, şasilere gerilip sergilendiğinde, show’u (şovu) görmeyenleri şaşırtıyor ama! Evet bir ayrıcalık bu; canı sıkılan müze yöneticilerinin kapılarını bu tür “şamata”ya açmalarını anlamıyorum!

Kısa bir süre sonra Venedik Bienali’nin ona getirdiği sükse Pekin Olimpiyatları’nın “havai fişek” gösterisinden modern müzelere Mass Moca, Guggenheim, Fukuoka, Cartier Paris vs… Olağanüstü boyuttaki “enstalasyon”lar, megalomaninin sınırlarını zorluyor.

https://1.bp.blogspot.com/-1LBEkvWB82k/YIUFoGgC44I/AAAAAAAAcSA/xWcL2ZEcLyY15I2_lltrBOwbj508E6k_ACLcBGAsYHQ/w640-h354/C_Guo-Qiang_HeadOn_TEMP.jpg

Artık insanın “hayal kutusu”nu sanki düşen bir uçağın “kara kutusu” misali arayacağız; düş bozgunu gibi, “modern hinlik” başını almış gidiyor. Bir sanrının kendi şok boyutunda gerçekleşmesi hayal olmaktan çıktı. 3D – üçüncü boyut- çoktan aşıldı; CAO – bilgisayarın yönetiminde lazer sistemiyle baskı, MJM – modelage(modelleme) -, SLA – stéreolithographie (stereolitografi), aletler vs.  Bir kartpostal boyutundan kitaba; kitaptan tuvale bir imgenin makul bir boyuta ulaşması, bizim bakış açımızla orantılıdır. Oysa  büyük tuvalleri boyamak, devasa objeleri kurgulamak için yine sanatçı, devasa mekanlara ve bunun siparişini verecek güçlü bir – sponsora – onu destekleyecek global bir medyaya ihtiyaç duyuyor. İşte bu açılım içinde bir star sistemi oluştu. Tüfeğin bulunması sonucu bozulan “mertlik” gibi, günümüz sanatçıları giderek belki bu boyut’a girerek; tuvaliyle cebelleşen mütevazı ressamı tarihe gömdüler. Bizde bile asistanlarıyla çalışan, belki sözünü ettiğim tekniklerin boyutunda değil ama el değmeden üretilen, sipariş vererek gerçekleştirdiği yapıtını “contemporary” (çağdaş) fuarlarında satışa sunan, modernlik fenomeniyle(olgusuyla) kafasındaki “virtuel”i (gerçeği) pazarlayanlar; tekdüze bir görücü prototip yarattılar: bakan ama görmeyen, yargılamadan daha doğrusu – anlamadan –  satın alan, koleksiyoner olduğuna “ikna” edilen ve de özellikle ülkemizde “müzayedecilerin” dümen suyunda bu sanat oyununun geleceğinden şüpheliyim! Bu oyunun global açılımında, yöneten ülkelerin sanatı bir propaganda olarak empoze etmek(dayatmak) adına yaptıklarına “sanat savaşları” diyebiliriz. 

Bu sanatçının hayal gücüyle, hayalin büyük boyutlarda gerçekleşmesi yine günümüzün bir mucizesi, 3D tekniği ile yaratılan aslını aratmayan objeler, enstalasyon  olarak müzelerin büyük mekanlarında elbet şaşırtıcı işlevlerini yapacaktır. Ne yazık sanatın anlamı yalnız şaşırtmak değil, onun öğreticiliği ve gizeme kucak açan olağanüstülüğü… Artık sirkler nasıl çocukların albenisinde değilse, müzelerde yapılan bu tür “şamata’dan da bıkacağız.

https://1.bp.blogspot.com/--DEbpbApkGE/YIUGoIr7rEI/AAAAAAAAcSU/kxbM80D2OCwEvAehh_LANxndk5y3ytn7QCLcBGAsYHQ/w640-h318/C_Guo-Qiang_CrocodileAndSun.jpg

Madrid Prado müzesi de Cai-Guo’nun önlenemez keşfinin tuzağına düşmüş; güya sanatçının Buen Ratiro sarayına “harp ve sulh” içeriğinde yaptığı gönderi – show(şov) – bile, bu mekânlara duyduğum saygıyı silemiyor. Tekrar müzeye girip, gizlice Zurbaran’ın tuvalinin önünde eski çağların çekim alanına giriyorum!

Sanatçının bu installation’unda kavram saptaması ne olursa olsun; ben bir kez bile içeriğini düşünmedim, bir süre izledikten sonra sergi sonucunda bunu nereye götürecekler, hangi araç bunu taşıyabilir, daha sonra sergilenme söz konusu ise, o sürede saklanabileceği mekân, yeniden kurgulandığında, öncekiyle bağlantısı… Genellikle iklim değişiklerinin doğayı altüst etmesi sonucu kentlerde bile yaşadığımız köklerinden sökülmüş bu ağacı böyle bir mekâna; bilmiyorum hangi olanaklarla sokup, kavramlaştırmak biraz gülünç. Wei Wei gibi Çinlilerin bize bu denli moral öğretisi biraz absürt!

Şimdi bende kalan izlenim, virtüel sınırları zorlayan bir filmin etkisine özgü kısa bir bellek, tını ve de  aklımda kalan ona benzer bir merak, daha çok bunları gerçekleştiren atölyeler, teknik elemanlar, ortada dönen para ve de sanatçının payı. 21 yüzyılın başında yaşanan bu histeri kısa bir süre sonra tüketilecek, “conceptuel”in(Kavramsal’ın) son günleri bence. Tüm bu sorunlar giderek birikme ve yığma gerçeğiyle karşılaştığında, ileriye dönük, bizi bekleyen “kaos”tan kimsenin haberi yok. Paranın açılımıyla sürekli alınıp, bir gün değerini ölçebileceğimizi sanarak depolara yığdığımız “sanat eserleri”, kanımca kendi kendilerini yok etmeden çöp olarak kaderlerini bulacaklardır. Paranın ve uluslar üstü sanat lobilerinin acımadan yıprattığı, kanayan hayal gücümüzü kendimize saklayalım.

Share Button

Hakkında Utku VARLIK

Sanatsal eğitimine 1961 – 1966 yılları arasında Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Sabri Berkel atölyelerinde başlayan Utku Varlık daha sonra oyma baskı (gravür) ve taş baskı (litografi) atölyelerinde devam etmiştir. 1970 yılında Paris´e gitmiş, 1971 – 1974 yılları arasında Güzel Sanatlar Ulusal Yüksekokulu´nda George Dayez ile, 1973 – 1975 yılları arasında da Cachan Atölyesi´nde taşbaskı çalışmıştır. Sanat çalışmalarına halen Paris´te devam etmektedir. İlk önceleri dışavurumcu anlatımla figürlerini biçimlendiren Utku Varlık, 1960 ve 1970´lerde dönemin politik yaşamından etkilenerek yaptığı resimlerinde de bu anlatım biçimini kullanmıştır. Sanatçı özellikle 1975´ten sonra dışavurumcu anlatımdan uzaklaşmış ve düşsel bir anlatım biçimine yönelmiştir. Sanatçı için figür, sürekli ve asal olan doğanın yaşayan öğelerinden biridir ve yansımasını doğada bulur.

Yorumlar kapatıldı.