NİLGÜN YÜKSEL, SIFIR NOKTASI’NDAN KUŞLARA

Share Button

Düzce Üniversitesi Sanat Tasarım Fakültesi’nin 24 Mayıs’ta gerçekleştirdiği biri sergi diğeri tiyatro olan iki etkinlik, her ne kadar birbirinden bağımsız görünse de o karanlıkta el feneri ile aradığımız çağdaşın, çağa dair olanın içinden bozulmayı, yıkımı, dönüştürmeyi, yeniden kurgulamayı gösteriyordu.

Resim ve Heykel bölümleri lisansüstü öğrencilerinin gerçekleştirdiği sergi, “Bozulma” konsepti üzerinden söz alıyordu. Sahne Sanatları Bölümü Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji programı ise Konuralp Antik Tiyatro’da, son oyunun sergilenmesinden yaklaşık iki bin yıl sonra, Aristophanes’in “Kuşlar”ını çağın diliyle buluşturuyordu.

HER AN HER ŞEYİN BOZULDUĞU BİR ÇAĞDA MI YAŞIYORUZ BİZ?

“Asrım benim, canavarım, kimin elinden gelir

Bakmakta içine gözlerinin

Ve kim kanıyla kaynaştırabilir

Omurlarını iki asrın?”

Agamben bir seminer dizisinin girişi olan “Çağdaş Nedir?” başlıklı metninde Osip Mendelştam’ın yukarıdaki dizelerini alıntılar.(1)Günümüzden yüz yıl önce 1923 yılında kaleme alınan bu dizeler şairin içinde yaşadığı çağın huzursuzluğunu barındırır.


Oysa her çağ bizzat kendisinin huzursuzluğunu yansıtır. “Bozulma” sergisi de sanatçıların; dert edindikleri meseleleri, bazen görünür bazen sadece hissedilebilir rahatsızlığı göstermeleri bakımından; kendi dönemlerinin gölgede kalan ve aydınlıkta apaçık görünen rahatsızlığını yansıtıyordu.

Belki bunu şöyle de açıklayabiliriz: Bir yandan makro düzeyde meselelere dikkat çeken işler diğer yandan kişisel olanı ince ince yüzeye yayan çalışmalar birbiriyle iletişime geçiyordu. Üstelik sergi, ortaya attığı probleme karşılık gelen eserlerle önermesinin altını dolduruyordu ki bunun son zamanların konsept-yapıt karmaşasının sorunlu niteliğine de bir yanıt bağlamında okunabileceğinin altını çizmek gerek. 

Sergi, bir tür göçebelik fikriyle de eş anlamlar taşıyordu. Yalnız burada sözünü ettiğim, 1990’larda ve 2000’lerin başında sıkça karşımıza çıkan salt bir yer değiştirime fikri değil. Şu anda bizi kuşatan zihnin, bedenin, çevrenin göçebe olma hali. Sabitlenemezliğin, her an yaşanan gelgitin yarattığı rahatsızlık, iç kırıklıkları ve olabilirse nostaljik bir konfor arayışı.

Bozulma, bir parçalanmayı, zamansal kopuşu, bugünün tahribatını, atfedilen kimliklerin dayanılmaz ağırlığını gösteriyor, bağlı olduğumuz zaman ve mekandan çevreye bakarken aynı zamanda  zamanın ve mekanın dışından sesleniyordu.

Konuyu biraz daha açmak gerekirse, bugün sanat dünyasında da sıkça sorunsallaştırılan toplumsal cinsiyet tanımları, ekolojik yıkım, kültürel alışkanlıklar, geçmişin bireyler üzerinde yarattığı izler farklı dillerden sanatçılar tarafından bir kez daha ele anlıyordu.

Sergideki işler, bir yandan düşünsel kavramsallaştırmanın görsel imgelerini yansıtırken plastiğin deformasyonunun da altını çizerek günümüz sanatının olasılıklarını gösteriyor öte yandan malzemenin ve dilin çeşitliliği ile tekniğin olanaklarını birleştiren yapıtlar bugünün dünyasını birebir işaret ediyordu.

Her ne kadar “Çağdaş Sanat Nedir?” sorusu hala içinde birçok tartışmayı barındırıyor olsa da günümüz sanatı referanslarının çokluğuyla kafa katıştırıcı olduğu kadar şaşırtıcı olmaya devam ediyor. “Bozulma” sergisi, Agamben’in deyişiyle karşılaşmanın izlerini üstünde taşıyordu. Buraya son bir not eklemek gerekirse sergi, bize günümüz sanatının ya da çağdaş olanın eğilimlerini göstermesi bakımından da mikro bir örnek içeriyordu.

ÜTOPİK BİR DÜNYA MÜMKÜN MÜ?

MÖ 414’e tarihlenen Kuşlar,  Aristophanes’in ünlü Yunan demokrasisi karşısındaki huzursuzluğunun ütopik dünya hayali. Aristophanes’in döneminde Yunan dünyasında yaşanan karmaşa düşünüldüğünde bu büyük hiciv ustasının böylesi bir eseri kaleme almasının sebepleri kolayca anlaşılabilir.

Oyun, mahkemelerde, kendi yurttaşlarından, toplumsal örgütlenmeden yılmış iki Atinalının yeni bir ülke arayışları üzerinden ilerler. Kuşların kralı Hüthüt ile karşılaştıklarında çözüm belirir: Kuşlarla yaşayabilecekleri özgür bir kent. Oyunun sonunda düşledikleri ütopya gerçekleşir ve yerle gök arasında yer alan Havakukuşya ütopyanın temsili kent olarak belirir. 

Oyunun ilk gösterimi bugün Konuralp yerleşkesinde yer alan Prusias Ad Hypium Antik Kenti Tiyatrosu’nda yapıldı. Biz de antik tiyatroda bir oyunun yaklaşık iki bin yıl sonra ilk kez izleyiciyle buluşmasına tanıklık ettik.

Oyunun sahneye konuluşu, sahne kullanımı, müzik,  kostüm ve aksesuarların ince birer çalışmanın ürünü oluşu kuşkusuz bu tanıklığın etkisini arttırdı. “Başlıkların her biri el işçiliği ile tek tek hazırlandı.  Kostümler ve başlıklar açık hava tiyatrosuna (alana hacim olarak) uygun hareket esnekliğini kısıtlamayacak biçimde tasarlandı. Kostüm realizasyon Ankara’da Zeze kostüm tarafından gerçekleştirildi.  Oyun müzikleri için önce metin üzerinden sözler çalışıldı. Besteler yapıldıktan sonra stüdyoda düzenlendi. Işık konusunda alanın zorluğu ile ilgili sıkıntılar vardı. Yine de hem antik alanı ışıkla boyama hem de oyun alanının ışıkları için çok sayıda boyama ışık kullanıldı”. Oyunun dramaturjisini yapan Pınar İncefe’den aldığım bilgiler bunlar.

Böylesi titiz ve ayrıntılı bir çalışmanın sonucu ise müziğin tüm atmosferi kaplayıp vurguyu güçlendirmesi,  kostüm tasarımının kuşları oynayan her oyuncuya bir karakter kazandırmasıydı. Üstelik tek düze olmayan bir simetrinin ışık boyamaları ile desteklenmesi sahneyi aynı zamanda resimsel bir tasarıma da dönüştürmüştü.


Tiyatro eleştirmenliği ve dramuturji öğrencilerinin kadroda yer aldığı oyunda oyuncuların profesyonel olmamalarına rağmen oldukça yetkin bir iş çıkardıklarını söylemek gerek. Oyunun ritmini ekip çalışmasına aktarmaları, tempoyu hiç düşürmeyen senkronizasyonları, izleyici ve çevre ile kurdukları iletişim tam da Aristophanes’in ruhuna uygun bir sergilemeyi ortaya çıkardı. Bir Antik Yunan komedyasını bugün de kahkahalarla izlettiren de bu akışkanlık olsa gerek.

 “Her zaman sabit kalmaya programlı kırılgan ruhlar gülmeyi ne tanıyabilecek ne de anlayabileceklerdir”(2), der Bergson. Buraya Bergson’un başka bir düşüncesini de ekleyelim, kahkaha bir düzeltmedir. Belki buna bir yüzleşme, yeterince uzaklaşıp yeniden bakma da diyebiliriz. Ya da kahkaha, komiğin ötesinde yaşamı yeniden kurgulayan ciddi bir eylemdir.

Şimdi yukarıda attığımız alt başlığa dönebiliriz: “Ütopik Bir Dünya Mümkün Mü?” Ütopyanın doğası gereği elbette ki değil, ama yaşamı yeniden kurmak ve dönüştürmek mümkün. En azından bir tiyatroda asırlar sonra bir oyunun çağının diliyle yeniden dolaşıma girmesi bunun mümkün olabileceğini gösterdi.

Tiyatronun izleyicilerle tamamen dolması, bir o kadar izleyicinin de dışarıda kalıp dakikalarca içeri girebilme umuduyla beklemesi de bin yıllar ötesinden Aristophanes’in  kırılgan olmayan ruhunun yaptığı şakalardan biriydi sanırım.


DİPNOTLAR

1. Agamben Giorgio, “Çağdaş Nedir?”, Çağdaş Sanat Nedir? Modernlik Sonrasında Sanat, (ed. Ali Artun, Nursun Örge), (çev. Özge Çelik, Elçin Gen, Suna Kılıç vd.), İletişim Yay, İst. 2017, s.43

2. Henri Bergson, Gülme, çev. Umut Can Gökduman, Zeplin Yay., İst. 2020, s.13

Share Button

Hakkında Nilgün Yüksel

1999 yılında Ege Üniversitesi Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. 2002 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü Batı Sanatı ve Çağdaş Sanat alanında yüksek lisansını tamamladı. 2011’de YTÜ Sanat Tasarım Fakültesinde doktoraya başladı. Tombak, Genç Sanat, Türkiye’de Sanat, rh+sanart dergilerinde yazı işleri ve editörlük görevlerinde bulundu. Tombak dergisinde Osmanlıca metin çevirisi yaptı. Türkiye’de sanat ve rh+sanart dergilerinde güncel sergiler üzerine düzenli eleştiriler yazdı. Sanat ve diğer disiplinler, müze ve sanatsal oluşumlar üzerine özel dosyalar hazırladı. Plastik sanatlar alanında jüri üyelikleri ve danışmanlık yaptı. Sanatçılar üzerine monografik kitaplar kaleme aldı. 2010 yılında Çağla Cabaoğlu Galeri işbirliğiyle Şangay Uluslararası sanat fuarına gidecek serginini küratörlüğünü yaptı. 201-2012 yılları arasında yönetmen Semih Kırmemiş ile Bedri Rahmi Eyüboğlu belgesel filmini yaptı. 2014 yılında sanat öğrencilerine burs sağlamak amacıyla üzerinde dört yıl çalıştığı, “Sanat Objesi Olarak Sanatçı” adlı proje sergisini hayata geçirdi. Bugüne kadar plastik sanatlar alanında 300’ün üzerinde makale kaleme aldı. Türk ve yabancı sanatçılara özel kataloglar yazdı. 2010 – 2011 eğitim döneminde özel Aydın Üniversitesinde Sanat Sosyolojisi dersleri verdi. 2012’te İTÜ’de öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladı. Kültür araştırmaları, sanat teorileri, güncel sanat, eleştiri pratikleri üzerinde çalışmakta, güncel eleştiri yazıları kaleme almakta, kendi alanında ders vermekte, editörlük, sanat danışmanlığı ve küratörlük yapmaktadır. **** Nilgün Yüksel is an art historian and freelance art critic, lives and works in İstanbul. She has been working in a departmant of fine art, İstanbul Technical University. She curated exhibitions such as “Tree of Life” (for Çağla Cabaoğlu Art Gallery, Shangai Art fair ) and “Artist as an Art Object” (sponsored by Yapı Kredi Private Banking). She worked as an editor and art critic at art magazines such as Tombak, Türkiye’de Sanat, Genç Sanat, rh+sanart. She made a documentary film about Turkish artist Bedri Rahmi Eyüboğlu (with director Semih Kırmemiş). She has written monographies about Turkish artists and numerous articles in national art magazines such as Türkiye’de Sanat, Gençsanat, Artdekor, Cosmolife, Antik Dekor, Milliyet Sanat, Mimarlık, Skala, Artist, rh+sanat, Evrensel Kültür, Tombak, Kolaj Art, This year, she is a boarding member of AICA, Turkey. e-mail: nilguneyuksel@gmail.com

Yorumlar kapatıldı.