
II – Milo Venüsü’nün Kolları[1]
28 Haziran 1890
Çeviren: Deniz Gökduman
Milo Venüsü yeniden güncel hale geldi. İlahi mermer, bir an için, haberlerin ve köşe yazılarının konusu oldu. Louvre’daki galerinin derinliklerinden, Paris sosyetesinin genelde yalnızca tiyatro kadınlarına ya da gülümsemeler satan ve giysileri tarif edilen, kaçamakları gazetelerin magazin köşelerinde anlatılan kadınlarına ayırdığı ilgiyi çekmeyi başardı. Bu beklenmedik tanıtımı, tanrıçanın M. Ravaisson’a[2] borçlu olduğunu söylemek gerekir. M. Ravaisson, Milo Venüsü’nün duruşunu savaş tanrısı Mars’ın varlığıyla açıklamayı düşündü. Birkaç belge ve ustaca varsayımlarla heykel grubunu yeniden oluşturdu, eksik olan kolları yeniden tasarladı. Elde edilen sonuç Enstitü’nün giriş salonunda sergilendi.

Bu ilginç bir fikir, ancak başarılı bir fikir değil. Eğer bu Mars ve Venüs diyalogu, yalnızca akademisyenlere bir bilgi sunmak amacıyla yeniden kurulmuşsa, olabilir. Bu girişime kısa süreli bir merak gösterilir, sonra unutulur gider. Fakat mesele şahesere nihai biçimini kazandırmaksa, bu boşuna bir çaba olur. Milo Venüsü böyle kalmalı ve kalacaktır: Tek başına ve kolsuz. Paul de Saint-Victor’un[3], o nefis yazarın, İnsanlar ve Tanrılar[4] adlı eserinde yazdığı dizeleri hatırlayalım:
“Tanrıçayı iki bin yıldır bir buğday tarlasında gömülü olduğu yerden küreğiyle çıkaran Yunan köylüsü kutsansın! Onun sayesinde Güzellik düşüncesi yüce bir düzeye erişti; plastik dünya kraliçesini yeniden buldu. Onun ortaya çıkışıyla nice sunaklar çöktü, nice büyüler yok oldu! Kutsal kitaplardaki tapınakta olduğu gibi, tüm putlar yüzüstü yere kapandı. Medici Venüsü, Capitoline Venüsü, Arles Venüsü, ayağa kalkan ve onları geride bırakan iki kez Zafer kazanmış Venüs’ün önünde boyun eğdiler.”

Medici Venüsü, (M.Ö. 1. yüzyıl), Uffizi Galerisi, Floransa 
Capitoline Venüs, Yeni Saray – Capitoline Müzeleri, Roma 
Arles Venüsü
Bu, özünde bir hakikattir ve etkileyici bir şekilde dile getirilmiştir. Flörtöz, şuh, yapmacıkça mahcup Venüsler —ki bunların örneği Medici Venüsü’dür— Milo Venüsü sanat dünyasında tahta geçtiğinden beri arka sıralara düşmüştür. Ona Mars ile bir diyalog zorlamak, onu tahtından etmektir. Bu kılıç taşıyan miğferli yoldaşa ihtiyacı yoktur. Bu askeri figürü silahlandırmak, onun yüceliğini eksiltir. Belki de gerçekten böyle bir duruşta, savaş tanrısıyla birlikte tasarlanmıştır. Ne önemi var? Şans, işleri iyi yürüttü; o kendini beğenmiş savaşçıyı ortadan kaldırdı, hatta muhteşem heykelin kollarını da kırdı. Böylece Venüs artık Yunan mitolojisine ait olmaktan çıkar, özel bir role sıkışmaz, en yüce düzeydeki genellemeleri ve simgeleri temsil etmeye başlar.
Saint-Victor, çoğu zaman yanlış anlaşılan idealizmi ve dar estetik anlayışıyla, bu yüce mermerde bir zerre et bulunmamasını övgüyle karşılar. “Bu görkemli çizgiler,” der, “hiçbir benzerliği tekrar etmez; zarafetin güçle donandığı bu beden, zihnin soyutlamasını ortaya koyar. Bu beden, bir kadının varlığından değil, bir düşünceyle beslenmiş erkek bir zihinden doğmuştur.” Aynı düşünceye tekrar döner: “Bu görkemli bedende bir iskelet yoktur, bu kör gözlerde yaş yoktur, bu gövdede, bitkilerin öz suyu gibi sakin ve düzenli akan bir kan dışında hiçbir iç organ yoktur.” Ancak Venüs’ün herkesin bakışında aldığı görünüm bu tamlıkta değildir. Elbette, o uyumlu ve ebedidir; evet, artık sentezleşmiş ve hükümran bir figürdür. Ama aynı zamanda, bugüne dek vücut bulmuş en canlı kadın suretlerinden biridir. Bir fizyolog bu heykelde eleştirilecek hiçbir şey bulamaz; organların yerini tanır, iskeletin sağlamlığına hayran kalır, kanın dolaştığını, nefes alıp verildiğini, yaşamın işlediğini görebilir. Evet, kolların olmaması belki de daha iyidir. O eşsiz gövde böylece daha net bir biçimde görülür. Düşünce, tüm arzuların yöneldiği bu varlığı —kıpırtısız ve değişmez kalanı, kucaklamayanı ve kendini sunmayanı— çok daha eksiksiz bir biçimde tasavvur edebilir: Hayatın ebedi cazibesi olan Yüce Güzellik’tir.
[1] Gustave Geffroy, La Vie Artistique, E. Dentu, Éditeur, Paris: 1892
[2] Jean Gaspard Félix Lacher Ravaisson-Mollien: (23 Ekim 1813 – 18 Mayıs 1900), Fransız bir filozof, ‘muhtemelen 19. yüzyılın ikinci yarısında Fransa’nın en etkili filozofu’ idi.
[3] Paul Jacques Raimond Binsse de Saint-Victor, daha çok Paul de Saint-Victor olarak bilinen, Fransız deneme yazarı ve edebiyat eleştirmenidir.
[4] Paul de Saint-Victor’un Hommes et Dieux (İnsanlar ve Tanrılar) adlı eseri, 19. yüzyıl Fransız estetik düşüncesini yansıtan denemelerden oluşan bir kitaptır. Eserde mitoloji, sanat tarihi ve klasik ideal güzellik anlayışı üzerine edebi bir üslupla yorumlar yapılır. Saint-Victor, Antik Yunan tanrı ve tanrıçalarını alegorik biçimde ele alarak, sanatın evrensel ve zamansız boyutuna vurgu yapar.
