Gustave Geffroy: Sanatsal Yaşam V (Eugène Carrière)

Share Button
Eugène Carrière, Uyanıış: Annesinin Öpücüğü (1899), T.ü.y.b. 94 cm x 120 cm. Puşkin Müzesi, Moskova.

Gustave Geffroy[1]: Sanatsal Yaşam V[2] (Eugène Carrière[3])

10 Nisan 1891

Çeviren: Deniz Gökduman[4]

Buraya girerken gördüğümüz bu çizimler, cam altına alınmış bu siyah ve kırmızı karalamalar, sürekli bir çalışmanın, durmak bilmeyen bir düşünce etkinliğinin göstergesi. Bunlardan yalnızca birkaçı hareketsiz kılınmış, sergi duvarına asılmış. Gerisi ise inanılmaz sayıda: Her yere dağılmış gevşek yapraklar halinde, dostlara verilmiş, çocukların ellerinde yırtılmış, karton kutuların korumasına sığınmış, çekmecelerin derinliklerine gömülmüş ya da masaların, yerlerin üzerinde hışırdayan ve hafif, en küçük bir esintide sonbahar yaprakları gibi havada uçuşan sayısız kâğıtlar.

Daha da var ve durmadan artıyor; dün de vardı, yarın da olacak, hiç dinmeyen bir akış halinde. Carrière bakar, düşünür – çizer; tıpkı başkaları bakar, düşünür – yazar gibi. Bir çizgi ve bir lekeyle canlandırdığı, kişisel işaretiyle damgaladığı bu beyaz, gri, mavi kâğıtlar, durmadan eklediği ifadeler defteridir; sayfaları saatler gibi birbirini izleyen, ayrı ayrı yapraklardan oluşan yaşamının kitabıdır; zihninin ve yüreğinin günlüğüdür; olayların anlamının ve düşüncelerin nüanslarının yansıdığı berrak bir büyü kitabıdır. Hayat üzerine böyle not alır ve bu notları çok yakınında, bildiği şeyler üzerinde, kendine yakın insanlar üzerinde alır. Hayal gücünün şiirini ve yeteneğinin kaynağını sınırlı bir alanda bulur; bir odanın ışığında ve gölgesinde, bir lambanın altın halesinin altında yer alan dünyayı gezerek sonsuza yolculuk eder. Konuşur, dalgına dalar, hayal kurar, ciddidir, neşelendirir ve görür. Güvenen ya da çekingen yüzler görür; gecenin karanlığında solgun ya da pembe olan tenler, hayatın duruşlarını ve yükselişlerini, kapanan göz kapaklarını, bakışların parıltılarını, alınların hüznünü, gülümsemelerin aydınlığını görür. Duygular belirir, geçer, birbirini izler, hareketli yüzlerde birbirini getirir. İnsanlığın bir tarihi şekillenir: Yeni doğmuş, yüzü yaşlı ve buruşuk bebekten, kelimeleri ve hareketleri deneyen, berrak gözleriyle aydınlığı içine çeken diğer bebeğe; kadının siluetinin çizilmeye başladığı ince kızdan, yaşama kaygısının bedenleştiği anneye kadar. Kıpırdanan içgüdüler, düşünceler, tutkular; toplanan duygular; el kol hareketlerinden ve duruşlardan, hızlı hareketlerden, ani ürpertilerden, yavaş ritimlerde, uzun dinlenişlerden sezilir.

Eugène Carrière, Belleville Tiyatrosu, (1895), T.ü.y.b., 220 cm x 490 cm., Rodin Müzesi, Paris.

İşte bu sessizlikleri ve ritimleri, bu hareketleri ve duruşları çizer ele geçirir. Onları kâğıt üzerinde, kararlı bir elle, yolundan emin bir kalemle sürdürür. Hiç kesintiye uğramayan bu çeşitlilikten bir parça, bu sonsuz belirtilerden bir bölüm yakalamaya çalışır. İçsel güç tarafından canlandırılan biçimler, ışığın etkisiyle durmadan değişen biçimler, sayısız birleşimlere dönüşür. En yetenekli göz, en çevik parmaklar bile bunlardan yalnızca birkaçını fark edebilir ve saptayabilir. Carrière acele eder, tüm ustalığının gücüyle bu değişken, bu kadar zengin, bu kadar karmaşık hayatı izler. Çok şey görür ve çok şey toplar. Eseri şimdiden anlamlı çizgilerle, temel görünümlerle bol bol donatılmıştır. Birkaç sürtme, birkaç baskın ton belirtisiyle, çok uzakta gördüğü, bir pişmanlık gibi uzaklaşan ya da bir anı gibi kendisine yaklaşan silueti yeniden canlandırır. Yüzleri yakınlaşmaya ve belirginleşmeye zorlar. Bir ayrıntıyı yakalar: Gözlerin aralığını ya da yakınlığını, karanlığını ya da akışkanlığını, sertliğini ve değerli taş parlaklığını ya da göz bebeğinin yumuşak ve güzel çiçek halini, bir kaşın kıvrımını, bedensel yumuşaklığı, ince bükülüşü, ateşli özlemi, bir ağzın sıkı sıkıya kapanma çizgisini. Elleri de eşsiz bir biçimde temsil eder. Orada duran, birkaç kalem darbesiyle sınırlandırıp şekillendirdiği bu eller, en kusursuz sanatçıların krokilerinde anlatılan en ünlü ellerin yanına yerleştirilebilir. Carrière onları gerçekten özel bir varoluşa sahip ve karakter açığa çıkaran olarak görür. Onlarla iradeleri ve yumuşaklıkları, eylemin enerjilerini, kayıtsızların kibirli teslimiyetlerini, boyun eğenlerin yenilgilerini anlatır. Zarif, asil, sonsuz dokunaklı, sinirlilikle titreyen, itiraf fısıldayan elleri bilir. Çocukların kısa ve tombul ellerini, kadınların ince ve hayalperest ellerini tüm inceliğiyle okşar. Uzun bir emeğin ardından dinlenme halindeki yaşlılık ellerinin önünde duygulanmış bir saygıya kapılır.

Eugène Carrière, Düşünceli Adam, (1901), T.ü.y.b., 33,6 cm x 41 cm., Cleveland Sanat Müzesi, Cleveland, Ohio.

İşte buradalar, bu çizimler, işte buradalar, başkalarının hayatına karışmış bir hayatın bu sırları, ellerin, ağızların, gözlerin, hareketlerin, gülümsemelerin, gözyaşlarının bu sezişleri. Bu, eserin önsözü ve özeti. Öyle oluyor ki bu birkaç yapraktan, bu araştırmalardan, bu hazırlıklardan bahsederken, aynı zamanda onları izleyen şeylerden de bahsedilmiş oluyor: Kalıcı ışığın öyle yumuşakça parladığı, sıradan hayatın uzamda ve zamanda derinleştiği, gölge örtüleri ve görkemli aydınlık giyindiği, yüksek sentezlere ulaştığı bu güzel karanlık tablolardan. Orada Carrière, içindeki hayatın anlamını ortaya çıkarmayı tamamlar. Şefkatli ve trajik varoluşu anlatır, canlı varlıklar çıkarır ortaya, geçip gidenleri sıralar, yaratıklarda belirsiz umutları ve sezilen melankolileri harmanlar. Güne yeni açılmış gözlerde karanlık bir alev titrer. Kadife göz bebekleri ve gül rengi ağızlar, karanlıkta çoktan kederlenen nefis gülümsemeler taşır. Ama sanatçı çocukları güldürür, kızları gülümsetirken, üstün bir kavrayışla annelerin yüzünü ağırlaştırır, kaygılarını vahşi endişeye yöneltir. Bunlar, öngören, korkan ve bilinmeyene karşı homurdanan dikkatli ve kuşkucu dişi aslanlardır. En küçüğü kucaklayarak, kararsızın adımlarına rehberlik ederek, büyüklere bakışlarıyla konuşarak, kaderin savaşlarının verildiği tehditlerle yüklü trajik atmosferde dolaşırlar. Orada tutkulu bir hayat sürerler, âşık kadınların coşkularını harcarlar, tüm bedenlerini bir öpücüğün ileri atılışına yöneltirler, gözlerin kapandığı şiddetli ve acılı sevinçleri içlerinde toplarlar. Bu kadın yüzlerinde Carrière tutkuların tüm ıstıraplarını geçirmiştir. Büyük sanata, biçimlerin ve ifadelerin özetine, genel düşüncelerin güzelliğine ulaşmıştır; aynı varlıklarda dünü yarına birleştirerek, kaçıp giden geçmişi ve çok çabuk geçmiş olacak geleceği çağırarak kavrayışlı bir şair olmuştur.

Gülümseyen çocukların, hayal kuran genç kızların, eylem hâlindeki annelerin ressamı olsun; incelediği, uzun uzun baktığı herkese ait, bir tuval üzerine yazılmış şaşırtıcı biyografilerle onları kendilerine açığa çıkaran, unutulmaz ifade portreleri çizsin. Bunu her zaman biçimin gücüyle, modelleme bilgisinin sağlamlığıyla; ressam, çizer ve armonist olarak sahip olduğu tüm nitelikleriyle yapsın. Sanatının maddi yönü bundan zarar görmeden, zayıflamadan; buna karşın düşünsel kaygılar taşısın ve anlaşılmak için entelektüel suç ortaklarına seslensin. İfadesinin keskinliğiyle, acılı ve yüce zarafetiyle, hayatın titreyen ve esrarengiz derinliklerine düşündürmeyen tek bir tablosu yoktur. Ve bu, karmaşık metafiziği olmayan bir hayattır, çözülecek ince bilmeceler sunmaz, hepimizin hayatıdır, çok yakın, kapalı, aynı anda hem yoğunlaşmış hem açılmış, şehir konutlarımızda, yığılmış binalar ve muazzam kalabalık geçişleri ortasında düzenlenmiş sessizlik köşelerinde. Gelin bakalım ve anlayalım; şu tuhaf gerçeği fark edelim: Bu tutkulu büyük sanatçı hiçbir zaman bir gökyüzü resmetmemiş, bulutlar geçirmemiş, güneşi parlatmamıştır. Belki de bu yüzden, ateşli ve isyankâr sırların ve temaşaların bu denli güçlü ve şefkatli olduğu; sevincin böylesine acılı, kederin ise bu kadar gizemli göründüğü bu esrarengiz hakikatlerden birine sahip olunur.

Eugène Carrière, Piyanist, (yaklaşık 1900), T.ü.y.b., 104,8 cm x 88,9 cm., Bristol Şehir Müzesi ve Sanat Galerisi.

Yüce bir ruhun merhameti ve şiddeti, derin bir zekânın kavrayışı—işte bu yapıtlar da bunları ortaya koyar; onlara böylesine ağırbaşlı bir anlam kazandıran ve gelecekteki önemlerini belirleyecek olan da budur… Ah sevgili Carrière, dostum, işte burada bir ressamdan söz eden bir eleştirmen olarak bulunuyorum; ama anıların, konuşmaların, tartışmaların ve uzlaşmaların akışı, zihnime bu tabloların her biriyle birlikte hücum ediyor. Bu yapıtlar, ruhun ve yeteneğin paralel bir gelişimini işaret ediyor. Bu çerçevelerin içinden düşünceler, duyumlar yükseliyor; yaşam, sanatla iç içe geçiyor. Kendimizi yeniden görüyorum: Banliyönün yemyeşil caddesinde, evin çevresindeki küçük bahçede, akşam ışıkları altında; gecenin ve sessizliğin içinden geçen sokak yürüyüşlerinde ve orada, Bretagne’da, insanı sarsan denizin karşısında… Eleştirimi unutuyorum—ya da daha doğrusu, onu sürdürüyor ve onu, yaşamının tanıklarından ve yol arkadaşlarından biri olarak doğruluyorum.


[1] Gustave Geffroy: (01 Haziran 1855, Paris – 04 Nisan 1926, Paris), Fransız gazeteci, sanat eleştirmeni, roman yazarı ve tarihçi. Geffroy, Académie Goncourt’un on üyesinden biriydi.

[2] Gustave Geffroy, La Vie Artistique / Sanatsal Yaşam, E. Dentu, Éditeur, S. 29 – 37, Paris: 1892

[3] Préface du catalogue de l’exposition de tableaux esquisses et dessins, de M. Eugène Carrière, chez Bousso Valadon, boulevard Montmartre, du 13 avril au 02 mai 1891.

[4] Deniz Gökduman: (1976 – ), Türk ressam ve Trakya Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü Öğretim Üyesi

Share Button

Hakkında monet

KolajART, çağdaş sanatın güncel üretimlerini, eleştirel düşünceyi ve sanat yazarlığını bir araya getiren bağımsız bir çevrim içi sanat platformudur. Dergi, 2013 yılının Kasım ayında Dekolajart adıyla kurulmuş, ancak bir takım yaşanan sorunlar nedeniyle 2014 yılının Ocak ayından itibaren KolajART adıyla yayın hayatını sürdürmeye başlamıştır. Türkiye’nin ilk plastik sanatlar odaklı çevrim içi dergilerinden biri olan KolajART, dijital ortamda sanat yazarlığı ve eleştirisinin gelişimine katkı sunan öncü yayınlardan biridir. Bağımsız ve kâr amacı gütmeyen bir web yayını olarak KolajART; sergi değerlendirmeleri, sanatçı söyleşileri, kuramsal incelemeler ve sanat tarihi perspektifinden yorumlarla Türkiye’de çağdaş sanat ortamına eleştirel ve düşünsel bir katkı sunmayı amaçlar. Farklı kuşaklardan sanatçıları, araştırmacıları ve sanat yazarlarını ortak bir tartışma zeminde buluşturan dergi, güncel sanatın eleştirel hafızasını oluşturmaya yönelik süreklilik taşıyan önemli bir dijital arşiv ve paylaşım alanı niteliği taşır.

Yorumlar kapatıldı.