Nilgün Yüksel: Zizek Üzerinden Bir Okuma Denemesi 3

Share Button

Öteki/Arka Pencere: Gözetleme Kulesinde Kim Var?

“Yemek harika Çin porselenleriyle servis edilirken, tren bir yan hatta bir kez daha durdu. Hemen yanlarında bir hastane treni bekliyordu ve yaralı askerler, gözlerini dikmiş, ranzalarından Hitler’in konuşmaya daldığı yemek odasının göz kamaştırıcı ışığına bakıyorlardı. Hitler birden bire başını kaldırdığında, ona bakıp duran huşu içindeki yüzleri gördü. Büyük bir öfkeye kapılıp perdeleri kapattırdı ve yaralı savaşçıları kendi kasvetli dünyalarının karanlığına gömdü.”(1)

Hitler’in düşman askerleriyle bir an gözgöze gelmesini anlatan bu öyküyü Zizek Öteki ile karşılaşmanın bariz bir örneği olarak açıklar. Hitler, burada yarattığı yıkımla Öteki üzerinden karşılaşmış ve ötekileştirme duygusunun açık tepkilerinden birini vererek öfkeye kapılmıştır.

Öte yandan benzer bir öyküyü Eric Fromm başka bir açıdan anlatır. Hitler’in  cephede ölü Nazi askerine bakarken yüzünün aldığı şekli, “Sevginin ve Şiddetin Kaynağı” adlı kitabında ölümseverlik duygusunun örneği yapar. Temelde Hitler’in yarattığı yıkım, bir şekilde onun bu sağlıksız duygusunun tatminine yöneliktir.

Hitler vagonda yemeğini yerken ötekinin bakışıyla karşılaşmıştır ve cephede çoktan ötekileştirdiği Nazi askerinin ölü bedenine bakarken aynı zamanda başka bir öteki olarak izlenmekte, yüzünün kaydı tutulmaktadır. Bu, göz göze geliş kaçmanın imkânsızlığına dair bir göndermedir.

Buna benzer bir karşılaşmayı Şükran Moral’in bir video çalışması üzerinden okumamız mümkün.

1Şükran Moral’in Contemporary İstanbul (2001)’de sergilenen video çalışması

Videonun başında bir yere tırmandığı izlenimi uyandıran bir çift kadın eli görülür. İlk yanılsama bu görüntü ile başlar. Bir sonraki karede karşımıza dikilen bir kadın değil, faredir. Fare bir süre etrafı koklar ve beklenmedik bir anda seyirciye döner. Bu, izleyicinin öteki ile karşılaştığı anın ilk şokudur. Bir farenin ekranın ardından sizi gözetlemesi tahmin edilemeyecek bir eylemdir. Hemen ardından ikinci şok gelir. Fare öfkeyle seyirciye tükürür.

Şükran Moral’in kadın üzerine yaptığı provokatif çalışmalarına bir örnektir aslında bu video. Gözetleyen izleyiciye, önce bir kadınla karşılaşacağı izlenimi verilir, sonra izlediklerinin ne olduğu sorgulatılır. Final ise ötekileştirilenin tepkisidir. İzleyici ötekiyle beklenmedik şekilde karşılaşmıştır.

“Hitchcock hakkında asla çok şey bilinmez.”(2) der Zizek ve yukarıdakilere benzer bir metafordan yola çıkarak onun “Arka Pencere” filmi üzerine bir çözümleme yapar.

Filmin kahramanı Jeff, karşı apartmanda sürekli gözlediği komşusunun (katilin) bakışıyla karşılaştığında film artık tek bir açıdan izleyen Jeff’in bakışından çıkar. Jeff, “öteki” ile göz göze gelmiştir. “Bu noktada Jeff tarafsız, alakasız gözlemci konumunu kaybeder ve olaya karışır, yani gözlemlediği şeyin parçası olur. Daha doğrusu kendi arzusunun sorusuyla yüzleşmek zorunda kalır.”(3)

2

(Her ne kadar gözetleyen yakalanma endişesi yaşasa da izlemeye devam eder. Onu vazgeçmekten alıkoyan eylemsizliğini perdeleyen fantezi, başka bir deyişle görüntü üzerinden yarattığı senaryodur. Arka Pencere’de, izlenen komşuların yaşadığı apartman, kahramanın senaryosunun dekoruna dönüşmüştür.)

3

“Bu büyülenme gücü nereden gelir? Karısını öldüren komşu, kahramanımız için neden arzu nesnesi işlevini görmüştür? Bunun olası tek bir cevabı var: Komşu, Jeff’in arzusunu gerçekleştirmiştir. Kahramanımızın arzusu ne pahasına olursa olsun cinsel ilişkiden kaçmak, yani zavallı Grace Kelly’den kurtulmaktır… Arka Pencere son tahlilde, bir cinsel ilişkiye girmekten fiili iktidarsızlığını bakış yoluyla, gizli gizli gözetleme yoluyla iktidara dönüştürerek kaçan bir öznenin hikâyesidir.”(4)

Ötekinin bakışından kaçmanın imkânsızlığı yargısını Zizek, Foucault’nun Bentham’ın “Panoptikon”u eğretilemesiyle açıklar. Açık seçik görülen bir gözetleme kulesinin olmasına karşın, öznelerin gözetlenip gözetlenmediklerinden emin olmamaları tehdit hissini barındırır. Buna rağmen kaçış, imkânsızdır.

Gözetlenme hissi öznenin kendini yeniden kurgulamasını getirir ki bu, zorunlu bir kurgulamadır. Kaçışın olmadığı yerde senaryo değiştirilir. Öte yandan gözetleyenin durumu ise bir tür eylemsizliğin doğurduğu fanteziye işaret eder.

“Arka Pencere esasen bir fantezi penceresidir. (Lacan resimde pencerenin fantazmatik değerine dikkat çekmiştir): Kendini eyleme geçmeye motive edemeyen Jeff (cinsel) eylemi belirsiz bir tarihe erteler ve pencereden gördüğü şey, tam da ona ve Grace Kelly’ye olabileceklerin fantezide çizilen resmidir.”(5)

Gözetlemenin başka bir aşırı boyutu bir Hollywood filminde yeniden karşımıza çıkar: Peter Weir’in “The Truman Show” filmi. Zizek “Time out of Joint”e de gönderme yaparak bu iki filmin temelinde “… geç kapitalist Kaliforniya tüketici cennetinin, tam da hiper-gerçekliği içinde, bir anlamda gerçek dışı, tözsüz, maddi ataletten yoksun olduğu deneyimidir.” saptamasında bulunur.

4

 

Aslında film, bir yandan çok kısa süre sonra hayatımıza girecek BBG evlerinin habercisi gibidir. Başkalarının kurgu hayatlarını gözetleme fikri (her ne kadar gerçekmiş gibi sunulsa da BBG evleri de birer kurgudur.) temelde her an yaşadığımız eksiklik duygusunun tatminine yöneliktir. Başka bir deyişle orada yaşayan karakterlerin görece farklı hayatları izleyici açısından birer arzu nesnesine dönüşür. Burada Zizek’in de belirttiği Lacan’ın dairesel hareketine geri dönelim. Aslında izleyicilerin çoğunun belli noktalarda izlediklerinden çok da farklı bir hayatları yoktur. Tatmin, kendi yaşamının benzerini izlemek ve küçük farklılıkları belirlemekte yatmaktadır. Öte yandan bu, hayatlarımızın birer kurgu olabileceğine dair yüzleşmeyi de beraberinde getirir.

“Gerçeğin çölüne hoşgeldin”. Larry ve Andy Wachowski kardeşlerin “Matrix” filminin mitolojideki rüya tanrısından esinlenerek yaratılmış Morpheus karakteri, Neo’yu böyle selamlar. Gerçeğin kurgusuna dair yapılan en uç örneklerden biridir bu film. Büyük bir kent dekoru içinde devinen toplumun bireyleri bir süre önce büyük bir nükleer felaket yaşadıklarını bile unutmuşlardır. Üstelik bu sistemde artık herkes gözetlenmekte, kontrol edilmektedir. Baudrillard’ın simülasyon kavramından yola çıkan Matrix filmi son noktada büyük bütçeli bir Hollywood filmine dönüşse de alt metninde postmodern dünyanın şizofreni ve yanılsamasına dair bir gönderme içermektedir.

5

 

Başka bir şekilde okursak büyük tüketim toplumu aslında hiç de ihtiyacı olmayan sözde gereksinimler üretmekte ve bunları birer arzu nesnesine çevirmektedir. Burada yeniden üç kavrama dönebiliriz. Marx’ın artı-değeri, Lacan’ın artı hazzı ve modern sonrası toplumun imkânsız fantezisiyle açıklanabilecek aşırı paranoyaları.

Zizek, medyanın terörizm paranoyasıyla bizi zaten bir bombardımana tuttuğunun ötesi bu tehdide libidinal bir yatırım yaptığının altını çizer. Tam da bu noktada 11 Eylül gerçekleşen imkânsız fanteziye dönüşür. “… yani Amerika bir bakıma fantezisini kurmuş olduğu şeyi elde etmiş oldu ki en büyük sürpriz de buydu.”(6)

Zincirlerimizden kurtulmak ya da en azından kurtulmadan kurtulmak zorunluluğumuzdan söz eder Nietzsche. Elbette her olgu ya da kavram, karşıtı ile birlikte var olur. David Fincher’ın “Dövüş Kulübü”nde kahramanın, patronunun önünde kendini dövdüğü bir sahne vardır. Bu kendine dövme çalışmadan para almak için patronuna yaptığı şantajdır. Öte yandan böylesi bir ileri gidiş (kendine zarar verme ve zarar gördüğü için suçlama) aynı zamanda bir tehdidi barındırır. Zizek, Jim Carrey’nin oynadığı “Ben, Kendim ve Sevgilim”deki benzer bir sahneyi de örnekleyerek kendini dövme eylemine ilişkin kısmi nesne yorumunu yapar. “… Deleuzcu terimlerle ifade edersek, bedensiz bir organa (bedenin organsız zıddına) dönüşmüştür. Bu, her iki filmde de kahramanın dövüştüğü ikiz figürünün sırrını çözer: Kahramanın ideal egosu olan ikizi, hayali/görünmez halüsinasyonel varlık, basitçe kahramana dışsal değildir – faydası, organlarından birinin (elin) otonomlaşması olarak kahramanın bedenine kazınmıştır. Kendi kendine eyleyen el, öznenin arzusunun diyalektiğini hiçe sayan dürtüdür. Aslında dürtü, ölmeyen bedensiz bir organın ayak diremesidir, daimidir ve cinsel farkın düzleminde, öznenin kendini özneleştirebilmesi için kaybetmek zorunda olduğu, Lacan’ın lamellası(7) gibidir.”(8)

 

6

7

Dövüş Kulübü’nde baştaki önerme filmin finalinde de desteklenir. “Bu bizim arzumuz.” der, ikizi kahramana. Oysa kahramanın arzusunu gerçekleştirmek için önce ikizini yok etmesi gerekmektedir. Başta artı hazzın yok edilişine ilişkin ortaya çıkan ikiz figürü, tam da karşı çıkışı arzu nesnesine dönüştürür ve gerçek anlamda zincirlerinden kurtulmanın tek yolu önce o aşırılaşmış parçayı kaybetmektir. Finalde kahraman ikizinin ardından tüketime ilişkin olan finans merkezlerini de yok eder.

8

Finalde bir anlığına görülen penis ise libidinal ekonomiye net bir göndermedir. Artı hazzın simgeleri filmde yerle bir edilmiş, kahraman amacına ulaşmıştır.

Şimdilik… 

Dipnotlar:

1.William Craig, Enemy at the Gates, Harmondsworth, Penguin Books, 2000, s. 153

2.Slovaj Zizek, Yamuk Bakmak: Popüler Kültürden Lacan’a Giriş, çev. Tuncay Birkan, Metis Yayınları, İst. 2005, s. 97

3.Slovaj Zizek, Yamuk Bakmak: Popüler Kültürden Lacan’a Giriş, çev. Tuncay Birkan, Metis Yayınları, İst. 2005, s. 127

4. Slovaj Zizek, Yamuk Bakmak: Popüler Kültürden Lacan’a Giriş, çev. Tuncay Birkan, Metis Yayınları, İst. 2005, s. 127

5. Slovaj Zizek, Yamuk Bakmak: Popüler Kültürden Lacan’a Giriş, çev. Tuncay Birkan, Metis Yayınları, İst. 2005, s. 128

6. Slovaj Zizek, Kırılgan Temas, Hazırlayanlar: Bülent Somay, Tuncay Birkan, çev. Tuncay Birkan, Metis Yayınları, İst. 2006, s.294-295

7.Yok edilemeyen yaşam desteği olan libido örtüsü. Canavarımsı libido nesnesi.

8.Slovaj Zizek, Sanat ya da Konuşan Kafalar, çev. Mine Yıldırım, Encore Yayınları, İst. 2009, s. 91

Kaynakça

  • Baudrillard, Jean, Simülakrlar ve Simülasyon, çev. Oğuz Adanır, Doğu Batı Yayınları, Ankara, 2006
  • Craig, William, Enemy at the Gates, Harmondsworth, Penguin Books, 2000
  • Ford Debbie, Işığı Arayanların Karanlık Yanı, çev. Semra Ayanbaşı, Akaşa Yayınları, İst. 2001
  • Fromm, Eric, Sevginin ve Şiddetin Kaynağı, çev.Nalan İçten -Yurdanur Salman, Payel Yayınları, İst. 1994
  • Lentricchia, F.- McAuliffe, J., Katiller, Sanatçılar ve Teröristler, Çev. Barış Yıldırım, Ayrıntı Yayınları, İst. 2004
  • Pamuk, Orhan, Cevdet Bey ve Oğulları, İletişim Yayınları, İst. 1998
  • Zizek, Slovaj, Yamuk Bakmak: Popüler Kültürden Lacan’a Giriş, çev. Tuncay Birkan, Metis Yayınları, İst., 2005
  • Zizek, Slovaj, Kırılgan Mutlak, çev. Mehmet Öznur, Encore Yayınları, İst., 2003
  • Zizek, Slovaj, Kırılgan Temas, Hazırlayanlar: Bülent Somay, Tuncay Birkan, çev. Tuncay Birkan, Metis Yayınları, İst. 2006
  • Zizek, Slovaj, Sanat ya da Konuşan Kafalar, çev. Mine Yıldırım, Encore Yayınları, İst. 2009
Share Button
Nilgün Yüksel

Hakkında Nilgün Yüksel

1999 yılında Ege Üniversitesi Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. 2002 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü Batı Sanatı ve Çağdaş Sanat alanında yüksek lisansını tamamladı. 2011’de YTÜ Sanat Tasarım Fakültesinde doktoraya başladı. Tombak, Genç Sanat, Türkiye’de Sanat, rh+sanart dergilerinde yazı işleri ve editörlük görevlerinde bulundu. Tombak dergisinde Osmanlıca metin çevirisi yaptı. Türkiye’de sanat ve rh+sanart dergilerinde güncel sergiler üzerine düzenli eleştiriler yazdı. Sanat ve diğer disiplinler, müze ve sanatsal oluşumlar üzerine özel dosyalar hazırladı. Plastik sanatlar alanında jüri üyelikleri ve danışmanlık yaptı. Sanatçılar üzerine monografik kitaplar kaleme aldı. 2010 yılında Çağla Cabaoğlu Galeri işbirliğiyle Şangay Uluslararası sanat fuarına gidecek serginini küratörlüğünü yaptı. 201-2012 yılları arasında yönetmen Semih Kırmemiş ile Bedri Rahmi Eyüboğlu belgesel filmini yaptı. 2014 yılında sanat öğrencilerine burs sağlamak amacıyla üzerinde dört yıl çalıştığı, “Sanat Objesi Olarak Sanatçı” adlı proje sergisini hayata geçirdi. Bugüne kadar plastik sanatlar alanında 300’ün üzerinde makale kaleme aldı. Türk ve yabancı sanatçılara özel kataloglar yazdı. 2010 – 2011 eğitim döneminde özel Aydın Üniversitesinde Sanat Sosyolojisi dersleri verdi. 2012’te İTÜ’de öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladı. Kültür araştırmaları, sanat teorileri, güncel sanat, eleştiri pratikleri üzerinde çalışmakta, güncel eleştiri yazıları kaleme almakta, kendi alanında ders vermekte, editörlük, sanat danışmanlığı ve küratörlük yapmaktadır. **** Nilgün Yüksel is an art historian and freelance art critic, lives and works in İstanbul. She has been working in a departmant of fine art, İstanbul Technical University. She curated exhibitions such as “Tree of Life” (for Çağla Cabaoğlu Art Gallery, Shangai Art fair ) and “Artist as an Art Object” (sponsored by Yapı Kredi Private Banking). She worked as an editor and art critic at art magazines such as Tombak, Türkiye’de Sanat, Genç Sanat, rh+sanart. She made a documentary film about Turkish artist Bedri Rahmi Eyüboğlu (with director Semih Kırmemiş). She has written monographies about Turkish artists and numerous articles in national art magazines such as Türkiye’de Sanat, Gençsanat, Artdekor, Cosmolife, Antik Dekor, Milliyet Sanat, Mimarlık, Skala, Artist, rh+sanat, Evrensel Kültür, Tombak, Kolaj Art, This year, she is a boarding member of AICA, Turkey. e-mail: nilguneyuksel@gmail.com

Yorumlara kapalıdır