Doç.Dr. Ulaş Başar Gezgin: İstanbul Öyküleri Üzerine

Share Button

ulasbasar@gmail.com

Doç.Dr.Ulaş Başar Gezgin

Ulaş Başar Gezgin

Semih Gümüş’ün derlediği İstanbul öyküleri kitabında çeşitli yazarların İstanbul’a ilişkin öyküleri biraraya getirilmiş.

Hüseyin Rahmi (1864-1944), ‘İstanbul’da Bir Frenk’ adlı öyküsünde İstanbul’a ziyarete gelen bir Batılı turistin yanlış anlamaları dolayısıyla Eminönü çevresindeki pazarı birbirine katmasını mizah dolu bir dille anlatıyor. Bugün de yaşanabilecek, olay ağırlıklı bir güldürü.

Ömer Seyfettin (1884-1920), ‘Aşk Dalgası’ adlı öyküsünde yüz yıl önceki İstanbul’da kadın-erkek rollerine ilişkin gelenekleri eleştiriyor. Öykü, çoğunlukla bir eleştirel monologdan oluşuyor. Bu, kurmaca açısından başarılı bir monolog.

Sait Faik’in (1906-1954) ‘Kınalıada’da Bir Ev’ öyküsü, merak üstüne kurgulanmış bir aşk anlatısı. ‘Alemdağ’da Var Bir Yılan’, belli bir olay örgüsü olmayan, yazarın iç dünyasına yönelen, denemeye yakın, lirik anlatımlı bir öykü. ‘Dolapdere’ öyküsünde, Sait Faik, Dolapdere’nin en karanlık sokaklarına bile ulaşıp yeraltı yazını tadı veriyor. ‘Yüksek Kaldırım’da ise, sokak satıcılarını, atıcıları, fok göstericilerini vb. betimliyor. Son olarak, ‘Balıkçısını Bulan Olta’, oltacılığı konu alan kısa bir öykü.

Refik Halid Karay (1888-1965), kitapta İstanbul’a çöl sıcağı sürgünlerden bakan bir öyküyle (‘İstanbul’) ve yine İstanbul’a uzaktan, bir kasabadan bakan ‘Garaz’ adlı öyküyle yer alıyor. Birinci öyküdekinin tersine, ikinci öykünün başkişisi İstanbul’a gider; ancak bir şehirli olma çabası boşunadır. Ola ola sonradan görme olur.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun (1889-1974) ‘Döşeli Oda’ adlı öyküsü, bir İstanbul öykü seçkisine en az uyan öykülerden biri. Öyküde, bir öğrenci ile o yokken haftanın iki günü onun odasını gizli aşkları için kullanan aşıkları görüyoruz; ancak burada İstanbul yok.

Nahid Sırrı Örik (1894-1960) ‘Bir Gün Annemle Babam Konuştular’ başlıklı öyküsünde, İstanbul’un çeşitli ilçe ve semtlerinde geçen çocukluk ve ilk gençlik anılarına yer veriyor.

Ziya Osman Saba (1910-1957), ‘Bıraktığım İstanbul’ adlı öyküsünde İstanbul’daki yaşantısını anı biçimselliğinde aktarıyor. Satırlarından müthiş bir İstanbul sevgisi akıyor. Anlattıklarını elbette başka bir kentte yapması olanaksız. Ancak, onun betimlediği çokkültürlü İstanbul’un başka kültürlerle yer değiştirerek bambaşka bir duruma geldiğini de not etmeli. Dolayısıyla, Saba’nın İstanbul’u tarih olduğu için artık erişilmez; ancak yazında yaşayabilir ya da ansiklopedilerde… ‘Yaz Gezintileri’ ve ‘Kış Gezintileri’ öykülerinde Örik’inki gibi, İstanbullu çocukluk anılarını görüyoruz. Peki İstanbul’u anlatmak için çocukluğa gitmek neden? Çünkü İstanbul, o zamanlarda da bugün de hızla değişiyor. Yazarlar İstanbul’un çocukluk hâllerini yetişkinlik hâllerine yeğliyorlar.

Orhan Kemal (1914-1970), ‘Yandan Çarklı’ adlı öyküsünde İstanbul’un bol çocuklu yoksul kiracılarını konu alıyor.

Haldun Taner (1915-1987), ‘Sebati Bey’in İstanbul Seferi’ adlı öyküsünde, Maltepe’de yaşayan bir çiçeksever olan Sebati Bey’in tohum almak üzere Saraçhanebaşı’na gidişini anlatıyor. ‘Dürbün’ öyküsü asıl konuya giriş biçimiyle ilgili uyandırıyor. Öyküde dürbünün Moda çevresindeki özel yaşama etkilerini görüyoruz.

öykülerde istanbul

Cihat Burak (1915-1994), ‘Geçmiş Zaman Olur ki, 1946’ adlı öyküsünde daha az nüfuslu, sakinlerinin daha görgülü olduğu eski İstanbul’a özlem duyuyor. 2. Paylaşım Savaşı’nın sonunda İstanbul daha maddiyatçı olur. Tüketim ve köşeyi dönmek yüce değerler sayılır. Kıyı yağması da arsa spekülasyonu da bu döneme denk geliyor. Görüldüğü gibi Cihat Burak’ın öyküsü, İstanbul’u çeşitli toplumbilimsel verilerle birlikte sunmasıyla diğer öykülerden ayrılıyor. Ancak bu öykü de kurmacadan çok anıya yaslanıyor. Öykü, “Ne oldu bu Beyoğlu’na?” diye bitiyor. Eskiden hâlâ iyiydi. Bugünse, kentin kültür mekânı olmaktan çıkalı çok oluyor…

Sabahattin Kudret Aksal (1920-1993), ‘Ev ve Ölü’ adlı öyküsünde, daha önce andığımız yazarlar gibi, İstanbul’u çocukluk anıları üstünden anlatıyor.

Zeyyat Selimoğlu’nun (1922-2000) ‘Denizlerin, İstanbul!’ adlı öyküsü, 3. tekil kişiden anlatım dolayısıyla, önceki öykülerin çoğundan ayrılıyor. Öykü, İstanbul’un kumsallarını karşılaştırıyor. Kimi zaman gerçeküstüleşen, söz oyunları ve esprilerle dolu kendine özgü biçemiyle öne çıkan bir öykü. Sait Faik öykücülüğündeki gibi denemeye yaklaşıyor, yer yer onunla kesişiyor.

Oktay Akbal’ın (1923-2015), ‘Güneşli Günleri Özleyerek’, ‘Köprü Üstü’, ‘Son Vapur’, ‘Hey Vapurlar, Trenler’, ‘Kavaklara Hiç Gittiniz mi?’ ve ‘Köprünün Orta Yeri’ öyküleri, olay örgüsü belli belirsiz olan, denemeye yaklaşan kısa metinler. Oktay Akbal da aşırı göç nedeniyle İstanbul’un bozulduğunu düşünen eski İstanbullulardan.

Bilge Karasu (1930-1995), ‘Beyoğlu Üzerine Metin’ adlı öyküsünde, evleri ve kadınları konu alıyor; İstanbul, öyküsünde geri planda kalıyor. Dolayısıyla adı dışında seçki için uygun bir öykü olmayabilir.

Demir Özlü’nün (1935) ‘Beyoğlu’nda Bir Öğle Vakti’ adlı öyküsü, Beyoğlu betimlemeleriyle öne çıkıyor. ‘Lena’yı Niçin Seviyorum’ adlı öyküsü ise, Beyoğlu’nda geçen sıradan bir ikili ilişki anlatısı…

Füruzan’ın ‘İskele Parkları’nda adlı öyküsü bir anne-kız ilişkisi anlatısı.

Onat Kutlar’ın (1936-1995) ‘Ustaların Düşüşü’ öyküsü eski zamanlara bir özlem, hızla unutulmaya bir isyan niteliğinde.

Tezer Özlü (1943-1986) ‘Café Boulevard’da Cihangir’deki bir kafeyi ve ziyaretçilerini konu alıyor.

Mustafa Balel’in (1945) ‘Bir Avuç İstanbul’ öyküsü, çocukluk anılarına dayanan anlatılardan.

Erendiz Atasü (1947), ‘Toz’ adlı öyküsünde İstanbul’un taşını duvarını konuşturuyor; Beyoğlu’ndaki ticari dönüşümü konu alıyor. Bugün onun beğenmediği Beyoğlu’nun kat kat daha kötüsü var. Öte yandan, öykünün satır aralarında sanki yabancı düşmanlığı seziliyor.

Feyza Hepçilingirler’in (1948) ‘Haydarpaşa – 19:35’ adlı öyküsünde bir Bekçi Murtaza tadı var, fakat bu Murtaza’nın duygusal paleti daha geniş.

Işıl Özgentürk (1948), ‘Çınaraltı Değişti mi?’ adlı öyküsünde İstanbul Üniversitesi’ndeki siyasi öğrencilik yıllarına gidiyor; okuru Çınaraltı’na götürüyor.

Hulki Aktunç’un (1949-2011) ‘Beyoğlu’nun Kirli Tarihi’ öyküsü, denemeye yaklaşan bir bilinç akışı çalışması.

Semra Aktunç, ‘Ortaköy’ adlı öyküsünde eski bir aşk anısına yer veriyor. ‘Dön Florya Kuşu’nda ise, bir kuşu arıyor, ona sesleniyor. İçten, coşumcu bir anlatım.

Nedim Gürsel’in (1951) ‘Sevgilim İstanbul’u, İstanbul’a hitaben yazılmış bir mektup niteliğinde.

Feride Çiçekoğlu (1951), ‘Son Bir Kişi’ adlı öyküsü boyunca bilinmeyen bir kişiliğe yönelik olarak siz dili kullanıyor. Çocukluk anılarıyla başlayan öykü, yazarın dolmuş sürücüsüyle sohbetleriyle sürüyor. ‘Son İstanbul’ öyküsünde ise, eski İstanbul’a özlem var. Bu öyküde de çoğunlukla siz dili kullanılmış. Bunların dışında kitapta 3 öykü daha var.

Kitaptaki öykülerin önemli bir bölümü birincil tekil kişiden yazılmış anılara dayanıyor. Daha kurmacasal öykülerle kitap daha da çeşitlenecekti. Böyle bir çeşitlilikte, anlatının üç ögesi (ortam, olay, kişilik) düşünülürse, üç tür İstanbul öyküsünden söz edebilecekti: İstanbul’u betimleyen öyküler; İstanbul’da geçen olayları anlatan öyküler ve İstanbullu kişilikleri konu alan öyküler. Cihat Burak ve Zeyyat Selimoğlu’nun öyküleri, birinci türe; çocukluk anılara dayanan öykülerin çoğu ikinci türe; Onat Kutlar’ın İstanbullu tiplemeleri ise üçüncü türe örnek olabilir.

Kurmaca olarak daha çeşitli olsa daha iyi olabilecek seçki, yine de İstanbul ve öykü severler için önerilir…

Kaynakça

Gümüş, Semih (haz.) (2000). Öykülerle İstanbul. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

 

Share Button
Doç.Dr.Ulaş Başar Gezgin

Hakkında Doç.Dr.Ulaş Başar Gezgin

1978 İstanbul doğumlu Gezgin, Türkiye, Vietnam, Tayland ve Malezya’da 17 yıl ders verme deneyimine ve Yeni Zelanda (doktora), Avustralya (ortak proje) ve Latin Amerika’da (gazetecilik) araştırma deneyimine sahip bir akademisyen-yazardır. Araştırma ve öğretim konuları, iletişim, psikoloji, eğitim bilimleri, şehir plancılığı, Asya çalışmaları vb. gibi geniş alanları kapsamaktadır. Eğitimini Darüşşafaka, Boğaziçi Üniversitesi, ODTÜ ve yurtdışında tamamlayan Gezgin’in yayınlanmış 14 kitabı, internette yayınlanmış 16 elektronik kitabı, yayınlanmayı bekleyen 5 kitabı olmak üzere toplam 35 kitabı ve çok sayıda kitap bölümü, makalesi, gazete yazısı ve yazınsal çalışmaları bulunmaktadır. Akademik çalışmalar dışında, çeşitli dergi ve gazetelere köşe yazıları yazmakta; şiir, şarkı sözü, şarkı, deneme, yazınsal inceleme, öykü, film öyküsü, film çözümlemesi, masal ve roman türlerinde yapıtlar vermekte ve çeşitli ülkelerden şairleri ve şarkıcıları Türkçe’ye kazandırmaktadır. Son dönem çalışmalarına yazın ve toplumbilim tartışmalarıyla yüklü güncelerini de katmıştır. Çalışmalarını Orta Vietnam kenti Hoi An’da, 1983’de babasının ölümünün ardından 2017’de yitirdiği annesinin anısı için oluşturduğu Edibe Gezgin Sanat Evi’nde sürdürmektedir. 1990’dan bu yana tüm yapıtlarının dökümü için bkz. Gezgin Kaynakça (1990- ) https://www.slideshare.net/dr_gezgin/gezgn-kaynaka

Yorumlara kapalıdır