Utku Varlık: Sanatta Aşama, Megalomani ve Mekân

Share Button

1

Artık insanın “hayal kutusu”nu sanki düşen bir uçağın “kara kutusu” misali arayacağız; düş bozgunu gibi “modern hinlik” başını almış gidiyor. Bir sanrının kendi şok boyutunda gerçekleşmesi hayal olmaktan çıktı. 3D – üçüncü boyut- çoktan aşıldı; CAO – bilgisayarın yönetiminde lazer sistemiyle baskı, MJM – modelage -, SLA – stéreolithographieApparatus – vs.  Bir kartpostal boyutundan kitaba; kitaptan tuvale, bir imgenin makul bir boyuta ulaşması bizim bakış açımızla orantılıdır. Oysa  büyük tuvalleri boyamak, devasa objeleri kurgulamak için yine sanatçının devasa mekânlara ve bunun siparişini verecek güçlü bir – sponsora – kendisini destekleyecek global bir – medya – ya gereksinimi var. İşte bu açılım içinde bir star sistem oluştu. Tüfeğin bulunması sonucu bozulan “mertlik” gibi, günümüz sanatçıları giderek belki bu boyuta girerek; tuvaliyle cebelleşen mütevazı ressamı tarihe gömdüler. Bizde bile asistanlarıyla çalışan, belki sözünü ettiğim tekniklerin boyutunda değil ama el değmeden üretilen, sipariş vererek gerçekleştirdiği yapıtını “contemporary” fuarlarında satışa sunan, modernlik fenomeniyle kafasındaki “virtuel”i pazarlayanlar; tekdüze bir görücü prototip yarattılar: bakan ama görmeyen, yargılamadan -daha doğrusu anlamadan –  satın alan, koleksiyoner olduğuna “ikna” edilen. Özellikle de ülkemizde “müzayedecilerin” dümen suyunda bu sanat oyununun geleceğinden şüpheliyim! Bu oyunun global açılımında, yöneten ülkelerin sanatı bir propaganda olarak empoze etmek adına yaptıklarına “sanat savaşları” diyebiliriz.

2

Geçen yıl Paris, Fondation Cartier’de Cai Guo-Qiang gösterisi, sanki çocukluğum naif panayırlarının asrımıza uygulanması gibi bizi şaşırtmak amaçlı ama izlediğim kadar artık kimse şaşırmıyor; anlamıyorum; gözlerdeki doymuşluk nedense bana bir şeyin sonunu geldiğini fısıldıyor: “..artık şaşırtamayacaksın!”. Önceleri Japonya’da “pyrotechnique” – havai fişek- ve barut üstüne araştırmalar yapan sanatçı, daha sonra bu öğrendiklerini sanatla kesiştirerek, gösteri anlamında -daha çok “şov” benzeri gösteriler- ancak hayalin erişebileceği boyutlarda “entalasyon’larla” sürdürüyor. Kısa bir süre sonra Venedik Bienali’nin ona getirdiği sükseyle,  Pekin Olimpiyatları’nın “havai fişek” gösterisiyle, modern müzelere; Mass Moca, Guggenheim, Fukuoka, Cartier Paris vs…  Olağanüstü boyuttaki “enstalasyon”lar, megalomanin sınırlarını zorluyor.

3

Bu sanatçının hayal gücüyle, hayalin büyük boyutlarda gerçekleşmesine yine günümüzün bir mucizesi diyebiliriz. 3D tekniği ile yaratılan aslını aratmayan objeler, enstalasyon olarak müzelerin büyük mekânlarında elbet şaşırtıcı işlevlerini yapacaktır. Ne yazık sanatın anlamı yalnız şaşırtmak değil, onun öğreticiliği ve gizeme kucak açan olağanüstülüğü. Artık sirkler nasıl çocukların albenisinde değilse, müzelerde yapılan bu tür şamatadan da bıkacağız.
4

Cai -Guo’nun Japonya’da öğrendiği “havai fişek” uzmanlığı; barutu babasının malı gibi kullanma yeteneğini ve ona ünlü müzelerin kapısını açıp, “şov” yapma olanağını tanıyor. Büyük boyut tuvalleri yere serip, içi sıvı boya dolu baloncukları barutla patlatarak, rastgele oluşan leke, lavi, beneklerin yarattığı tablolar elbette bir anlam, bir tat, ve boya kalitesi içeriyorlar. Büyük boyut tuvaller şasilere gerilip sergilendiğinde, şovu görmeyenleri şaşırtıyor ama! Evet bir ayrıcalık bu; canı sıkılan müze yöneticilerinin kapılarını bu tür “şamata”ya açmalarını anlamıyorum!

5

Madrid Prado müzesi de Cai-Guo’nun önlenemez keşfinin tuzağına düşmüş; güya sanatçının Buen Retiro sarayına “harp ve sulh” içeriğinde yaptığı gönderi – şov – bile, bu mekânlara duyduğum saygıyı silemiyor. Tekrar müzeye girip, gizlice Zurbaran’ın tuvalinin önünde eski çağların çekim alanına giriyorum!

6

Sanatçının bu entalasyonunda kavram saptaması ne olursa olsun; ben bir kez bile içeriğini düşünmedim. Bir süre izledikten sonra sergi sonucunda bunu nereye götürecekler, hangi araç taşıyabilir, daha sonra sergilenme söz konusu ise, o sürede saklanabileceği mekân, yeniden kurgulandığında, öncekiyle bağlantısı vs…

7

Genellikle iklim değişiklerinin doğayı altüst etmesi sonucu kentlerde bile yaşadığımız köklerinden sökülmüş bu ağacı böyle bir mekâna; bilmiyorum hangi olanaklarla sokup, kavramlaştırmak biraz gülünç. Ai Weiwei gibi Çinlilerin bize bu denli moral öğretisi biraz absürt!

8

Cai Guo’nun asıl uğraşısının “havai fişek” olduğundan söz etmiştim. Bunu sanata uygulayıp, “ephemer”(geçici) bir şovla plastik sanatlara yeni bir bağlantı yapıyor. On dakika sonra onun renkli bulutları yok olacak, geriye kalan görseller ona gelecek olimpiyat oyunlarında, daha başka açılımlar getirecek!

10

Şimdi bende kalan izlenim, virtüel sınırları zorlayan bir filmin etkisine özgü kısa bir bellek, tını ve de  aklımda kalan ona benzer bir merak, daha çok bunları gerçekleştiren atölyeler, teknik elemanlar, ortada dönen para ve de sanatçının payı. 21 yüzyılın başında yaşanan bu histeri kısa bir süre sonra tüketilecek, “conceptuel”in son günleri bence. Tüm bu sorunlar giderek “accumulation”, ( birikme ve yığma)  gerçeğiyle karşılaştığında, ileriye dönük, bizi bekleyen “kaos”tan kimsenin haberi yok. Paranın açılımıyla sürekli alınıp, bir gün değerini ölçebileceğimizi sanarak depolara yığdığımız “sanat eserleri, kendi kendilerini yok etmeden kanımca çöp olarak kaderlerini bulacaktır. Örneğin: Louvre Müzesini Fransa’nın kuzeyinde Lans kentinde de açtılar ama gereken sükseyi bulmadı, belki de Arapların para boyutlarına ulaşamadığı için. Konu müzenin açılımı değil; Paris Louvre Müzesi, asırlardır depolarında biriken 230 bin tuval, obje, heykel, tüm aklınıza gelebilecek sanat eserini yine Lans kentinde özel olarak kurulan yeraltı “bunker” lerine (sığınaklarına) taşıyor. Seine nehrinin daha önce taşma tehlikeleri bu eserlerin çoğunu rutubet nedeniyle yıpratmış. Görünenin yani çağdaş adına bugün yapılanların, kullanılan malzemenin, devasa boyutların geleceğini hayal etmek zordur. Paranın ve uluslar üstü sanat lobilerinin yıprattığı, kanayan hayal gücümüzü kendimize saklayalım.

 

 

Share Button
Utku VARLIK

Hakkında Utku VARLIK

Sanatsal eğitimine 1961 – 1966 yılları arasında Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Sabri Berkel atölyelerinde başlayan Utku Varlık daha sonra oyma baskı (gravür) ve taş baskı (litografi) atölyelerinde devam etmiştir. 1970 yılında Paris´e gitmiş, 1971 – 1974 yılları arasında Güzel Sanatlar Ulusal Yüksekokulu´nda George Dayez ile, 1973 – 1975 yılları arasında da Cachan Atölyesi´nde taşbaskı çalışmıştır. Sanat çalışmalarına halen Paris´te devam etmektedir. İlk önceleri dışavurumcu anlatımla figürlerini biçimlendiren Utku Varlık, 1960 ve 1970´lerde dönemin politik yaşamından etkilenerek yaptığı resimlerinde de bu anlatım biçimini kullanmıştır. Sanatçı özellikle 1975´ten sonra dışavurumcu anlatımdan uzaklaşmış ve düşsel bir anlatım biçimine yönelmiştir. Sanatçı için figür, sürekli ve asal olan doğanın yaşayan öğelerinden biridir ve yansımasını doğada bulur.

Yorumlara kapalıdır