UTKU VARLIK, DEVE DİKENİ

Share Button

Şu sanatçı sözcüğünün bir tarifini yapalım öncelikle: SANAT, bir dildir; “düşünceler üreten”, YAZI, RESİM, YONTU, MÜZİK, FOTOĞRAF, SİNEMA… Sanatın içeriğine giren bir takım olguları katarsak sonuçta bir dışavurum, insana dair saptama, bilgi ve bilinçle içerik bağlantısını “hayal”den alan, beğeniye özgü bir yolculuk. Ama bu iç yolculukta sanatçı bireydir, ressam atölyesinde tektir,  gruplaşma gerektiren öteki sanatlarda yine kendi kurgusunu kendi yönetir; imza onundur. Sanatın belki görünmeyen yüzü ne kadar tecimsel olsa bile, onu pazarlayanların dümen suyuna girmez, Çağdaş Sanatı Desteklemek” adına bir “Zombieland” benzeri dernekler kurup, sanata eğilimli gençleri, daha sanat nedir kurgusundan uzak, sanatın ruh halinden habersiz, eli kalem.., fırça tutamaz çünkü okulunu saptırmışların bir “SEKT misali kafasını yıkamaz! Ne mene “Kavramsal Sanat” gibi bir can sıkıntısıyla gerçek sanatı bulandıranlara sözüm.  Bu kuruluşun adı “SAHA”. İşte bu ” VAKİT GEÇİRME DERNEĞİ”nin yeni yöneticisi Çelenk Bafra – GUIDE SPİRUTUEL – yeni görevine şu sözlerle başlıyor:

“SAHA, kâr amacı gütmeyen bir sivil toplum kuruluşu olarak, çağdaş sanatı destekleme amacında birleşen bir grup sanatsever tarafından 2011 yılında kuruldu. SAHA Derneğinde yüz kadar üyemiz ve kurumsal destekçilerimizin yanı sıra SAHA Studio destekçileri ve gençlerden oluşan SAHA + gibi paydaşlarımız sayesinde çağdaş sanat alanında faaliyet gösteren sanatçı, küratör, sanat tarihçisi ve eleştirmenlerin gelişim ve üretim ortamlarını ve uluslararası ağlarla etkileşimlerini geliştirmeyi hedefliyoruz.”

Sanki SHİVA – PURANA, ama kurgu bu kadar basit değil, organizasyon çok amaçlı; sırtını İstanbul Sanat Vakfına ve Saha’nın kurucuları Faruk ve Füsun Eczacıbaşı’na dayadığı için  “tuzu kuru”; tüm Bienal, Uluslararası İlişkileri de içine alan örgütlenmede medyatik sistemi de yönetecek başında olduğu Açık Radyo, belki yakında bir TV. Kanalı!

“Sanatçılar bu mekânı kişisel stüdyoları gibi kullanabilecek ve programın kendilerine sağladığı bütçeyle üretim, araştırma ve projelerini sürdürebilecekler. Altı ay boyunca devam edecek SAHA Studio, sanatçılara danışmanlık, geribildirim, yurtdışı seyahat ve birlikte öğrenme programları düzenleyerek profesyonel gelişim ve etkileşimlerine katkıda bulunmayı hedefliyor.

SAHA Studio’nun ilk yılında sanatçılar, misafir sanatçı programları konusunda deneyimli bir seçici kurul tarafından davet edildi. Küratör ve eğitmen Vasıf Kortun, sanatçı Hera Büyüktaşçıyan  ve SAHA Studio’nun direktörlüğünü üstlenen küratör Çelenk Bafra’dan oluşan kurul, seçim sürecinde SAHA’nın bugüne dek işbirliği yaptığı bağımsız sanat inisiyatifleri Ankara’dan “Torun”, Çanakkale’den “sub”, Diyarbakır’dan “Loading”, İzmir’den “Hayy” ve “Karantina”dan da sanatçı önerileri aldı. Değerlendirilen 15 aday portfolyosunda medyum ya da yaş kriteri gözetilmezken sanatçıların SAHA Studio imkânlarından yararlanma potansiyellerine, bireysel ve kolektif deneyimleri sayesinde yaratacağı etkileşime ve İstanbul dışından sanatçılara da fırsat vermeye dikkat edildi.”

Üstte ismini verdiği Guru: Vasıf Kortun, şunu anda aktif değil, bir futur (gelecek) müze yöneticiliğine hazırlıyor kendini; elinden bıraktığı SALT – Kavramsal Sanat’ın Vatikan’ı – kayıplara karışmış  – şimdilik “büst”ünü kullanıyorlar –  Conceptuel’in (Kavramsal’ın) geleceği üstüne de iyi niyetler fazla değil; zengin bankacıların daha başka sorunları olası gerek! Çelenk’in açıklamalarındaki enerji sonuna doğru “kalender” bir ton almaya başlamışsa, Saha’nın ne olduğunu da fazla kurcalamak gereksiz:

“Ağustos 2019-Şubat 2020 arasındaki ilk altı aylık döneminde “SAHA Studio”ya davet ettiği sanatçı ve küratörleri açıkladı. Davet edilen sanatçılar; İstanbul’dan Larissa Araz ve Sibel Horada, Ordu’dan Alper Aydın ve İzmir’den Özgür Demirci olurken, SAHA Studio’nun küratöryel programının ilk konuğu Meksika’dan Türkiye hakkında araştırma yapmak üzere gelecek küratör Alesha Mercado ile SAHA’nın  “De Appel Curatorial Programme” ile kurduğu yeni ortaklıkla on aylığına Amsterdam’a gidecek Naz Kocadere olarak belirlendi.”

“Türkiye’den dışarıya beyin göçü gerçeğiyle karşı karşıyayız. Türkiye’deki birçok entelektüel burada yeterli altyapıyı ve üretim ortamını bulamadığı için yurt dışındaki başka alternatifleri araştırıyor ve bunu zaten mevcut bağlantıları olanlar yapabiliyor. Biz daha çok sanatçının yerel ve uluslararası sanat alanına erişimini artırmayı hem de mevcut altyapıyı besleyip güçlendirecek mütevazi modeller kurmayı hedefliyoruz.”  diyor Çelenk Bafra ama hangi beyin-hangi göç? Kendisi aynı zamanda Arter / Dolapdere-Kasımpaşa’da da aktif olduğu için altyapıyı daha iyi bilmesi gerekiyor, ne yazık bu uluslararası “erişim” sanatın “snop” çevrelerce bir vakit geçirmesi, fazla paranın bir boşluğa aktarılması… Boş gezen yabancı küratörleri İstanbul’a davet edip hava basacaklarına, lüks baskılı ve İngilizce kompleksli çağdaş sanat dergilerinden çok ulusal yazarlarımızı, parasız yaşamaya çalışan genç şairlerimizi, güçlükle çıkartılan ve giderek yok olan edebiyat dergilerimizi yani bize özgü olanı korusalar – inançlarına özgü – sevaba girerler!

Peki benim dışımda kimse niye “çağdaş Sanat” kompleksine çomak sokmuyor?

                                                            MORAL  

Yanıt: Tanıdığım  “ketum” ressamlar, okumazlar, yazamazlar; onlar Bodrum’daki – Yahşi Baraz’ın kulakları çınlıyordur – villalarının havuzunda yüzerken, yeni sezon müzayedelerde kendi resimlerinin fiyatlarının nasıl yükselmesi gerektiğini ve İstanbul Modern’de yapacakları 75. yaş sergilerinin kutlamalarını düşlüyorlardır!

                                                           BELLEK

“İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından Cité Internationale des Arts’ta yürütülen Türkiye Atölyesi’nin 2020 misafir sanatçıları belirlendi.

Türkiye’den sanatçılara Paris’in en köklü sanat kurumlarından Cité Internationale des Arts’ta üç ay boyunca yaşama ve çalışma imkânı sunan Türkiye Atölyesi’nin bu yılki misafir sanatçıları Zeynep Kayan, Sevinç Çalhanoğlu, Büşra Tunç ve Eda Aslan olacak.

İKSV tarafından 2009’da Cité Internationale des Arts misafir sanatçı programında 20 yıllığına kiralanan Türkiye Atölyesi, farklı disiplinlerde çalışan sanatçılara üçer aylık dönemlerde Paris’te yaşama ve çalışma imkânı sunmaya devam ediyor.”

Yine Çelenk Bafra’nın yönetimi ve kontrolünde olan bu atölyenin tarihini çok az kişi biliyor, bunu kendine kalıcı kılarken, BU ATÖLYENİN NASIL ALINDIĞI KONUSUNDA hiç bir açıklama yapılmadı; kısaca:

1975’te iki yıl kalmak üzere girdiğim Cite Des Arts İnternational’e Paris Kenti Fondation’undan seçilmiştim, 147 ülke ve özel fondation’un 326 atölyesi olduğu bu sanatçı sitesinde Türkiye yoktu ama Ermenistan’ın iki, Tibet’in bir, İran’ın – Şah Banu – iki… Yani aklınıza ne gelirse… Ama bir Türk sanatçısının başvurmak için bir yabancı fondateur bulması gerekiyordu! Ünlü bir galeride çalışan eşim de aynı yıl buraya Sanat Yöneticisi – expo, konser – olarak girdi; Geneviéve Varlık. Daha sonra başka Türk sanatçıları da değişik dönemlerde başka fondationlarda burada kalırken, eşimin Türkiye’nin de bir atölye gereksinmesini aktüel kılmak üzere hazırladığı dosyaları Türkiye Büyük Elçilerine vererek Ankara’ya ulaştırmasını sağladık, yirmi yılda Ankara’ya 10 dosya gitti, Abidin Dino’yla Sakıp Sapancı’ya elden bir dosya verdik; bir türlü inandıramadık, bu arada yıllar geçiyor, eşimin burada çalıştığını duyan Türkiye’den gelen tüm sanatçılar Cite’ye girmek için önce bana geliyorlardı, çalışabilecek bir mekân bulmak ne kadar güç, arayan bilir! Bir gün arkadaşlarımız Banu Dicle – artık yok – ve Leslie Rigg’le konuşurken, bu konuyla ilgilendiler ve de Geneviéve tekrar bir dosya hazırlatıp Simit Fondation’u kurdular, bir süre sonra İstanbul Sanat Vakfı’nın ilgisine sunulan dosya gündeme girdi ve atölyenin satışı gerçekleşti. Tüm bu alış işlevinde İstanbul Vakfı’nın görevlendirdiği Çelenk Bafra sahneye girdi. Atölyenin açılış programına İstanbul’dan bazı gazetecilerin özellikle bunu duyurmak için geleceğini de bildirmişlerdi. Türkiye adına seviniyorduk ve açılışta Türkiye’den görevliler, birkaç diplomat, Simit Foundation ve de söylevler… Çelenk Bafra kendini tanıtmadı bana – farkında olmamak da bir ustalıktır, zorla güzellik olmaz – oysa tüm işlevler için eşimle çalışmıştı! Gelen gazetecileri sorduğumda; aynı gün Sarkis’in Beaubourg’da sergisi olduğunu, oraya gittiklerini söylediler, oysa onların seyahatini özellikle İstanbul Sanat Vakfı ödemişti. Birkaç gün sonra kanımca Radikal Gazetesi’nde Cem Erciyes’in Sarkis üstüne uzun bir yazısı çıkmış ama Cite des Arts’dan bir ses yok, özellikle bekliyorduk, Cite’nin kurucusu Madame Simon Bruneau’ya  göstermek için; çünkü  içinde olduğumuz için atölyenin yeri konusunda çok yardım etmişti. Gazeteciyi telefonla aradım ve gerekeni söyledim! Atölye’ye ilk gönderilenler, bugünkü gibi “Çağdaş Sanat” histerisi olmadığı için; Cite’nin galerileri ve olanaklarından çok faydalandılar, daha sonra malum: Banu’nun ölümünden sonra Çelenk Bafra tüm inisiyatifi eline aldı; kanımca şimdi Saha’nın Paris şubesi olarak işleve girecek! İstanbul Sanat Vakfının sanat filozofisi ne olursa olsun, bu atölyeye sanatçı göndermenin tarafsız bir jürinin seçiciliğinde olması gerekiyor, bu atölye Bafra’nın babasının malı değildir, sonuç olarak bir kez buna otuz yılını veren eşim Geneviéve Varlık’ın bu konudaki çabalarının altını çizmedi!

“Görsel sanatlar alanında, deneysel film, tasarım, performatif sanatlar gibi farklı disiplinlerde çalışan herkese açık olan başvurular arasından 2020 yılı Ocak-Mart dönemi için Zeynep Kayan, Nisan-Haziran dönemi için Sevinç Çalhanoğlu, Temmuz-Eylül dönemi için Büşra Tunç ve Ekim-Aralık dönemi için Eda Aslan seçildi

İKSV tarafından yürütülen ve 2029 yılına dek kesintisiz devam edecek misafir sanatçı programına katılacak sanatçılar Aslı Seven, Bige Örer, Çelenk Bafra, Deniz Ova, Özer Dicle, Pelin Uran ve Rüçhan Şahinoğlu’ndan oluşan yedi kişilik Seçici Kurul tarafından belirlendi.

“Başladığı 2009 yılından bu yana Türkiye’den 39 sanatçıyı misafir eden Cité Internationale des Arts, aynı anda ev sahipliği yaptığı 350 sanatçıya, tahsis ettiği kişisel atölyelerde iki aydan iki yıla kadar süreyle konaklama imkânı sağlıyor. Bünyesindeki sergi salonları, prova odaları, konser ve gösteri alanlarının yanı sıra, çeşitli atölyelerle sanatçılara kendilerini geliştirme ve aktif üretim yapma fırsatı sunuyor. Farklı coğrafya ve disiplinlerden sanatçıları ağırlayan kurumda Almanya’nın 20, İsviçre’nin 19, Çin’in 16, Japonya’nın 13, İran’ın 4 atölyesi bulunuyor.”

Doğrusu: 1965 de açılan Cité des Arts İnternational, kuruluşundan bu yana 16.000 sanatçıya ev sahipliği yaptı, 326 atölye – %70 atölye yabancı ülke ve fondationların – Kültür Bakanlığı, Paris Kenti vs. Sanatçı değişimi üç ayla bir yılı geçmiyor bu gün; oysa ben beş yıl kalmıştım.

Share Button
Utku VARLIK

Hakkında Utku VARLIK

Sanatsal eğitimine 1961 – 1966 yılları arasında Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Sabri Berkel atölyelerinde başlayan Utku Varlık daha sonra oyma baskı (gravür) ve taş baskı (litografi) atölyelerinde devam etmiştir. 1970 yılında Paris´e gitmiş, 1971 – 1974 yılları arasında Güzel Sanatlar Ulusal Yüksekokulu´nda George Dayez ile, 1973 – 1975 yılları arasında da Cachan Atölyesi´nde taşbaskı çalışmıştır. Sanat çalışmalarına halen Paris´te devam etmektedir. İlk önceleri dışavurumcu anlatımla figürlerini biçimlendiren Utku Varlık, 1960 ve 1970´lerde dönemin politik yaşamından etkilenerek yaptığı resimlerinde de bu anlatım biçimini kullanmıştır. Sanatçı özellikle 1975´ten sonra dışavurumcu anlatımdan uzaklaşmış ve düşsel bir anlatım biçimine yönelmiştir. Sanatçı için figür, sürekli ve asal olan doğanın yaşayan öğelerinden biridir ve yansımasını doğada bulur.

Yorumlar kapatıldı.